şükela:  tümü | bugün
  • stefan zwieg'in güzel bir öyküsü... uzun öyküsü hatta...
  • stefan zweig'in yazdigi cok guzel bir kitap, bir hikaye yani oyunu anlatmiyor.
  • baş kahramanının beyninde üç boyutlu olarak satranç oynayabilecek kadar dahi olduğu kısa ama öldürücü zwieg romanı.
  • turkce'ye satranc, ingilizce'ye the royal game olarak cevirilmistir. schachnovelle, şimdiye dek yazilmis en iyi satranç kitaplarından biri olarak kabul edilirken, zweig, anlatım gücü ile bu oyun hakkında ufacık bir fikri olmayan okuyucuların dahi aklını çelmeyi başararak kalemindeki yetkinliğinin bir başka zaferini daha yakalamıştır. bu kitapla ilgili asıl şaşırtıcı bulduğum nokta ise; satranç ve nazizm psikolojisi gibi girilmesi -ya da çıkılması- çok zor iki konuyu birbirine başarıyla ulamakla kalmayıp, bunu nasıl olup da kalınlığı serçe parmağımı geçmeyecek bir öyküde becerebildiğidir.
  • stefan zweig beyfendinin alman edebiyatının en önemli eserlerinden kabul edilen ve türkçeye satranç diye çevrilen hatta filmi bile çekilen eseri.. dünya savaşı sırasında esir alınan bir eleman günlerce bomboş odada tutulur ve birgün bir fırsatını bularak birinden bi satranç kitabı araklar ve satranç öğrenmeye başlar... adam günlerce kitapdaki her oyunu oynar.. oynar.. kendi satranç tahtasını yapar, taşlarını yapar derken, adam artık hiç bir neseneye gerek duymadan beynini ikiye bölerek çift taraflı maç yapabilmektedir -ki çok zor bir şeydir- zihinden..
  • stefan zweigın intiharı öncesinde yazdığı son eseri. inanılmaz uzun cümlelerle psikolojik irdelemelere girişir. kitabın ilginçliği şaşırtan ve sürükleyen yapısının satranç üzerinde dönmesine rağmen yazılış amacı ve anafikrinin nasyonalsosyalizmile son bir kez hesaplaşmak ve bu rejimdeki insanlık dışı yöntemleri gözler önüne sermek olmasıdır.
  • stefan zweig ayni adli * kitabinda soyle anlatir satranci:
    "...krallarin oyununun gizemli cekiciligini biliyordum; insanoglunun dusunup buldugu oyunlar arasinda, rastlantinin her turlu despotluguna karsi koyan zafer kupalarini yalnizca akla ya da daha cok tinsel yetenegin belirli bir bicimine veren tek oyun. ama satranca oyun demekle haksiz bir kisitlama yapmis olmuyor mu insan? satranc ayni zamanda bir bilim, bir sanat degil mi, yerle gok arasinda suzulen muhammed'in tabutu gibi bu iki kategori arasinda gidip gelmiyor mu, butun karsit ciftlerin bir kerelik bilesimi degil mi? hem cok eski hem de yepyeni, duzenegi hem mekanìk hem de dus gucune bagli, hem sabit geometrik bir alanla sinirli hem de bilesimleri sinirsiz, hem surekli gelisen hem de kisir, hicbir seyi hesaplamayan bir matematik, yapitlari olmayan bir sanat, maddesi olmayan bir mimari, bunula birlikte varligiyla butun kitap ve yapitlardan daha dayanikli oldugu su goturmez; butun halklara ve butun zamanlara ait olan tek oyun; can sikintisini oldurmesi, zihni acmasi, ruhu canlandirmasi icin hangi tanrinin onu yeryuzune gonderdigini kimse bilmez. baslangici ve sonu nerededir? her cocuk onun temel kurallarini ogrenebilir, her acemi onda sansini dener, ama yine de bu degismez dar karenin icinde ozel ustalar yaratir satranc, oteki insanlarin hicbiriyle karsilastirilamaz bunlar, yalnizca satranca yonelik bir yetenegi olan insanlar; gorus, sabir ve teknigin tipki matematikciler, sairler ve muzisyenlerdeki gibi belirli bir oranda, ama farkli katman ve baglamlarda etkin oldugu ozgun dahiler..."
  • elinize aldiktan sonra bitirmeden birakamayacaginiz uzun oyku... stefan zweig'in gemide karsilasan kisilerin sapik olaninin digerini de sapik etmesi kurgusuna dayanan iki kitabindan biri... digeri icin (bkz: amok)

    bu kurguyu cok iyi kullanan bir film icin de (bkz: bitter moon)
  • stefan zweigin esir düsen bir adamin yapilan iskencelere kendi kendiyle satranc oynayarak katlandigi fakat bu sepepten kafayi yer hale geldigini anlattigi beni benden almis romani.
  • okurken "ben yazmalıydım bunları işte" dedirten stefan zweig'ın saygı duyulası süper/uzun öyküsü.