şükela:  tümü | bugün
  • ibrahim bey yenilikleri ve teknolojiyi seven, ilgi duyan ve teknoloji konusundaki becerilerini hastane otomasyon çalışmalarına destek vererek gösteren biriydi. eğer tüm işlemler, tüm tektikler, tüm harcamalar bir ağ içinde herkesin ulaşabileceği hale gelirse şüphesiz dünya daha iyi bir yer olurdu. son günlerde daha da yoğun çalışıyordu otomasyon çalışmalarının hastaneye kazandırılması için ama bu çalışmalar sürerken internetten binlerce şarkı indirmeyi de ihmal etmemişti. odasına girdiğimde her zamanki gibi masasının altına sakladığı göbeğini yukarı çekerek ooo derdi. gel gel. sana yeni bir şarkı dinleticem. sanki geleceğimden haberi varmış ve beni zaten uzun zamandır bekliyormuş gibi her seferinde bıkmadan ''nerede kaldın yahu'' gibi söylediği ''gel gel'' beni hep hoşnut etti. iyi bir misafir ağırlama cümlesi idi bu ibrahim bey için. odasına hoş gelmediğini düşündüğü kişilere ''aaaa'' derdi. sen mi geldin? hoş geldin...
    hoş bularak odasına girdikten sonra bana son yapılan çalışmaları anlatırdı. emel hanımı sorardı. emel hanım otomasyon çalışmaları ile gelecek yenilikler yüzünden işleyiş üzerindeki kontrolü kaybetmekten korkuyordu. emel hanıma söyle yaw derdi. her şey daha anlaşılır ve daha kolay olacak. aradığı şarkıyı bilgisayarında bulamazken sigaramı üfleyip tabii ya derdim. konuşurum. konuşurum ama buraya geldiğim için gıcık oluyor ve ondan habersiz bir şeyler yapıyoruz diye endişe ediyor.

    ibrahim beyin dinlettiği şarkılar genelde çok eski grupların yıllar önce hit olmuş şarkılarını yeniden yorumlayan yeni gruplara ait olurdu. yıllar önce çok sevmiş olduğu bir şarkıyı şimdilerde yeniden yorumlanan versiyonunu zaten biliyor ve üstelik seviyor olmam onu mutlu ederdi. sahip olduğum müzik cd lerine çok saygı duyardı. bana dinletmiş olduğu eski şarkıyı yeniden yorumlayan grupların başka şarkılarını önerirdim. biraz dinler ve ''indir'' seçeneğine tıklardı. güzelmiş bu derdi ve gelen tabak boş gitmez biz de bakışıyla yine eskilerden çok sevdiği başka bir şarkıyı benim için açardı. bak ben bu şarkıyı çok severdim öğrenciyken falan derdi. camdan dışarı bakardı bazen ve camın önünde duran çam ağacının yeşiline o sessizce bakarken düşünürdüm. yetmişli yıllardan savaş karşıtı aşk dolu bir şarkı ile çam ağacına bakıp uzaklara giden ibrahim beyi düşünürdüm. sonra ibrahim beyi düşünürken arkadaşları gelirdi odaya uzun saçlarıyla ve ellerindeki pankartlarla. gözlükleri kocaman geniş paça pantolon giyen bu gençlerle oda dolup taşarken müziğin sesini biraz daha açıp bana gülümseyen ibrahim beyi izlerdim. ellerinde savaşma diye başlayan pankartlar taşıyan bir oda dolusu öğrenci ile sokaklara çıkardı gözlerim. sokaklarda gezerken savaş karşıtı olan yetmişlerin kocaman güneş gözlükleriyle eşlik ederdim onlara bir süre. elimizde savaşma diye başlayan pankartalara bakıp ibrahim abi bu pankarta neden savaşma yazıyor sadece diye sorardım. savaşma seviş olacak abi bu pankart. sadece savaşma yazmışsınız siz. şaşkın şakın bakardı taksim meydanında yetmişlerin kocaman gözlükleriyle. uzun saçlarını düzeltirdi. sadece gülümsediği sessizliğin içinde onu ve tüm arkadaşlarını sessizce anlamamı isterdi. ellerinde savaşma diye broşürler taşırken yaşadıkları ülkede tüm aşkların bekaret duvarlarıyla örüldüğü bir hücreden temiz atlet ve külot isteyen bakışları altında ezilirdim. sorduğum soru ile düşüncesizlik ettiğimi fark edip sustutuktan sonra etrafımıza örülmüş tüm duvarlara karşı bağırırdık hep beraber.

    savaşma. sevişşşşş. savaşma. sevişşşşş.

    tüm bu olan biten içinde açtığı şarkı biterken tekrar bakardım ibrahim bey ve arkadaşlarına. gerçekte çoğunun sevgilileri ile evlenmeden sevişemedikleri, hatta bırak sevişmeyi bazen görüşemedikleri bir ülkede açtıkları pankart ile zamanında ne kadar çok yalnız bırakılmış insanlarla beraber olduğumu bilirdim. savaşma... sevişme...savaşma...sevişme...

