şükela:  tümü | bugün
  • pc için default perl desteği olan ufak bir web server programı..
  • aslında sanırım fransızcadaki savoir, ya da latin kökenli dillerdeki benzer kelimelerden geliyor, bilmek fiilinden yani. bilgili olmak anlamının yanısıra otistik savantlara da bazen kısaca yalnız savant denebiliyor. mesela dustin hoffman'ın rain man'de canlandırdığı karakter böyle biri, genellikle otizm sonucu belli bir konuda aşırı bir yeteneği olan, fakat bunun karşılığında genellikle sosyal becerilerden yoksun olan kişilere deniyor, otistik olup da savant olunmayabiliyor. dünya çapında 50 civarında olduğu söyleniyor böyle kişilerin, rain man'in üzerine kurulu olduğu savant normal bir insanın 3 dakikaya yakın zaman harcayacağı bir sayfayı okumak için 8-10 saniye kullanıyor ve okuduğu ya da öğrendiği hiçbir şeyi unutmuyor, bütün bu bilgilerin üzerine inanılmaz hızlı hesaplayabiliyor. bir başkası çocukluğundan beri inanılmaz şekilde hızlı ve detaylı resimlerle kendini anlatırken, tepkileri 1 yaşını aşmamış bir çocuğunkiler gibi. ya da belli bir kaza geçirdiği andan itibaren her günün tarihini söylediğinizde o günün hangi gün olduğunu ve havanın nasıl olduğunu söyleyen bir örnek... en ilginç örneklerinden biri ise brainman belgeselinin üzerine kurulu olduğu david tammet, çünkü inanılmaz yeteneğinin yanısıra karşılığında gelen eksikliklere de sahip değil.
  • (bkz: kim peek)
    (bkz: daniel tammet)
  • oceansize'in frames albümünün 4. şarkısı.

    sözlerini de yazayım tam olsun.

    the future age
    cast asleep but the film remains
    this aftertaste
    all i want is that which i gave
    master / slave
    i burn fast on sinking ships
    and i can talk
    i place pride on tick and tock
    this lonely silent shrine to dawn (lonely silence ran 'till dawn?)
    rite of passage open doors
    but i'm not frightened
    master / slave
    line and sinker take the bait
    where others float
    you and i crash land
    where others float
    you and i crash land

    where i see us
    in far away skies
    i could not say where i am
    lost
    the darkness falls upon the day
    where i see us
    in far away skies
    i could not say where i am
    lost
    the darkness falls upon the day
    where i see us
    in far away skies
    i could not say where i am
    lost
    the darkness falls upon the day

    'cause no one's there
    'cause no one's there
    'cause no one's there

    where i see us
    in far away skies
    i could not say where i am
    lost
    the darkness falls upon the day
    where i see us
    in far away skies
    i could not say where i am
    lost
    the darkness falls upon the day
    where i see us
    in far away skies
    i could not say where i am
    lost
    the darkness falls upon the day

    'cause no one's there
  • savant esasen bilim devrimi sonucu ortaya çıkan, liberal arts diye tabir ettiğimiz disiplinlerin tümünde engin bilgiye sahip 17. ve 18. yüzyıl insanları için kullanılan bir terimdir. savant olarak tabir edilen insanlar bilim tarihine damgalarını vurmuş; felsefe, teoloji, tarih gibi edebi disiplinlerden matematik, kimya, mühendislik ve askerlik gibi pozitif bilimlere dek her alanda insanlığın ilerlemesine kritik katkıda bulunmuşlardır. muazzam eser encyclopedie'nin yazarları diderot ve d'alembert, natüralist georges cuvier, alexander von humboldt, charles darwin savant denince ilk akla gelen isimlerdir. savant türkçe'de sıklıkla aydın veya entelektüel sözcükleri ile karşılansa da bu iki terim esasen 19. yüzyıl entelijansiyasını tasvir etmek için uygundur; zira savant aydın-entelektüel'in sahiplendiği ochlos'u mobilize etmek gibi bir görevle yükümlü değildir. bu açıdan âlim sözcüğü savant'ı en başarılı karşılayabilen türkçe kelimedir.
  • delilikle dahilik arasındaki ince çizgide duran insan.

    yani deli dahi.

    tıpta buna "savant sendromu", hastalara "idiot savant" deniyor.

    bu heriflerin kimisi çok haneli sayıları çarpabiliyor, kimisi bilmem ne yılının bilmem ne ayını bilmem kaçıncı gününün hangi güne geldiğini şıp diye söyliyebiliyor falan filan.

    bana en ilginç gelen savant "kim peek" adındaki lavuk. bu herif bir kitabın 2 sayfasını aynı anda birini sağ birini sol gözüyle okuya biliyor ve eleman tam 12.000 kitabı ezberebiliyor. deli olduğu su götürmez yani; dahi olduğu konusunda şüphelerim var.

    albert einstein için de savant diyen var ama bence o "rahat dahi".

