şükela:  tümü | bugün
  • ermişlerin, kendini ibadete, türlü yoğunluklara vermiş şahısların kafaya taktıkları, etrafına çarşaf gibi bi bez sarılı şapka, kafalık... vezirin de wardır sarığı, camii hocasının da, delinin de... hepsi bir çeşit yoğundur bunların...
  • türbanın türkçesi
  • sarik aslinda kefendir ve giyen tarafindan "dunyadan elimi etegimi cektim kefenimi basimda tasiyorum" mesajini insanlara iletmesi icin giyilir.
  • türkiye'de resmî diyânet görevlisi müftü, imam, vâiz, hafız ve müezzinler fes üzerine sarılı seyrek dokumalı (sargı bezi kıvamında) bir bez ve onun üzerine sarılmış kola* ince bir şeritten müteşekkil bir sarık takarlar. bu sarıklar kirlenmesin diye fesin üzerinden aşağıya sarkan ve sarığın altında kalan püskülden tutarak çıkarılıp takılır genellikle. bu, el kirini bir nebze engellese de secdegâh'ın tozu kiri zamanla ön tarafta leke yapabilir. ön taraf diyorum çünkü genellikle püskülün sarkan tarafı sağ tarafa ya da arkaya gelecek şekilde takılır, bir kaç seferden sonra içi karton olan fes kafanın şeklini alır ve ovalleşir, hep öyle takmak gerekir. bu kirlenme yüzünden naylonunu çıkarmayıp ışıkta parlayan, göz alan sarıklarla görev yapanlar da mevcuttur tabi.

    sarık ile ilgili olarak artık yapılmış en aptalca dalgınlık desem dalgınlık değil, mr. bean'vari iyi niyetli bir çırpınış diyeyim, başımdan geçmiş bir hâdise var ki, ne zaman aklıma gelse gülerim..

    1998 yazı idi. okulumuzun yakınındaki bir caminin imamı, öğle ve ikindi namazlarında gözüne kestirdiği beni yanına çağırdı ve, izne çıkacağını, 1 ay yerine bakıp bakamayacağımı sordu. ben kabul ettim. bana ezan okuttu, namaz kıldırttı, sorular sordu. testi geçince caminin anahtarının yerini falan gösterdi, şalterler nerede, klima nereden açılıp kapanıyor, cuma günü hasırlar nerede toplanıyor, cumadan önce camlar çerçeveler nasıl siliniyor, halılar nasıl ve ne aralıklarla süpürülmeli konularında brifing verdi. 1 aylık öğrenci mavi kartı ücreti karşılığında saat 11'de camide olacak, öğlen ezanına kadar camide ders çalışacak, öğle namazından sonra saat 14:00'teki bütünlemelere gidecek, bütünlemeden ikindi namazına kadar ertesi günkü bütünlemelere çalışacak, ikindiden sonra da camiyi kilitleyip gidecektim. zîrâ sanayi sitesi olduğu için sabah namazlarında cemaat olmuyor, akşam ve yatsı namazlarına da günlerin epey uzun olduğu yaz mevsiminde kimse kalmıyormuş.

    ilk iki hafta işler planlandığı gibi gitti. ikinci hafta sonunda bütünlemeler bitince camide canım sıkılmaya başladı ve kapı menteşelerinin vidalarını sıkıştırma, abdesthanenin musluklarına bakma vb. gibi işler icâd ettim. onlar da bitince hocaefendinin sarığının önündeki leke kafama takıldı; "öğle-ikindi arası şunu çözüp yıkayayım bari" dedim. demez olaydım. here we go...

    öğle namazı bittikten sonra sarığı alıp imam odasına götürdüm. ilk önce üst katman olan şeridi çözdüm. o kadar kolalanmıştı ki, plastik zannettim. "eheh" dedim, "tamam, bunu yıkadım mı iş biter"... elime sabunu aldım, bir güzel köpürttüm. köpüklü ellerimle plastik zannettiğim şeridi bir güzel ovalamaya başladım. o da ne... şerit ıslanınca kendini iyice salıp sanki bir ipliğe dönüştü. o da o alttaki bez gibi sargı bezi kıvamında seyrek dokunmuş bir bezmiş. overloklu olmadığı için bir de ip ip ayrılmaya başladı. o an kendimi mr. bean gibi hissettim.