    şarkı bitince sevdin mi diye sordu ibahim bey şarkıyı. sevdim dedim ve gülümsedim. ibrahim bey bende olan ama kendisinde olmayan film ve şarkıları kendisine kopyalayarak her seferinde dünyada eşine çok az rastlanır bir şahesere nihayet kavuşan bir kolleksiyoncu kadar sevinirdi. tamam dünyanın en üş kağıtçı kolleksiyoncularındandı ama elindeki eserin şaheser olduğunu bilirdi. eliyle işaret ettiği çaya kafamla evet işareti yaparken aklıma turuncunun şarkısı geldi. turuncunun o gece beni koşarak bara soktuğunda çalan şarkı. eve döndüğümüzde sorduğu ama bende olmayan şarkı. o cd yığının içinde olmayan şarkı... ibrahim bey sende frankie vallie can't take my eyes of you var mı diye sordum. bir süre sessizce tavana bakıp vardı yaw o şarkı dedi. dur bi bakayım. vardı. vardı. ayrıca yoksa ne fark eder ki? ekranda açtığı uzun liste içinde gözlerini gezdirirken ulan ne çok şarkı indirmişim yahu dedi. indirdik bir sürü şarkı ama çoğunu daha dinlemedim bile. şarkı indirmekten şarkı dinleyemez olduk. gülümsedim. gerçekten seviyor olmalıydı bu kadar çok şarkıyı hiç durmadan bir bilgisiyarda biriktirmeyi. nasıl olsa beleş diyerek belkide hiç açmayacağı bir sürü şarkıyı bilgisayarında biriktiriyordu bir gün dinlerim diye. bir kitabı bitirmeye çalışırken aslında okuyamayan biri gibi şarkı biriktiriyordu. sindirmek dedikleri şey bu sanırım diye düşündüm. bir insan asla bu kadar şarkıya bir anda sahip olmamalı. bedava da olsa olmamalı. eskiden bir albümü vereceğim parayı da düşünerek satın aldıktan sonra o albümü almama neden olan şarkıyı defalarca dinleyerek eskitirdim. her dinlediğimde arkalara gizlenmiş ses ve enstrümanları keşfederdim. ardından sevilmesi için zamana ihtiyacı olan şarkıları severdim yavaş yavaş. o an içinde yaşadıklarım ile şarkılar birbirlerine girmeye başlar ve bir şarkı nerede ne zaman çalarsa çalsın beni bambaşka bir mekana ve zamana taşıyacak güce ulaşırdı. soğuk bir kış günü radyoda tesadüfen çıkan bir şarkı ile yazlık yolunu tutup camdan içeri giren rüzgarı duyabilirdim. çok sevdiğim birini göz yaşlarımla yeniden toprağa verebilirdim. bir şarkı gecelerce buruşan bir çarşafın kıvrımlarına değen saç tellerine hapsolabilir ve yıllar sonra bir bok çukurunda çalan bir şarkı ile yeniden seviştikten sonra tenime yapışmış saç telleri görebilirdim. nerede ne zaman ne yaşayacağım bazen sadece şarkılara bağlıdır benim. şimdi bir günde yüzlerce şarkı indiriyor ibrahim bey. bazen ben de indirip bir cd ye kopyalıyorum ve bir zaman sonra eskiden olduğu gibi şarkıların çoğunu isimleriyle hatırlayamıyorum. cd deki altıncı şarkı falan diye bahsediyorum şarkılardan. bu çok hoşuma gitmiyor ve hayatıma gelen her yeniliğin mutlaka bir şey götüreceğini yüzüme vuruyor. hah işte buldum dedi ibrahim bey. buldum senin şarkıyı. açsana dedim. oynat seçeneğine basıp sesini yükselttiğinde yoktum artık ben odada.