şükela:  tümü | bugün
  • ayse emel mescinin eski kocasi, nur surer'in yeni kocasi. alkazar sinemasinin eski ortagi, eski thkp-c'li, eski surgun... yani adam kisaca herseyin eskisi... ayse emel mesciden nur surer yuzunden ayrildiginda mesci'nin arkadasi hale kiyici nur surer'i istiklal caddesinin ortasinda yolmustu.
  • yamulmuyorsam sarp kuray'ın merkez komite üyesi olduğu illegal sol örgütün adı 16 haziran'dı. (iktidar yolu da olabilir) 80 sonrası bu ve arkadaşları diğer bir çok vatansever solcu gibi soluğu fransa'da aldı. bir kaç yıl boyunca lidercilik oynayan ve üniversitedeki gençlere telefonla uzun uzun talimatlar veren kuray, uzun yıllar fransa'da yaşadı. yurda döndüğünde adını ilk kez türk isnvest isimli finans kuruluşunun batışı sürecinde duyduk yeniden. sonra çeşitli "iş kollarında yer aldı". yurda döndüğünde elinde ciddi miktarda nakit para bulunduğu söylendi. ama asıl önemli olan söylenti bu paranın örgütün parası olduğu ve kuray'ın bu parayı iç ettiği söylentisiydi.
  • babam ve oğlum, bu kez kazanacağız
    ülkemizin gün be gün ağırlaşan ve derinleşen gündemindeki; inen kalkan cıa
    işkence uçakları, alt-üst kimlik tartışmaları, hasan cemal vakası, şişli
    adliyesindeki olaylar, ziyarete gelen cıa başkanı vb.. gibi tartışmalar
    ortasında pazar günü çağan ırmak'ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği "babam
    ve oğlum" adlı filme gittim. yaşantım boyunca sinema salonlarında bir filmi
    ikinci kez izlemeye gidiyordum. bir hafta önce, arkadaşlarımla birlikte
    gittiğimiz filmin sonunda sinema salonunu terk ederken "çağan ırmak'a bir
    teşekkür yazısı yazmak istiyorum, ne dersiniz?" diye sordum. filmden
    hepimiz çok etkilenmiştik. bende inanılmaz bir sarsıntı ve sevinç
    yaratmıştı. gözyaşlarımızı tutamamıştık. bizden sonraki seansa girmek üzere
    kapıda biriken insanlar, çıkışımızda hayretle yüzlerimizi inceliyorlardı.
    çünkü herkesin yüzü param parça ve gözleri yaş doluydu. işte "babam ve
    oğlum" a ikinci kez gitmeye karar verişim; bu yazıyı yazabilmek için daha
    dingin bir ruh haliyle filmi izleyebilmekti. ne gezer: yine aynı
    sarsıntılar içinde sinema salonundan ayrıldım; çıkış kapısında yine aynı
    manzara beni bekliyordu.

