şükela:  tümü | bugün
  • "bilirsiniz, bu yalnızlar ve özgür tinliler düşündüklerinden başka bir yerdeymiş gibi görünürler sürekli: hakikatten ve dürüstlükten başka birşey istemedikleri halde, bir yanlış anlamalar ağı ile çepeçevre sarılmışlardır; ne kadar şiddetle arzu etseler de, edimleri üzerine bir yanlış kanılar, uyum sağlama, kısmi tavizler, sakıngan bir suskunluk, yanılgılı bir yorumlama sisinin çöküp kalmasını engelleyemezler. alınlarında bir melankoli bulutunun toplanmasına yol açar bu durum: çünkü bu yaradılıştaki insanlar, görünüşün bir zorunluluk oluşundan, ölümden daha çok nefret ederler; böyle sürekli bir öfke onları bir volkan gibi patlamaya hazır ve tehditkar kılar. zaman zaman kendilerini zorla gizlemelerinin, kendilerine zorla dayatılmış suskunluklarının intikamını alırlar. mağaralarından dışarıya korkunç yüz ifadeleri ile çıkarlar; bundan sonra söyledikleri ve yaptıkları birer patlamadır ve kendi kendilerini yok etmeleri de mümkündür. böyle tehlikeli yaşam sürüyordu [schopenhauer]"
  • bu kitapta altı, üstü her yeri çizilesi bir çok pasaj var.

    "daha büyük bir derinliğe sahip olan insanlar, tam da kendileri yaşamdan dolayı acı çektikleri için ama acının zehirli iğnesini kendilerine batıracak güce sahip olmadıkları ve kendi varoluşlarını metafizik olarak anladıkları için, her zaman hayvanlara karşı merhametli olmuşlardır; hakikaten de, anlamsız bir acı çekişi görmek derin bir incinme yaratır. işte bu yüzdendir ki, bu yeryüzünün birden fazla yerinde suçla yüklü insan ruhlarının bu hayvanların bedenlerinde tuzağa düştüğü ve anlamsızlığı ilk bakışta incitme yaratan o acı çekmenin, sonsuz adalet zemininde değerlendirildiğinde, ceza ve cezalandırma olarak anlam ve önem kazandığı bir konjonktür ortaya çıkmıştır. bir hayvan gibi yaşamak, açlığın ve arzuların kulu olmak ve buna rağmen bu yaşamın doğasına ilişkin hiçbir kavrayışa varamamak gerçekten de ağır bir cezadır ve içini kemiren bir eziyet tarafından çöllerde sürüklenen, nadiren tatmin olan ve üstelik de bunun, diğer hayvanlarla girişeceği leş-parçalama mücadelesi boyunca ya da mide bulandırıcı bir açgözlülük veya tıka basa doymaktan ötürü şiddetli acıya dönüşen bir tatmin olduğu bir av hayvanının kaderinden daha kötü bir kader düşünemeyiz. daha üstün bir ödül olmaksızın, yaşama böylesine körce ve çılgınca yapışmak, kişinin cezalandırıldığını ve niçin bu şekilde cezalandırıldığını hiç bilememek, bunun yerine sanki bir mutlulukmuş gibi korkunç bir arzunun anlamsızlığıyla tam da bu cezalandırmaya susamak -işte hayvan olmanın anlamı budur. ve eğer doğanın tümü insanoğluna doğru ilerleme doğrultusunda bastırıyorsa, o zaman doğa bunu yapmakla kendisinin hayvani bir varoluştan kurtulması için insanın gerekli olduğunu ve sonuç olarak insanda, varoluşun kendisine bir ayna tuttuğunu, yaşamın bu aynada artık anlamsız görünmediğini, tersine, metafizik bir anlamlılık içinde göründüğünü açıkça ortaya koymaktadır. ama şu hususu dikkatlice değerlendirin: hayvan nerede biter, insan nerede başlar! doğanın tek kaygısı olan o insanoğlu! biri mutluluğu arzuladığı kadar yaşamı arzuladığı sürece, henüz bakışlarını hayvanın ufkunun üzerine çıkaramamıştır, tek fark, hayvanın kör bir içgüdüyle peşinden koştuğu şeyi, onun daha fazla bilinçle arzuluyor olmasıdır. fakat yaşamlarımızın en büyük bölümü boyunca hepimizin önündeki yol budur, çoğu zaman hayvanlığı aşamayız, bizler anlamsızca acı çekiyor gibi görünen o varlıkların ta kendisiyiz!."
  • '' doğada kendi dehasını ortaya koymaktan kaçınmış olan ve sonra sağına, soluna, önüne kaçamak bakışlar yönelten insandan daha yalnız ve iğrenç bir yaratık yoktur.''