    şimdi gelelim benim hayatta tek tanışma fırsatı bulduğum savant faruk duruklan'a.
    kendisini savant sınıfına koyduğum için umarım alınmaz, ki pek alınacak birine benzemiyordu.

    işletmesi de dahiyane bir şekilde düzenlenmişti, ön taraf aktar gibi bir yer, aynı bölümde bir ofis, arka tarafta laboratuvarı ve kendine buluşu olan ekstrak bilmemnesi. orta okuldan terk, kendi kendini yetiştirmiş bu adamın yaptığı buluşlar ve çalışmaları tartışmak "şerefsizliktir." gerçekten yüzlerce başarılı çalışmaya imza atmış, kendi yöntemleriyle bazı alanlarda dünyanın en iyisi olmuştur. ofisinin 4 bir darafı plaketler, ödüller, gazete küpürleriyle dolu.

    lakin bu çalışmalarını bize anlatırken ki el kol hareketleri insanda "ulan acaba" düşüncesi uyandırıyor zaten.

    daha sonra çalışmalarının biri için "bizi nobel'e aday gösterdiler." dedi, gerçi ben o sırada gazete küpürlerinden birinden "bu çalışmayla nobel'e adayız." yazısını okuyordum tam anlamadım ama bu bizde "ulan acaba"nın bir sonraki basamağı olan "çattık" düşüncesini uyandırdı.

    akabinde bize icat ettiği makinayı gösterdi ve kendisinin geliştirdiği onu dünyanın en iyisi yapan yöntemden bahsetti. buraya kadar herşey gayet bilimseldi ama ofisine dönmeden önce söylediği "taştan su yapıyorum" sözü bizi artık "haydaaa" seviyesine çıkarmıştı.

    onun bir savant olduğunu anlamıştık artık. kendimizi şanslı hissediyorduk aslında. böyle bir insanla tanışmak onur vericiydi. adamın duruşunda zaten bi karizma vardı. ne kadar bilimsel de konuşsak arada bi sigara yakıp konuşmaya öyle devam etmesi hatta türkiye'deki tekstil sektörünü canlandıracak projesini anlatırken çay söyleyip çay-sigara yapması, rahatlığı karşında adeta eridik, onu bir hippi, bir ilah olarak görmeye başladık.

    taki;

    bir soru üzerine sayın durukan, yardımcılarından birine şöyle sesledi:
    "kızım ordan başbakana yazdığım mektubu getir bakayım." mektup getirildi, kafileden bir kişi mektubu yüksek sesle okumaya başladı. aynı esnada kapıya bir adam geldi, sayın durukan bir sigara yaktı ve adamın yanına ilerledi. içeride "sayın durukan'ın başbakana yazdığı mektup" okunurken aralarında geçen konuşma aynen şöyle idi:

    -faruk abi şu çayların kolisi kaç lira?
    +onlar 42 lira, hadi senden 2 lira almayayım 40 olur.
  • savant ayrıca tıp terimi olarak otisitik ama dahi kişiler için de kullanılmaktadır...
  • --- spoiler ---

    flashforward 1. sezon 17. bölüm itibariyle, bol bol kulakları çınlatılmaktadır bu kişilerin.

    --- spoiler ---
  • (bkz: savantizm)
  • geniş olarak savant sendromu olarak tanımlanan bu beceriler ve beyinsel yetiler bütünü, doğuştan gelen bir nitelik taşıyabilecekleri gibi konjenital (sonradan edinilen, edinsel) biçimde de olabilir. bu sendromu yaşayan kişilere verilen isim de savant dır.