    ben sinema veya tiyatro eleştirmeni değilim. bu konuda da bugüne kadar
    hiçbir isteğim ve çabam olmadı. ülkemizde bu hizmeti başarıyla yapan
    ustalar da var. kırküç yıldır, doğrusu ve eğrisiyle devrimci mücadelenin
    içinde yer almış bir insanım. 12 mart ve 12 eylül gibi iki yenilgi okulunun
    içinden geçtim. coşkunun en yüksek olduğu 1960'lı yıllarda, devrimci
    gençlik olarak ülkemizdeki egemen güçlere baş kaldırdığımız süreçte,
    düzenle ve düzenin kurumlarıyla başlayan kopuşmanın her boyutuyla içinde
    yerimi aldım. bu kopuşma sürecinin en acımasız, en ağır bedelli yanının
    ailelerimizle ve özellikle de babalarımızla yaşandığını biliyorum. yine
    yaşayarak bir noktayı çok iyi biliyorum ki; bu acımasız kopuşmayı yaşayan
    bizler ağır badirelerden çıktıktan sonra "evlerimize", yani "baba
    ocaklarımıza" geri dönmüşüzdür. daha doğrusu sığınmışızdır. ve sevgili
    annelerimiz, bu kavganın ortasında yürekçe bizden hiç kopmadan uzlaştırıcı
    bir tavırla acının büyüğünü yaşamışlardır. bizler, babalarımızla ve
    annelerimizle gönül dolusu bir hesaplaşmanın içine girememiş, kırılan
    yürekleri tamir edememişizdir. kavgada hayatını yitiren arkadaşlarımızı
    düşünün. belki de çoğu aileleri ile küs gitmişlerdir. 1960'lardan buyana
    devrimci kuşakların hikâyesinin orta yerinde bu acı hep üstü örtülü bir
    şekilde sessizce durur. iki yıl önce sevgili babamı kaybettiğimiz günleri
    anımsıyorum. onun ölüm ilanının altında benim de özür cümlelerim yer
    alıyordu. ne yazık ki yaşarken yapamadığımı, gazete ilanı ile kapatmaya
    çabalıyordum. nafile, bu eksiklik yaşadığım sürece benimle hep sürüklenip
    gidecektir.

    işte çağan ırmak isimli genç bir insan bize dair bu gerçekliği duru, sade
    ve çok güzel bir anlatımla halkın önüne çıkarıverdi. devrimci mücadelenin
    sert ve acımasızlığı içinde gerilere itilmiş insan yanımızdan bir kesiti
    politik örgüsü ile birlikte ortaya koyuverdi. benim teşekkürüm bu
    noktadadır. "çemberimde gül oya" ile başlattığı bu çığır, "babam ve oğlum"
    ile daha güçlü ve insani bir boyuta sıçramıştır. yoksa benim açımdan
    avrupa'da onüç yıl süren ve hayatımdaki kayıp yıllar olarak
    değerlendirdiğim bir süreçte, 12 eylül faşizminin pençesinden çekip
    aldığımız, her çeşit imkanı sunduğumuz tiyatrocularla yaşadığımız pratik ve
    sonuçta yoğun emeğe yönelik oluşturulan çirkin bezirgan tavır, dedikodular;
    yani "sanatçı ayıbı" beni olağanüstü tepkili ve hiç yaşanmamış bir ruh hali
    içersine sokmuştur. bu çevreler konusunda umutsuzluğa yöneltmiştir. işte bu
    konuda da hiç tanımadığım çağan ırmak'a bir teşekkür borcum oluyor: benim
    içimde bir umudu yeniden yeşerttiği için ve bize dair hikâyelere insanca
    yanaşma metodunu bir sürü inkarcıya, rantçıya gösterdiği için.

    "babam ve oğlum" daki politik çerçevenin de çağan ırmak tarafından, ustaca
    ve hiçbir abartıya kaçmaksızın çok başarılı bir tarzda oluşturulduğunun
    altını çizmek istiyorum.

    her şeyimizi elimizden alan, üzerimizden bir silindir gibi geçen vahşi 12
    eylül rejiminin çirkin yüzünü sergileyerek başlattığı hikâyesinde, topluma
    büyük korku salan ve insanlarda telafi edilmez yaralar açan işkenceleri de
    sonuçlarıyla ortaya koymaktadır. sadık'ın oğluyla birlikte geri döndüğü
    kasabasında "evi", "eski arkadaşları","sevdaları" ile ilgili yaptığı
    değerlendirmeler, "eski yol arkadaşı"na aktardığı "arada kalmışlık" işin
    özüdür. yenilgi bizden alıp götürdükleri ile bir realitedir. 12 eylül de
    tarihimizin en karanlık ve en çirkin yüzüdür. yenilgiden sıyrılmamız ve
    çocuklarımızın bizi anlar ve savunur duruma gelebilmeleri, geçmişin doğru
    değerlendirmesinden ve insan yanlarımızın, haklılıklarımızın açığa
    çıkarılmasından geçmektedir. çağan ırmak'ın sinemada attığı bu güçlü adım
    hayatın her alanında yaygınlaştırılmalıdır.

