şükela:  tümü | bugün
  • al pacino'nun oyunculuğu dışında herhangi bir esprisi olmayan sıradan bir filmdir. sinema diline nasıl bir katkı yapmış ? insan ruhunun derinliklerine ne kadar seslenebilmiş ? görünenin arkasındakileri gösterip düşünülmeyeni düşündürerek düşünceye ve zekaya ne kadar hitap edebilmiş ? gibi sorularda sınıfta kalan bir filmdir.

    sıradan bir dram sıradan bir hikaye. sıradan bir gelişim çizgisi dahilinde bir adamın dramı. sinema tarihinin her biri kendi dilini ortaya koymak suretiyle kendi teorisiyle var olan nadide filmleri karşısında scarface sıradan bir televizyon filmidir.

    gel gelelim filmin bu kadar abartılıp uzaya fırlatılmasının ardında popüler kültürün derinlikten uzak sığ bakış açısı yatmaktadır. gerçek bir sinema kültüründen uzak kitleler için bu gibi filmler maalesef kült kabul edilmektedir. benim bunca satırı karalamamın sebebi haşa kimsenin sinema kültürüne yukarıdan bakmak gibi bir küstahlık değil, sadece hak edeni hak ettiği yere koyma dürtüsüdür.

    edit. daha iyi mafya - gangster - suç filmleri söyleyin denilmiş, e söyleriz tabi ki ama önce belirtmek gerek tür açısından sinema tarihini scarface filmine endekslemek bu filmi zirveye koymak sinema tarihine ayıp etmek demektir. sonra bir filmi türe indirgemek sadece türün çerçevesi ve örneklerine göre değerlendirmek de ikinci bir yanlıştır. baktığımızda city of god filmi gangster filmleri arasında gösterilir ama city of god bir gangster hikayesinin çok ötesinde derinliğe ve özgünlüğe sahiptir. hem sinema - edebiyat ilişkisi bakımından, hem sinema dili ve biçimi bakımından. gelelim sinema tarihindeki başka örneklere mesela 1931 yapımı little caesar filmi iyi bir filmdir. sora biraz ağır ilerlese de once upon a time ın america gelir, sonra 1931 yapımı he public enemy, sonra 1967 yapımı bonnie and clyde diye uzar gider bu liste.
  • sen önce soru işaretini düzgün bırak, yazmayı öğren, sonra scarface'i eleştirirsin.

    (bkz: herkes de eleştirmen maşallah)

    doğru olmayan tanımdır. scarface dünyanın en iyi filmlerinden birisidir.
  • kesinlikle katıldığım bir eleştiri.
  • insan ruhunun derinliklerine seslenebilmiş insanın içindeki küçücük bir şeytani düşüncenin imkan bulunca nasıl koca bir canavara dönüşeceğini anlatmıştır. ve aynı zamanda herkesin paraya taptığını da gösterebilmiştir. efsane bir diyalogla da film başlar zaten.
    -- https://www.youtube.com/watch?v=nfqlyfsvsy8
    şu sahnedeki düşünceye bakar mısın ya insanlara duymak istediklerini söyle düşüncesi.
    tanım: 2 film izleyip kendini ford coppola sanan süser zırvası.
  • her film abartılmış bir balondur. çünkü filmler zamanın ruhunu yansıtır. stonehenge dediğin de ''birkaç'' taşın bir araya gelmiş halidir aslında, di mi?

    ''say hello to my little friend''
  • o tarihte bundan daha iyi kaç mafya filmi yapıldığını gösterebilirsen belki balonu patlatabilirsin.

    hatta the godfather ve scarface arasından ilk ikiye girebilecek bir mafya filmini tüm tarihte gösterebilirsen yine balonun biraz havasını indirebilirsin.

    yoksa yaptığın tespit boş. scarface alanının en iyilerindendir.
  • " filmdeki şiddet sık rastlanır cinsten değildi, anlatımın alıştığımız stilize gangster filmleri ile benzeşen hiçbir yönü yoktu. o yıllarda esen ‘baba-godfather’ın destansı
    havasından, sempatik gelen mafya karakterlerinden sonra acımasız tony montana asla hoşlanılacak bir karakter değildi. al pacino’nun oyunculuğu ile gerçek bir tragedya kahramanına dönüştürdüğü montana, zaman geçtikçe sinema tarihinin en unutulmaz karakterlerinden birisi oldu. mizahın ve rahatlatıcı bir atmosferin olmadığı iki saat boyu, onun ifadesiz bakışlarını, ani patlayışlarını seyretmek resmen
    rahatsız edici gösteriye dönüşür.

