şükela:  tümü | bugün
  • lacrimosa*'nın 1993 yılında çıkardıkları ilk albümleri...

    1. satura
    2. erinnerung
    3. crucifixio
    4. versuchung
    5. das schweigen
    6. flamme im wind
  • ayrıca albümle aynı adı taşıyan ilk parça...

    ich war auf der gallerie meines geistes
    ich hoerte die musik meiner seele
    ich sah die lscher meines herzens
    und trank die trenen meiner schmerzen
    ich stand im schatten meines lebens
    und wartete auf mein erscheinen
    auf der strasse meiner einsamkeit
    in den mauern meiner angst
    dreh dich um und zeig mir dein gesicht
    ich seh meinen schatten in deiner hand
    ich sehe mein letztes mal bereitet
    ich sp re mein blut in deinen adern
    doch was kommt dann ?
    doch was kommt dann ?
    endlich finde ich die lust am leben
    ich michte dich spüren dich berühren
    doch ich habe angst
    ich habe angst
    ich schliesse meine augen vor dir
    und blicke ins zwilicht meiner seele
    ich halte meine hand aus nach dir
    doch ich berühre nur die angst in mir
    ganz allein in diesen hallen
    nur du und ich
    dreh dich um und zeig mir dein gesicht
    nie sah ich so viele türen
    nie so viele wege hinaus
    nie hielt man mich fest
    doch jetzt lieg ich in ketten
    dreh dich um und zeig mir dein gesicht
    ich spüre meine krefte langsam schwinden
    im sturm der zeit mein augenlicht verblassen
    als alter mann richte ich mich auf
    zum letzten mal halte ich meine hende aus
    du drehst dich um und zeigst mir dein gesicht
    doch ich bin zu alt und sehe dich nicht
  • latincede yergi manasındaki yazı biçimi. (feminum)

    tamamiyle roma kaynaklı bir yazı biçimidir. hatta quintilianus, satira quidem tota nostra est bile demiştir.

    büyük satirist iuvenalis den bir örnek alalım:

    atticus oburca yerse yemeğini, soylu bir hareket sayılır da
    rutilus yerse aklını kaçırmış derler. yoksul apicius'tan başka kim
    halka daha büyük bir kahkaha attırabilir.
    (atticus: attica'daki villasının arazisinde bir hazine bulunca, çok zengin olan claudius atticus.
    rutilus.. apicius: yoksul insanlar.)

    [satura xi, i-v]

    çeviren: çiğdem dürüşken & erdal alova
  • çevirmen necdet sümer in, uğruna ilginç çıkış ve varış noktaları tükettiği romalıya ait yazı biçimi:

    iuvenalis, imp. devrinde yaşamış romalı bir hiciv ozanıdır. batı edebiyatları üzerinde derin etkisi olan iuvenalis'i türk okuru hemen hiç tanımaz. vergilius'u, horatius'u da pek tanımaz türk okuru. plautus, lucretius, cicero belki şöyle bir bilinir. oysa bu ozanlar ve yazarlar, batı edebiyatlarının, batı kültürünün temel taşlarındandır. dünya tarihine yön vermiş olan aağı yukarı bin yıllık bir roma tarihine, spartacus ayaklanması ile imp'luk devrine, ilişkin yüzeysel bilgiler ve gladyatör oyunları dışında, neredeyse bütünüyle yabancıdır türk aydını. hele cumhuriyet roma'sının, önemi bile kavranmış değildir. bu ve benzer eksikliklerin nedeni, batıya açılma amaçlandığından bu yana, batıyı yorumlama ve batı kültürünün özünü ve boyutlarını kavramada düşülen yanılgılardır.