    doğuştan gelen savant yetilerine sahip kişilerde, zihinsel* ve bazen bununla birlikte fiziksel* bir özür de bulunur. bu kişiler söz konusu yeteneğe ilişkin alanlarda herhangi bir eğitim almamışlardır. bir kısım savantlarda görsel hafıza o kadar gelişkindir ki, 9000 adet kitabı noktalama işaretleri ile akıllarında tutabilirler. zaten böyle bir eğitim de yok. bir kısım savantlar ise henüz 4 yaşında da vinci'ye benzer çizimler yapma kabiliyetine sahiptirler. ve bunu modele bir kaç saniye bakarak, ya da hafızan yapabilmeyi becerirler. bu insanların zihinsel sırları hala çözülebilmiş değil. çoğu kafasının içindeki raflarda zaten var olan bilgiyi çekip çıkardıklarını söylerler. bu da bize, yalnızca zekanın değil aslında bilginin de kişinin zaten doğum anından itibaren kodlarında ve beyninde olduğu gerçeğini hatırlatır. (normal zeka ve algı düzeyine sahip ve savant yetenekleri göstermeyen kişiler üzerinde avustralya'da yapılan deneylerde, beynin sol lobu geçici olarak paralize edildiğinde denekte savant yeteneklerinin görüldüğü kanıtlanmıştır.) yani savantlarda var olan yetilerin ve savant özelliğine göre bilgilerin tümü aslında hepimizde mevcut olmakla birlikte, biz bu kabiliyetleri ''karmaşık düşünme yeteneği'' ''mantıklı düşünme becerisi'' ve ''neden sonuç ilişkisi kurma'' kabiliyetlerimiz gelişip, yaşımız ilerdikçe tamamen kaybederiz.

    savantlar ve onların yeteneklerinin aslında hepimizde olduğu gerçeği göstermektedir ki; yıllardır bilim insanları ve felsefecilerin iddia ettiği ve hatta bazen dayattığı gibi, bilgi sonradan öğrenilen bir şey değildir. (makarnanın kaç kalori olduğu bilgisinden bahsetmiyoruz tabii). zaten daha henüz anne karnındayken ve dolayısıyla doğarken hepimizde vardır. kodlama bu yönde yapılmıştır ve biz ancak varolanı şekillendirip, bazen de tam tersine körelterek bunu şimdiki haline getiririz. bu sebeple yakın gelecekte, kafamıza taktığımız başlıklarla bir kısım beceriler kazanmamız, bir anda muhteşem sonatlar çalabilmemiz ya da kafadan on haneli sayıları çarpıp bölebilmemiz mümkün olacak gibi görünüyor. (ki bakınız olağanüstü yetenekler ve beceriler ile ilgili hiç olmadığı kadar yoğun bir görsel medya tufanı içindeyiz, lost, hero, 4400 vs) tabii aksi de mümkün; yine aynı başlıklar sayesinde yalıtılmış ve edilgen de kılınabiliriz. gerekçe ise zaten dünden hazır; kendi güvenliğimiz için.

    bunun dışında bir de sonradan savant olmuş kimsleer var. edinsel savant niteliklerini taşıyan bu kişilerde, hiç bir özür olmaksızın, ilerleyen yaşlarda geçirilmiş bir kafa travması ya da beyin kanaması gibi doğrudan nörolojik bir hasar sonucu bu becerilerin kazanıldığı da görülmektedir. bu kişilerde beynin sol lobunda meydana gelen hasar sağ lobun daha özgür ve baskın çalışmasına neden olarak, sol lobdaki ''mantıklı düşünme'' kısmını kısmen izole eder ve sağ lob da yer alan ''yaratıcılık'' ve ''sanatsal beceriler'' e ait bölümlerin daha yoğun çalışmasına neden olur. genellikle sonradan kazanılmış savant nitelikleri taşıyan kimseler de yaratıcılık konusunda benliğin yoğun bir baskıda bulunduğu, bu kimselerin uykularından uyanıp, saatlerce resim yaptıkları, yazılar yazdıkları ve bu dürtüyü engelleyemedikleri görülür.

    her iki tip savantta da, - birindeki zihinsel ve/veya fiziksel özrün getirdiği, diğerinde ise baş edilemeyen dürtülerin yol açtığı - bir sosyal özür hali vardır. ya insanlar onları toplumsal hayata kabul etmekte fazla zorlanırlar ya da onlar tek başına kalmanın daha güvenli ve rahat olduklarına kanaat getirirler.

    velhasıl kelam; çok acayip. ve yıllardır sinirimi bozan bu yetenek patlaması dizi ve filmler için de bir açıklamadır savantlar. ha bir de iyi ki varlar; aslında hep hissettiğim ama bir türlü adlandıramadığım varoluş anında ''bilginin'' zaten hali hazırda bulunduğu gerçeğini/mucizesini bana kendi çerçevelerinden sundukları için.