şükela:  tümü | bugün
  • sayısız kereler kurduğum çadırımın hemen üstünde yanıp sönüşünü hatırlardım onlarca defa kendisine gemiden baktığım gecelerde...
    ayakkabı, bisiklet ve motosikletimin ardından şimdi de karavanımın lastikleri altında ezilen feci keyifli toprak yolun sonunda bıraktığım gibi bekliyordu beni eski dost.
    çok arayı açmadan görüşmek üzere vedalaştım egedeki en uç ile...
  • ikibinoniki yılında, perseid meteor yağmurunu izlemek için gittiğim, ömrüm boyunca unutamayacağım iki gün yaşadığım -yanlış bilmiyorsam- ülkemizin en batısındaki deniz feneri.
    deniz feneri sapağında minibüsten inip, fenere kadar yürüdük. ha şurayı dönünce, ha şurayı dönünce diye diye fenere ulaştık. feneri görmek ne büyük mutluluktu,aman yarabbim... ayaklar olmuş pert... matlar açıldı, yemekler yenildi. gece çöktü, gökyüzü pırıl pırıl... ışık kirliliği çok az olduğundan, gökyüzü haritası her detayıyla görünüyordu. andromedayla da orada tanışmıştım.
    gecenin bi saatinde arkadaşım denize baktı. 'aaaaaa elektrik balıkları' dedi. tabii sevinç çığlıkları atıyoruz, bi yandan da düşünüyoruz 'ulan bu balıkların bu kıyıda işi ne' diye. sonra dürbünle baktık, bu sefer de 'ooooo çok büyükler' heyecanı sardı içimizi. ne zaman abilerimizin sesini duyduk, o zaman heyecanımız korkuya dönüştü... meğersem kafa fenerli zıpkınlı balıkçılarmış bizim elektrik balığı sandıklarımız. sonrasında çıt çıkarmadık tabi, bişey olsa cesedimizi bulamazlar.
    neyse, bu tehlikeyi atlattık sabah oldu. hop, bi araba, içinden üç kişi çıktı. onlar da balığa gelmişler. oraya yürüyerek geldiğimize inanamadılar, ne araba ne bisiklet ne motorsiklet olmayınca ikna oldular. beraber kahvaltı yaptık. kendimizi de, üniversiteden araştırmaya gelen hocalar olarak tanıttık. meteor yağmuru hepsi için yeni bi kavram, neden orası olduğunu anlatmak ondan da zor... neyse, balıkçı abiler gitti, çoban geldi. o gitti, bi kamyonet. trafik yoğunlaştı. kamyonetli abiye çoban söylemiş bizi. köye çıkacaksın aşağıda kampçılar var, onları da alıver diye. meğer bizim yürüdüğümüz yol oniki km.den fazlaymış... ve yürüyerek de çıkılamazmış.
    özetle, gidip görmeyi herkese tavsiye ederim. umarım gidenlerin de güzel maceraları olur.
  • denizci arkadaşımın “biz ilk denizden gördük” diye karadan götürdüğü fener. başka nereden görecektin dedim de güldük, neyse.
    karaburun yarımadasında. araçla ulaşabiliyorsunuz. ana yoldan girdiğiniz toprak yol bir rüzgar gülünün dibinden geçiyor, çalık enerjiye ait, bir rüzgar gülünün dibine kadar gitmek isterseniz bu yol üzerinde var.

    fenerler sonsuzluk hissi veriyor insana. denizcilere yardımcı olmasından başka hiçbir amacı olmayan yapılar. ulaşılması en zor, en uç noktalarda genelde ülkelerin. deniz ile arasına giremediğiniz bağda sonsuzluk hissi var.siz geçersiniz , deniz ve o kalır. siz görür gidersiniz, siz ölür gidersiniz o kalır. artık bu fenere ihtiyaç yok demez zaman, fenerciye ihtiyaç kalmaz belki sadece ama yine de fenercinin evi kalır. modern yaşamın ışığı kirletmez , o yine görülür. gökyüzünü en güzel izleyebileceğiniz yerler verir size.

    bu da onlardan biri. görmeyi başardığım fenerlerden. yine büyüleyici başka bir fener için:

    (bkz: gelidonya feneri)