şükela:  tümü | bugün
  • bugun londra 'da uzun zamandan sonra gercekten cok guzel, gunesli bir hava vardi. parkta yuruyus yaparken rengarenk cicek acmis agaclari gormek her zaman ki gibi keyfimi yerine getirdi. eve donunce artik saving mr. banks seyretmenin zamani hatta gec bile kaldim diye dusundum. bir fincan ingiliz poset cay, cikolatali kurabiyeler ve evet filme hazirdim. bu arada her zaman oldugu gibi aklimdan ince belli bardaktaki turk cayi gibi yok diye gecirdim. filme donersek!
    emma thompson her zaman oldugu gibi muhtesem. benim icin cok cok ayri yeri olan marry poppins 'in hikayesini izlemek, londra sokaklari, yasadigim yerleri gormek... birlikte yasadigim ingiliz aileyi hatirlatan o aristokratik ve disiplinli tavirlarini gormek. on sene oncesinde ziyaret ettigim disneyland 'in ilk zamanlarini gormek guzeldi.. ama en onemlisi icindeki uzgun, guveni sarsilmis kiz cocugunu henuz buyutememis bir yetiskin kadin gormek. gecmisi birakmasini.. ve let it go demesini gormek. evet duygulandim ve sevdim ben bu filmi...
  • pazar gunu cerezi olsun hop aciverelim geyik bir film ile baslayip gozyasi ile islanan ve saving mr.kknk seklinde son bulan film.
  • --- spoiler ---

    bayan travers, ona hayal etmekten asla vazgeçmemesini öğütleyen babasının sözünü dinlemesine rağmen, yine de babası öldüğü için kendisine mi kızgındı, yoksa "seni asla bırakmayacağım" demesine rağmen ölen ve ona "hayallerden" başka hiçbir şey bırakmayan babasına mı kızgındı?
    --- spoiler ---
  • hikayelerin arkasındaki hikayeler hep daha ilginç olur.
    işte bu da disney'in en çok satan hikayelerinden birinin arkasındaki hikaye.

    emma thompson'dan daha iyi oynacak birisi yok galiba, casting çok doğru seçilmiş, zaten daha önce oynamış olduğu nanny mcphee karakteri bir nevi mary poppins olarak görülüyordu. gerçi kafamda walt disney rolünde kimsecikler olmasa da tom hanks de çok iyi oturmuş kanımca.

    mary poppins'i daha önce hiç izlemedim, ama bu filmden sonra ilk fırsatta izlemeye karar verdim, belki sonra da bu filmi daha iyi anlamak için tekrar izlerim kim bilir.
  • karakter odaklı filmler yapmak zordur. hele de başkarakter mızmız, kibirli bir ingilizse. böylesine bol flashback sahnesi barındıran ve walt disney gibi bir karakterden çok da faydalanmayan bir film için başrol oyuncusunun performansı çok önemlidir. bu yüzden yapımcılar emma thompson hamlesi ile çok doğru bir karar vermişler. mary poppins'in yapım aşamasıyla paralel olarak gösterilen geriye dönüşlerle birlikte thompson'ın oynadığı p.l. trevor'ın çocukluğunu ve babasıyla ilişkisini görüyoruz. bu özelliğinden dolayı bir biyografiden çok "baba-kız" filmi. bu tarz bir yapımda komik yan karakterler ve walt disney'in sihirli dünyasını görmeyi bekleyebilirsiniz ama yönetmen daha çok p.l. trevors'a yoğunlaşmış. iyi oyuncular, kaliteli senaryo ve işçiliğe rağmen klasik denilebilecek bir film değil. üstelik tematik olarak da nerde durduğunu çok iyi bilmesine rağmen. çünkü sıradışı, orijinal bir hikaye sunmuyor, seyircinin hayatına iz bırakmıyor. yine de zayıf bir konudan güzel bir film çıkarabildikleri için tüm ekibi tebrik etmek gerekç
  • mary poppins izlememiş olduğumdan mütevellit, filmdeki referansları, karakterin gelişimine atıfları anlayamadığım filmdir.

    o yüzden, aynı zamanda bir walt disney / mary poppins reklâmı olan bu filmi izlemeden önce mary poppins'in kitap serisini okuyun ya da daha kolayı 1964 yapımı filmini izleyin.
  • kurban olunası emma thompson oynadığı için izlediğim, yanında paul giamatti ve eser miktarda da olsa kathy baker hediye ettiği için izlediğim walt disney filmi.

    diğer walt disney filmlerinden iki farkı var. filmin bir bölümünde, diğer disney filmlerinde hiç görmediğimiz iki ağır drama sekansı var ama pek tabii hemen toparlayıp, bu walt disney filmi, yeter bu kadar, haydi hep beraber mutlu olalım kısmına geçiyor. ikincisi ise iyiler ve kötülerin diğerlerinde olduğu gibi hiç te keskin ayrılmamış olması.

    nanny macphee serisine gönderme yapıp orada kalmaması nezih bir ayrıntı olmuş.

    sonuçta, diğer bütün walt disney filmleri gibi sizi hiç yormayan bir film. emma için çiğ tavuk bile yerim, bunu da onun için izledim vepişman değilim. özlemişim. not falan veremeyeceğim kusur...
  • valla neresi ayıla bayıla izlenen filimdir bilemedim. bildiğin vasat. tom hanks'in oyunu da aynı düzeyde. imdb puanı neden bu kadar yüksek pek anlamadım anlaşılan mary poppins in yüzüsuyu hürmetine.
  • bayılmadığım için ayıldığım anlar olmadan izlediğim ve fekat gayeten de sevdiğim filmdir bu.

    flashback'lerle ilgili hiçbi sıkıntım olmadı izlerken. hatta pamela'nın flashback'leri olduklarını anlamadım ilk etapta. 'anaa negzel lan, kadının yazarken düşlediğini mi izliyoz bi yandan da!' dedim. tabi bunda filmin ilk 5-10 dakikasını kaçırmış olmamın etkisi olabilir, belki o sırada refere eden bişey vardır, bilemiyorum.

    bak şimdi aklıma geldi ha böyle deyince; keşke gerçek hikayeyi değil de pamela'nın yazarken düşlediğini görseymişiz. gerçi tam olarak bunları real time düşlemiş de olabilir. kendi kendime kafa karıştırdım durduk yere...

    pek içli anları olan bi filmdi ayrıca. totali süper duygusal hissiyatlar uyandırmasa ve hatta zaman zaman (özellikle armut meselesinde) çılgın hollywood klişeleri barındırsa dahi yine de insanı içlendiriyo bazı bazı.

    bi de walt disney bence bipolar falanmış. o ne lan öyle? herkese canım cicim, yavrum gülüm, ah çocuklar mı ne kadan da tatlı, evlatlarıma söz verdim ben falan gibi tavırlardan sonra 'ne çağırcam lan o kadını! huysuz gudubet! gelmesin o, istemiyorum, banane!' tavrı komikmiş yani. hadi bunu yaptın, bari sonra 'ağlama kuşum, ağlama bebişim' yapma.

    ayrıca bu hikaye sayesinde anlıyoruz ki; eskaza walt disney diil de warner bros mary poppins'in peşine düşse, bildiğin film noir falan izlicekmişiz. allah korumuş.
  • yer yer sıkılsam da beğenerek izlediğim film ama o imdb notunu bence hak etmiyor...

    sanırım bir kadın olsam, büyük ihtimal salya sümük ağlayabilirdim...