    bu konuda bir tartışma açmaksızın, şu noktaları vurgulamakta yarar vardır. ilk köklü yanılgı, avrupa toplumlarının son birkaç yüzyıllık tarihi içinde olup bitenler üzerine bilgi edinmenin ve bu süreç içinde yaratılmış kültür ürünlerini tanımaya çalışmanın batıyı anlamak için genellikle yeterli sanılmasıdır. oysa "batı", eski yunan-roma uygarlıklarından bu yana orta çağı'yla, yeni çağı'yla bütünlük gösteren bir kültür birikiminin adıdır. bu bütünlüğü prof. dr. suat sinanoğlu açıklıyor: "klasik uygarlığın özelliği evrim kuramını ortaya koymuş olması, dolayısıyla insanlığın fikir düzeyinde yola çıkmasını, ilerlemeye başlamasını sağlamış olmasıdır. her uygarlıkta bir iç olgunlaşma, belli sınırları aşmayan, aşmayı hedef almayan bir gelişme görülür. buna karşılık klasik çağ uygarlığı insanlığa sonu olmayan bir evrim yolunu açmıştır... o halde batılı nedir, sorusunun cevabı şudur: bu evrim processus'u -süreci- içine giren, ona katılan her insan, her toplum batılıdır; bu sürecin dışında kalan, onu benimsemeyen her insan her toplum batılı değildir. başka bir deyimle, akılcı ve insancı değerler sistemine dayalı düzen içinde yaşayan toplumlar, bu düzeni benimseyen insanlar batılıdır; onun dışındakiler ise batılı değildir." [suat sinanoğlu, klasik çağ düşüncesi ve çağdaş kültür, klasik çağ. aaraştırmaları kurumu i. sempozyum -türk tarih kurumu basımevi, ankara, 1977-, s.12]

    ikinci köklü yanılgı, avrupalıların klasik kültür üzerine, kendi özgül toplumsal-kültürel koşullarından doğan öznel yorumlarının irdelenmeksizin benimsenmesi, araştırılmaksızın kopya edilmesidir. [örneğin, avrupalılar, iuvenalis'in dil ve anlatım ustalığına çok ilgi duymuşlar ama duygu ve düşüncelerini pek ciddiye almaz görünmüşlerdir: ozandır, üstelik öfkeli de, der böyle şeyler, gözüyle bakmışlardır.] oysa eski çağın klasik kültürü ile günümüz avrupa toplumları arasında, bilindiği gibi, orta çağ boyunca etkinliğini korumuş olan güçlü hristiyan kültürü yeralmıştır. fakat hristiyanlık, yine de, klasik kültürle uzlaşmadan edememiştir. klasik çağ ile çağdaş batı arasındaki köprü bu uzlaşma ile kurulabilmiştir. avrupalıların, klasik kültür üzerine yorumlarını öznel kılan da işte bu uzlaşmadır. bu nedenle günümüz avrupa toplumlarını batı kültürüne katan öğe hristiyanlık değil, tersine klasik kültür ve bu kültürdeki insancı -hümanist- temelin, hristiyanlığa karşın benimsenmesi olmuştur. öyleyse batı kültürüne açılmak, gerçekte, bu kültüre bütünlük sağlayan insancı öze açılmaktır. bu açıdan, ne yazık, gerekli tarihsel ve kültürel bilinç toplumumuzda yaygınlaşamamıştır. böyle olunca da, örneğin; roma tarihine ilgisizlik, doğal olarak, roma edebiyatına ilgisizliği de birlikte getirmiştir. bu tutum türk toplumunun kültürel atılımını, insanlığa malolmuş besleyici ve çok önemli kaynaklardan yoksun bırakılmıştır, bu kaynaklar, avrupalıların tekelinde sanılarak.