    ''varlığımız için kendimize karşı sorumluyuz; sonuç olarak biz aynı zamandan kendi varlığımızın gerçek kaptanı olmak ve onu akılsız bir tesadüfe benzemekten korumak istiyoruz. varoluşa belli bir yüreklilik ve gönüllülükle risk alarak yaklaşmalıyız: özellikle de, hem en iyi hem de en kötü durumlarda onu kaybetmeye mahkum olduğumuz için.''

    ''hayat denen nehirden geçerken sadece senin kullanman gereken köprüyü senden başka hiç ama hiç kimse kuramaz.

    daha kesin konuşmak gerekirse, seni bu nehrin öte yakasına taşımak isteyen sayısız yol, köprü vardır, ama onlar bunu yalnızca senin özün pahasına yaparlar; kendini rehin vererek yitireceksin.''

    '' bırakın genç ruh geriye dönüp hayatına şu soruyla yaklaşsın: şu ana kadar gerçek anlamda neyi sevdim? ruhumu ne cezbetti, ne aynı anda beni hem mutlu etti hem de bana hakim oldu?

    ve işte bu tüm eğitimler içinde en gizli olanıdır: eğitim yapay kaburgalar, balmumundan yapılma burunlar ya da düzeltici mercekler sağlamaz, tam tersine bunları sağlayacak herhangi bir şey olsa olsa bir eğitim komedisidir. eğitim daha ziyade bir kurtuluştur, bitkinin nazik filizlerine zarar veren tüm zararlı otların, böceklerin ortadan kaldırılmasıdır.''
  • nietzsche'nin bazen hepimizin aklına gelip merak ettiği bir deha diğer bir dehayı nasıl görüp nasıl yorumlar ve ondan nasıl çıkarımlarda bulunur sorularının cevaplarını bulmamızı sağladığı eseridir. 1873'te yazmaya başlanan ve 1876'da tamamlanan (bkz: untimely meditations)(bkz: thoughts out of season) (bkz: zamana aykırı düşünceler) adlarıyla kitaplaştırılmış 4 makaleden biridir aslında (bkz: eğitimci olarak schopenhauer) veya almanca ismiyle (bkz: schopenhauer als erzieher). diğer makaleler (bkz: david strauss: the confessor and the writer), (bkz: on the use and abuse of history for life), (bkz: richard wagner in bayreuth). bu makaleler ayrı şekilde kitaplaştırılmış şekilde de bulunabilmekte ben mesela öyle bir basımdan okudum eğitimci olarak schopenhauer'i ama hepsinin bir arada bulunduğu basımlar da ulaşılabilir durumda.
    okurken altını çizdiğim birkaç bölüm yazıcam umarım birilerinin işine yarar veya birilerinin merakını uyandırır. hata varsa şimdiden affınıza sığınıyorum.

    "kapital, toplumsal ilişkiler adlı büyücülüğün ürünüdür çünkü kapital topluma karşı bir meydan okuma biçimidir. ona kendi yöntemleriyle yanıt vermek gerekmektedir. kapitali, ahlaki ya da ekonomik rasyonellikten yola çıkılarak bir skandal olarak sunamazsınız. kapital kendisine simgesel kurallara göre meydan okunması gereken bir meydan okumadır."

