şükela:  tümü | bugün
  • yıllar yılı elalemin kafa yorup sonuçlandıramadığı, naçizane şahsım tarafından şıppadanak çözülen problem. kedi tabiyki ölü olacaktır. zira foton aynı anda iki durumdadır ama tetik kuvantum diyil ki birader! benim şimdik parmağım kuvantum olsa, tabancanın tetiğini hem çekse hem çekmese, noolur? çekmeyen parmak ilerde durur, çeken parmak tetiği çeker... yani silah ateş alır, kedi ölür... daha iyi anlaşılabilmesi için olayı şöyle canlandıralım: ahmet kuvantum bir kişi olsun. elinde de bir silah olsun. onu da kediye doğrultmuş olsun. fekat tabiyki bu ahmet aslında kuvantum olmadığı için bunun diğer durumunu mehmet canlandırıyor olsun. tabi onun da elinde bir silah olsun ve kediye doğrultsun... şimdii, biri ateş etsin biri etmesin!.. kedi öldü mü?.. öldü... olay bu kadar basit...
  • aslında tamamen insan merkezci bakış nedeniyle çözülemeyen problem. şöyle ki, fotonumuz kuvantum özellikleri nedeniyle birden fazla durumda aynı anda bulunabilmektedir, amma birisi bu fotonu gözlemleyince bu çoklu durum tek bir durum üzerine çökmektedir. mesele de kedinin deney sonrasına kadar kapalı kutuda olması ve biz kutuyu açana kadar gözlem yapılmamış olduğundan kedinin hem ölü hem diri olması. burada gözden kaçan kedinin kendisidir efendim... silah ateş alıyor ya da almıyor, mermi kediye giriyor ya da girmiyor, her durumda kedimiz bunu hissediyor deyil mi?.. e çok affedersiniz ama kedi onun bunun çocuğu mu?.. kedi olayın sonucunu algılıyor ama biz onu gözlemden saymıyoruz!.. niye?.. çünkü o kedi... insan deyil... eamuna koyiyim insan nesli ortaya çıkıp bilimi geliştirip fotonları gözlemleyene kadar hiç bi kuvantum parçacık tekil duruma çökmüyo muydu yani?.. bırakın allaanızı severseniz yahu...
  • bir parçacığın aynı anda birden fazla durumda olabilişini kanıtlayan deneyi dikkate aldığımızda kedinin pekala hem canlı hem ölü olabildiğini görebileceğimiz problem. mevzubahis deneyde bir elektron tabancasından iki ince yarığa doğru elektron gönderiliyor, yarıkların ilerisindeki perdede de nereye düştüğü gözleniyor. elektronun hangi yarıktan geçtiğine bakar isek sadece birinden geçtiğini görüyoruz. çünkü bu bir gözlem. peki bakmazsak elektron hakkaten her ikisinden de geçmekte midir? tek tek elektronları ard arda yolluyoruz, perdede düştükleri yerleri işaretliyoruz. ve bu işaretlenmiş izleri üst üste bindiriyoruz, bir de bakıyoruz ki bir girişim deseni oluşmuş! elektronlar tek tek gittiğine göre diyoruz ki, vay be, elektron iki yarıktan birden geçmiş ve kendi kendisiyle girişim yapmış!.. şimdiii, aynı mantığı kedi düzeneğine uygulayalım. fotonu yolladık, kutuyu açtık, kedi ölü. bi daha yolladık, kutuyu açtık, kedi canlı (tabi yeni kedi bu). bi daha, bi daha yolladık, kedi kah ölü kah canlı. herbirini tek tek kaydettik. sonraaa (deneyin püf noktası burası) tıpkı elektronların perdedeki izlerini üst üste koyar gibi ölü ve canlı kedileri üst üste koyduk. bizzat kedileri üst üste koymadık, kaydettiğimiz sonuçları üst üste koyduk (tıpkı elektronun "izleri" gibi). noldu?.. nolacak, üst üste yazılmış birsürü "canlı" ve "ölü" yazısı elde ettik. vee deney sonucunda kedinin hem canlı hem ölü olduğuna kanaat getirdik...
  • (bkz: gunay rodoplu)
  • (bkz: superpozisyon)