    havana’nın arka mahallerinden göçmen olarak iltica ettiği bir ülkede, uyuşturucu kartelinin üst basamaklarına tırmanan, tırmandıkça sertleşen, görgüsüzleşen, pervasızlaşan bu anti kahraman pacino’nun, dışa vurumcu performansı ile tartışılan bir karaktere dönüşüyordu. tony montana, pacino’nun kariyeri boyu gölgesinden kurtulamadığı bir figür oldu. bir çok eleştirmen pacino’nun performansını abartılı hatta karikatürize buldu. bazıları bu kadar kötü bir performasın nasıl bir kült kahramana dönüştüğünü anlayamadı. konuştuğu garip ispanyolca
    vurgulu lehçe komik bulundu. sinema tarihinin ‘fuck’ kelimesinin (226 kez) en fazla
    kullanıldığı film olarak da ünlendi " yaralı yüz".
    brian de palma birbirinden farklı türlerde filmler yapmayı seven bir yönetmen
    hitchcockvari bir gerilimden, mars’a yolculuk yapan bir maceraya atlar. 1932 tarihli filmin tekrar çevirimi olan "yaralı yüz" ün orijinal mekanını chicago’dan miami’e taşır. kahramanını sevimsizleştirmek için elinden geleni yapar. istediği özenilecek bir gangster değildir, o gerçek yaşamdaki gibi bir pisliği yansıtmak ister. amacına da ulaşır. banyoda elektrikli testere ile yapılan katliam kolay kolay hazmedilecek sahneler değildir. o yıllarda kokain çok yaygın olmadığı için filmlerde de kullanıldığı sık görülmezdi. palma ne yapar ? masa üstünü silme dolduran kokaini çektirir anti kahramanı montana’ya. sosyal bir drama olarak tasarladığı öykü finalde bir tragedyaya dönüşür.senaryonun oliver stone’un kaleminden çıktığını da unutmamak gerekir. stone’un her türlü yeteneğini radikalce ve özgürce kullandığı yıllardır.
    filmin en olgun performanslarından birisi, o yıllar için daha tanınmamış bir oyuncu olan michelle pfeifer’den gelir. montana’nın sevgilsi elvira’yı oynarken adeta döktürür. bir mafya sevgilisi ancak bu kadar soğuk, ifadesiz ve sahici oynanır. soğuk güzelliğini, mesafeli duruşu ile birleştirir. bir mafya patronu montana’nın bir meta olarak gördüğü elvira isyanını ara sıra patlamalar ile gösterir. restoranın ortasında montana ile yaptıkları şiddetli kavga, onun isyanlarından birisidir. montana’nın ortağı, kaderini paylaşan adam manuel ray’ı canlandıran steven bauer performansı ve fiziği ile son derece inandırıcı bir karakterdir. kızkardeşi gina’yı oynayan (mary elisabeth mastrantonio) sıcak oyunculuğu ile tam bir latin dilberidir. tony’nin
    kızkardeşine uyguladığı baskı tam ortaya çıkmayan bir ensest aşk yönündedir.
    "yaralı yüz" ün geçen süre içinde nasıl bir kült filme dönüştüğü, popüler bir tüketim
    metasına dönüştüğü, net olarak yanıtlamayan bir soru olarak kaldı. seyircinin yaşamda ve sinemada gittikçe artan şiddeti kanıksaması, filmin artan popülaritesinin en büyük gerekçelerinden birisi oldu. sonraki yıllarda şiddeti estetize ederek herkesin seyredebileceği şekle dönüştüren "kill bill", "testere", "rezervuar köpekleri", "old boy", "the killer", "rambo" karşısında "yaralı yüz" sıradan bir şiddet filmi olarak kalır. "
    kaynak
    okuyana filmin önemi ile ilgili birçok ipucu verir.
  • (bkz: bak kardeşim önce sola dön sonra şuradan s*ktirip gidebilirsin)
  • oliver stone filmin senaryosunu yazarken o zamanin kokain cartelleri ve ozellikle pablo escobardan esinlenerek yazmistir. zaten filmde hicbirseyi olmadan bir anda zengin olmasi en buyuk benzerlikleri ayrica film 1932 yapimi scarface filminin yeniden uyarlanmasidir. brian de palma gibi usta bir yonetmenin elinden cikmistir. steven spielberg bazi sahneleri yonetmistir. iyi bir filme iyice arastirmadan laf etmek dogru degil. ayrica imdb ve rotten tomatoes sitelerinde oldukca iyi yorumlar ve puanlar almis filmdir. klasiktir, al pacino'nun en iyi filmlerinden biridir.
  • ad hominemci yazarları ortaya çıkaran beyan.
    (bkz: ad hominem)
    (bkz: önce yazmayı öğren)
    (bkz: sonra gel karşıma)