    "babam ve oğlum"üzerinde basında çıkan yazıları da izledim. bir tanesi çok
    dikkatimi çekti ve beni heyecanlandırdı. ali kırca'nın, "kürt sorunu" ile
    ilişkili yaptığı "siyaset meydanı" nında; geri planlarını, asıl
    düşüncelerini örtebilmek amacıyla sempati ve demokrasi maskeleri takmış,
    ikna etmekten çok uzak "nöbetçi aydınların" oluşturduğu kurtlar sofrasında
    genç bir kadın gazeteci dikkatimi çekti. bana bir dağ çiçeği kadar temiz
    geldi. sonra milliyet gazetesinde ece temelkuranadlı bu genç gazetecinin,
    "babam ve oğlum" üzerine yazdığı "bu kez biz kazanıyoruz" adlı makalesini
    okudum. bakın genç kadın neler söylüyordu:

    "bakma, hepimizin bir 12 eylül' var cebinde. yaşanan acı toprağa sindi bir
    kere: o topraklarda doğacak çocukların omurgasına hakkedilmek üzere. hiç
    anlatmasanız bile doğarken o eski günahlarla doğuyor çocuklar, sonradan
    neden bu kadar mahzun olduklarını sorup öğrenmek üzere.

    bu yüzden "babam ve oğlum"a gidiyor o genç çocuklar, bu ülkede yaşamış iyi
    insanları, işkence edilmeden önce nasıl gülüyorlardı, nasıl seviyorlardı,
    görmek üzere.

    bu hayatta bir yanlışlık var, biliyor çocuklar. o yanlışlığın ne olduğunu
    anlatanı dinliyorlar. bakma sen, işe yaramaz bir kuşak ilan edilse de
    gençler, iyi anlatılınca, ülkelerine ve halklarına dair o acı-tatlı
    hikâyeleri hiçbir şeyi dinlemedikleri kadar içten dinliyorlar.

    ve elbette çağan ırmak. darbenin, düşünceyi, özgürlüğü, adaleti ve eşitliği
    yok ederken aslında iyi insanları ve iyiliği yok ettiğini bir kez daha çok
    iyi anlattığı için teşekkürler. daha anlatılacak çok hikâye var. değil mi
    çağan?

    biz, bizim kuşağımız daha yeni anlatmaya başladık değil mi? bizim elimizden
    kurtulamazlar değil mi? komşu teyzeler, üniversite kantinlerinde çocuklar
    bu filmden, bu hikâyeden birbirine bahsettikçe aslında biz kazanıyoruz
    değil mi?

    babalarımız ve annelerimiz için. bu ülkenin bütün iyi insanları için değil
    mi?"

    sarp kuray
  • eski ankara ve merkez valisi enver kuray'ın oğludur.
  • müebbet hapis cezasına çarptırılmış zat.