    oysa, uzun bir toplumsal-kültürel gelişme süreci yaşamış ve insanlığa ölümsüz evrensel kavramlar armağan etmiş olan roma'nın yunan kültürü karşısında geçirdiği aşamalar ve yaşadığı sorunlar bugün herhangi toplum için bulunmaz değerde bir deneyim hazinesidir. küçük bir köyden yola çıkan ve gelişmesinin ilk büyük aşamasında italya çapında bir siyasal-kültürel bütünlük kurmayı başarmış olan roma'da ilk beşyüz yıl boyunca bir ozan, başka bir deyişle birey ve bireye dayalı sanat yapıtı doğabilmiş değildir. roma'da edebiyatın başlamasında yunan kültürü etmenlerden biri ise, diğeri de, roma'nın bu etkiyi alabilecek bir yapıya ulaşabilmiş olmasıdır. böylece, i.ö. iii. yy.'ın ortalarında başlayan roma edebiyatında, şiir türü satura (hiciv, yergi) dışında, bütün türler yunan edebiyatından alınmıştır: destan, tragedya, komedya, lirik, tarih. vb. bu nedenle, romalılar, "satura ise bütünüyle bizimdir. / satira quidem tota nostra est. [quintilianus, x, 1, 93] " diyerek övünme gereğini duymuşlardır. yunan lirik şiirinin bazı türlerinden ve eski yunan komedyasında ağırlıklı bir hiciv öğesi vardı kuşkusuz. bu türlerden etkilenmiş olma olasılığı bulunmakla birlikte, romalı ozan lucilius, ölçüsü (vezni) ve içeriği ile şiir türü olarak özgün bir hiciv (satura, geç devirde satira) türünü yaratmıştır. i.ö. ii. yy. roma'sında bu türün, gerçekte, bireysel saldırı ve siyasal kanatlar arası çatışma aracına duyulan gereksinimden doğduğu anlaşılmaktadır. roma'da yunan eski komedya (aristophanes) örneği komedya türü geişme olanağı bulamamıştı. çünkü roma yasaları sahneden halk önünde adıyla sanıyla saldırıya izin vermiyordu. roma cumhuriyeti, bu boyutta bir demokrasiye ulaşamamıştır hiç. ancak, bir yandan da kamuoyu oluşturma gereksinimi karşılamak gerekiyordu. lucilius, bu sorunu çözmek üzere yeni bir tür yaratmış görünüyor. türün içerik açısından temel özelliği ise daldan dala atlama olanağı veren konu çeşitliliğidir; adını da bu özelliğinden almaktadır.

    bu türde yazmış bir başka büyük ozan horatius (i.ö. 65-8) farklı toplumsal-siyasal koşullarda, bambaşka bir ortamda yaşamıştır. iç savaşlardan bezmiş olan romalıların barışa, huzura gereksinim duydukları bir ortamdır bu: pax augusta'nın, augustus'un sağladığı barış devrinin hemen öncesi. horatius hicivlerinde siyasal konulara değinmez; bireylerin ortak davranış kusurlarını ve bu kusurların simgelediği tipleri felsefi denilebilecek bir yaklaşım ve ince bir anlatımla ve çok ustaca çizer. satura türü horatius'un elinde yepyeni bir boyut kazanmıştır böylece. horatius'tan sonra bu türde yazmış önemli bir ozan olarak karşımıza, imparatorluk devrinin birinci yüzyılında yaşamış olan persius çıkmaktadır; fakat kendisini stoa felsefesinin kalıpları içine sıkıştırdığı için persius bu türde önemli bir aşama sağlayamamıştır. onu izleyen oldukça tehlikeli ve kargaşalı yıllarda yaşamış olan iuvenalis ise şiir türü satura'nın son büyük ustasıdır. iuvenalis, türün içeriğine yeni ve güçlü bir boyut getirmiştir; toplumsal eleştiri. çünkü juvenalis, roma'nın çöküş dönemine girdiğinin bilincinde bir ozandır; başlıca konusu ise roma toplumunda gözlediği hızlı yozlaşmadır. elimizde bulunan dört bin dizeye yakın onaltı satura'sından birincisinde neden bu türde yazdığını açıklar. tüm tehlikelerine karşın, kendisini hiciv yazmaya iten temel duygunun, gözledikleri karşısında duyduğu "öfke" olduğunu söyler. iuvenalis'e göre, olup bitenleri görüp de "satura yazmamak zor." dur. (bkz: difficile est saturam non scribere)

    kaynak:
    http://www.latince.net/
  • turkcell in yeni logosuyla beraber yazılı tüm matbuatlarında kullanmaya başladığı yazı fontu.
    (bkz: gereksiz bilgiler) *