    annemin mutfaktaki kavanozların üzerine yaptığı danteller vardı ve bunlar sert, şekilli dururlardı. anneme nasıl öyle sertleştiklerini sorduğumda sıcak şekerli suya batırdığını söylemişti. kimbilir, belki de benimle kafa bulmuştu, bilmiyorum, ama o çaresizlikle en azından denemeye değeceğini düşündüm. kettle'da su ısıtıp içine bol miktarda şekeri doldurdum, karıştırdım. suyu tabağa döküp şeridi tabağın içine yaydım. "sabaha kadar beklesin bu" dedim. ikindi namazı için camideki dolaptan başka sarıklar denedim ama hiç biri kafama uymadı. birini namaz süresince çekik gözlü olmak pahasına zar zor kafama oturtup idâre ettim ve namaz sonrası camiyi kilitleyip eve döndüm.

    ertesi sabah saat 11:00 civarında imam odasına girdiğimde gördüğüm manzara dehşet vericiydi. imkân olsaydı da o anki yüz ifâdemi görebilseydim. rowan atkinson'ın tahtını elinden alacak bir yüz ifâdem olduğundan yüzde 100 eminim. zîrâ odanın içinde bir karınca ordusu tabağa gidip geliyordu. tabaktaki suyun bir kısmı buharlaşmış, su yüzeyinin üstünde kalan şerit kısmı tamamen karıncalarla kaplanmıştı. hemen tabağı alıp güneşe çıkardım. karıncalar gidince yine sabunu alıp şeridi bir güzel yıkadım. kuruduktan sonra da sarmaya uğraştım, beceremedim. anlaşılan o ki o gün yine çekik gözlü olacaktım.

    annemin perdeler için aldığı ekstrafor rulosu aklıma geldi. akşam annemi ikna edip ruloya el koydum. kalınca şeridi boylamasına kesip iki ince şerit elde ettim.

    ertesi sabah bu şeritleri sarığın etrafına sararak nevi şahsına münhasır bir sarık elde ettim. bu sarık macerası bitince camideki başka hiç bir şeye el sürmedim ve geri kalan günlerde o sarıkla idâre ettim. hocaefendinin istanbul'a döneceği gün de kaçta geleceğini bilmediğim için sabah 11'de orada oldum. hocaefendi öğleden önce geldi ve emektar sarığındaki değişikliği hemen farketti ama bir şey demedi. bir dahaki gittiğimde de sarık cillop gibi olmuştu. sarık yeni değildi, fes eskiydi, aynı festi, merak ettim, dayanamadım sordum, "örnek mahallesi'nde fabrikası var bunun, götürdüm, makineye taktı bir çevirdi, 2 dakika sonra böyle tutuşturdu elime" dedi. yaşadığım macera gözümün önünden film şeridi gibi geçti o an... ellerimi uzattım sarığa doğru, "öyle kenarlarından tutma, tepesinden tut, yoksa çabuk kirleniyor" dedi. şeride ellerimi süremeden geri bıraktım. ama bir gün gidip elleyeceğim ve en azından 3 gün önceden elimle şekerli bir şeyi ellememiş olacağım.
  • islam şiarı değildir, çünki asr-ı saadette müşrikler de sarardı. hatta bisetten evvel de, peygamber efendimiz sarık sarardı. sarık peygamber efendimizin adet olarak yaptığı şeylere dahildir ki, bunlara sünnet-i zevaid denir...yapılmaması günah değildir...hatta bunların hiç yapılmadığı bir yerde bunları tatbik etmeye kalkmak, islam düşmanlarının kinini arttıracağı gibi fitneye sebeb olur...dolayısıyla terkedilmeleri gerekir...cahil tarikatçıların yapmalarına bakılmaz!
  • şârik: sirkat eden, hırsız.
  • aynı zamanda afyonkarahisar merkeze bağlı bir köy.
  • neden moda bir aksesuar olamadığına şaşırdigim şapka. yaratici ellerde bir akım bile başlatabilir.
  • esasında bir kefendir. aslı, bir insanı kefenleyecek kadar bir top türbandır. anlamı da "ben kefenimi kafamda taşıyorum ve ölüme her an hazırım" demektir.