    "hayat nehrinden geçerken sadece senin kullanman gereken köprüyü senden başka hiç kimse, ama hiç kimse kuramaz. daha kesin konuşmak gerekirse, seni bu nehrin öte yakasına taşımak isteyen sayısız yol, köprü ve yarı-tanrı vardır ama onlar bunu yalnızca senin özün pahasına yaparlar; kendini rehin vererek yitireceksin. bu dünyada sadece senin üzerinde yürüyebileceğin tek bir yol vardır. nereye gider bu yol? bunu sorma, sadece o yoldan git. şu sözü söyleyen kimdi: gittiği yolun kendisini nereye götüreceğini bilmeyen biri kadar yücelen hiç kimse yoktur."

    "devlete hizmet etmeyi kendisi için en yüce görev olarak gören birinin başka hiçbir yüce görev bilmiyor olması mümkündür; ama yine de başka insanlar ve başka görevler vardır – ve bu görevlerden biri, en azından benim devlete hizmet etmekten daha yüce olarak gördüğüm bir görev, bizi, şu sözü edilen de dahil olmak üzere, aptallığı tüm göstergeleriyle birlikte ortadan kaldırmaya davet ediyor."

    "etrafımızda hayaletlere benzeyen şeyler dolanıyor, hayatın her anı bize bir şey anlatmak istiyor, ama biz bu hayalet sesi duymak istemiyoruz. sessiz ve tek başımıza olduğumuz zamanlarda, bir şeyin kulağımıza fısıldanacağından korkuyoruz ve işte bu yüzden sessizliği aşağılayarak kendimizi sosyalleşme ile zehirliyoruz."

    "politikacılar dışındaki insanların politika ile ilgilenmek zorunda kaldıkları tüm devletler kötü bir şekilde kurulmuştur ve bu politikacı bolluğundan dolayı yok olmayı hak eder."
  • biraz ağır bir kitap. değişik bakış açılarına yer veriyor. temelinde nietzsche, schopenhauer'dan esimlenerek insanın nasıl içinde bulunduğu zaman aralığından kendini ayıklayarak, başkalarının değil de kendi gözüyle inceleyerek, çeşitli kültür anlayışlarının ve kurumların baskısından arınarak filozof olabileceğine/felsefeye teşvikte bulunabileceğine dair ipuçları veriyor.
  • “...özgürlüğe ulaşmayı deneyeceğim, der genç ruh kendi kendine; oysa, tesadüfen iki ulusun birbirlerinden nefret ediyor ve birbirleriyle savaşıyor oluşları, ya da iki kıtanın arasında bir denizin varlığı, ya da dört bir yanda, birkaç bin yıl önce var olmayan bir dinin öğretiliyor oluşu engelleyecektir onu. bunların hiçbirisi kendin değilsin der, kendine. hiç kimse kuramaz sana, tam da yaşam ırmağının üstünden geçmesi gereken köprüyü, senden başka hiç kimse. gerçi sayısız yol ve köprü vardır, sayısız yarı tanrı vardır, seni ırmağın öte yakasına taşımak isteyen; ama seni isterler bunun bedeli olarak; kendini verecek ve yitireceksindir. tek bir yol vardır dünyada, senden başka kimsenin gidemeyeceği: nereye mi götürür bu yol?
    sorma, yürü o yolu.
    kimdi şu cümleyi söyleyen: "bir adam, yolunun onu nereye götürdüğünü bilemediği zamanlardakinden daha fazla yücelemez asla?"
  • filozofun vakarını hissettirdiği tüm yüz hatları, en değerli şeyleri için endişelenen, acı çeken insanı gösteriyorlar; küçük servetini yitirme ve belkide felsefe karşısındaki saf ve sahiden antik tavrını artık koruyamama kaygısı azap veriyordu ona; bu yüzden güvenilir ve dert ortağı insanlar arayışında çoğu kez elleri boş kaldı ve her defasında, gözlerinde hüzünle, sadık köpeğine geri döndü. tam bir münzeviydi; onu avutacak kafa dengi tek bir arkadaşı bile yoktu. burada birisi ile hiçbiri arasında olduğu kadar sonsuzluk vardır. gerçek bir dosta sahip olanlar, yalnızlığın ne demek olduğunu bilmezler, çevrelerinde tüm dünya onlara düşman olsa bile.