    aa-istanbul 9. ağır ceza mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuksuz yargılanan sarp kuray katılmadı. kuray'ın avukatı gürsel meriç, müvekkilinin beraatini istedi.
    davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sarp kuray'ı, kurucusu ve yöneticisi olduğu 16 haziran hareketi adlı silahlı örgütün türkiye cumhuriyeti anayasası'nı zorla değiştirip yerine marksist-leninist ilkeye dayalı bir sistem getirmek amacına yönelik olarak vahamet arz eden 30 ayrı eylemin talimatını verdiği gerekçesiyle eski tck'nın 146. maddesinin 1. bendi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.
    mahkeme heyeti, duruşmalardaki hal ve tavrını dikkate alarak sanığın cezasını müebbet hapse indirdi. kararla birlikte kuray'ın yurtdışına çıkışı da yasaklandı.
    mahkeme heyeti ayrıca, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar kuray'ın kamu görevi üstlenmesinin yasaklanmasına, seçme ve seçilme hakkını kullanmaktan men edilmesine, tüzel kişilik yöneticilik ve deneticilik görevlerinden, serbest meslek yapmaktan yoksun bırakılmasına da karar verdi.
    kararda, sanığın yurtdışından talimatını verdiği eylemlerden bazıları şöyle yer aldı: "metris askeri cezaevi'nden 29 kişinin kaçırılması, bahreyn havayolları binasının bombalanması, 12 ağustos 1987'de zeytinburnu siteler karakolu'nun silahla taranması, komiser yardımcısı halil paçaman'ın öldürülmesi, polis memuru akif maltaş'ın yaralanması, 10 eylül 1987'de shareton oteli'nin bombalanması, 6 aralık 1989'da kuruçeşme'de abd bandıralı bir yatın bombalanması, 22 ocak 1990'da türkiye gıda sanayi işverenler sendikası binasına patlayıcı madde atılması, 24 ocak 1990'da sanayi odası binasına boru tipi bomba konulması, ramada oteli ve citibank'ın bombalanması, 23 ocak 1990'da karaköy'deki istanbul menkul kıymetler borsası binasına konulan bombanın patlaması sonucu örgüt üyesi bir kişinin ölmesi, 3 eylül 1988'de beyoğlu'ndaki şahin pazarlama bürosunun soyularak cesim alagöz'ün öldürülmesi ile 2 ekim 1988'de kartal'da irfani tuncer'in öldürülmesi."
  • sarp kuray: 'darbeci paşalar istedi, bombaları patlattık' / cemal a. kalyoncu, iç. aksiyon, sayı: 579 - 09.01.2006

    (bkz: gotumuze girebilir tamamen alintilanmis koseyazisi/#9286040)
  • ibrahim ozkan tarafından

    "t.c devletine teslim oldun sarp……bunu ne biz ne tarih unutacak!!!!!

    sanma ki taslari baglayip kopekleri saldilar……
    simdi konusma sirasi bizde!!!!"

    şeklinde seslenilmiş zat.
  • zaman gazetesi'nden tamer korkmaz'ın yazdığına göre abdullah çatlı'nın fransa'da uyuşturucu iddiasıyla yakalandığında ilk aradığı kişi olmuştur sarp kuray.
  • hareketi ile birlikte shp'ye katılma kararı almıştır.
  • sarp kuray hakkında daha önce verilen müebbet cezası yargıtay tarafndan usûl yönünden bozulmuştu. ancak bugün görülen davada sarp kuray yeniden müebbet hapse mahkûm edildi.

    işin ilginci kuray 16 haziran hareketi örgütünün yaptığı eylemlerden sorumlu tutularak yani eni konu "marksist-leninist" örgütün lideri olmaktan mahkûm oldu ama aynı kuray misal nasrullah ayan ile birlikte borsada işlem yapan turkinvest'in ortağıydı. bunun gibi şirketleri bir araya toplayıp trend holding'i kurdular, holdingçilik oynadılar. bazı insanların parasını batırdılar vesaire...

    hadi solculuğu beceremedi, bari kapitalizmi yüzüne gözüne bulaştırmasaydı...

    http://haber.tnn.net/…_detay.asp?id=1986104&cat=gen

    en güzel hatırası ise şu olsa gerek:

    sarp kuray, bir gün heybeliada'da ismet inönü ile karşılaşır. inönü ona, "atatürkçü müsün, sosyalist mi?" diye sorar, kuray da "atatürkçüyüm" diye cevap verir. inönü'nün tepkisi ise ilginç olur: "mevhibe, gel gel. 'atatürkçüyüm' diyor. biz de 'hilafetçi misin, cumhuriyetçi mi?' diye sorduklarında 'hilafetçiyiz' derdik."