  • dalga işlevini formülleştiren erwin schrödinger,düşünsel bir deney tasarladı. bu deneyde, bir kedi, kapalı bir kutunun içine yerleştiriliyor ve yanında da, uranyum gibi beta bozunması yapan radyoaktif bir maddenin yapacağı ışınıma bağlı olarak çalışan bir mekanizma yerleştiriliyordu. bu mekanizmaya göre, eğer yayılan beta parçacığı, detektöre çarparsa, yayılacak olan zehirli bir gaz kediyi öldürecek, beta parçacığı yayılmazsa, kedi canlı kalacaktır. eğer dışarıdan bir gözlemci, kutunun içerisini görmeden bir tahminde bulunursa, (beta bozunumu olasılığı %50 olduğundan) kedinin canlı mı yoksa ölü mü olduğunu söyleyemeyecektir. ona göre, kedi %50 canlı, %50 ise ölüdür. yani, kedi eşit oranda canlı ve ölü olma şansına sahiptir. işin tuhafı, kedi görülmediği (gözlemlenmediği) sürece, her iki olasılık da aynı oranda gerçektir. yani kedi, aynı oranda hem canlı,hem de ölüdür! eğer gözlemci, gidip kutuyu açarsa, işte bu durumda, kedi "ya ölü, ya da canlı" olarak karşısına çıkacaktır ki, gözlemcinin bu müdahalesi, ortam şartlarını değiştirmiş ve olasılıklardan birinin "gerçekleşmesine" neden olmuştur. işte, gözlem sonucu ortaya çıkan ve belki de maddi dünyayı algılama biçimimize temel olan bu durum "dalga işlevinin çökmesi*" olarak bilinir (bu düşünce deneyi çok kaba olarak, mikroskobik bir hadiseyi makroskobik boyuta taşımak için düşünülmüştür; gerçekte böyle bir deney yapılamaz). kutu açılmadan önceki durum için, kuantum fizikçileri, kedinin hem ölü, hem de canlı olduğu bir üçüncü olasılığın da var olması gerektiğini söylerler. böyle bir olasılık, aynen elektronlarda, fotonlarda ve diğer tüm atom altı parçacıklarda gözlenen ikili (hem dalga hem parçacık) yapıdan kaynaklanan dalga işlevinin bir özelliğidir ve evrenin temel kanunlarından birini oluşturur. gözlemci devreye girdiğinde ise, algılanamaz olan bu durum, algılanabilir olan iki (ya da daha fazla) olasılıktan birine doğru "çöker".
  • öyle bir kitaptir ki böyle bir kitap olamaz,nedirbu $irodinger,ne yapmaktadir,hala anlayabilmi$ degilim,
    üçbinyüzseksen ,üçbindörtyüzelli falan diye bir $eyler hatirlar gibiyim,allah allah.
  • sosyal bilimler camiasinin maskotu olan pavlov un kopegine karsi sayisalci camianin one surdugu hayvan. kedi-kopek catismasinin rastgele secilmemis olmasina, bu olgunun da sayisalci-sosyal bilimci irkciliginin bir parcasi olmasina dikkat etmek,bundan uzak durmak gerek. allah korusun; amin..
  • hatalı olarak kedinin %50 ölü %50 canlı olma şansı vardır şeklinde yorumlanarak kuantum mekaniğine ait rastlantısalllığı ve üstüste binme durumu, gözlemciye ait bilgi eksikliğine bağlanan deney. eğer öyle olsaydı schrödinger atomdu silahtı uğraşmaz, iki toptan birini çeker, bakmadan kutuya atardı. misal siyah top kedinin ölümüne yolaçacak olsaydı gene kedinin hayatta olma olasılığı %50 olur, kuantum fiziğine gerek kalmazdı.

    sorun, gözlemlerimiz ile şahane uyuşan (nedense) kuantum öncesi fizik algılarımızla kuantum mekaniğine ilişkin anlatıları kavramaya çalışmaktan kaynaklanıyor sanırım.

    efendim deneyin anlattığını kavrayabilmek için bundan önce tüm öğrendiklerinizi bir kenara bırakıp, kainatın sizin mantığınıza uygun çalıştığı önyargısından kurtulmanız gerekir - en azından bir süreliğine.

    deneyin özü şudur efendim; bahsi geçen atomun yarı ömrü kadar süre geçtikten sonra, atom için "ya bozunmuştur ya da bozunmamıştır" diyemezsiniz. deneyi bin kere tekrar edip bir istatistik çıkartabilirsiniz mesela lakin istatistik için atoma bakmak gerekir ve atoma bakmak, varolan durumunu bozmak demek olur. yani sorun her zamanki gibi çok küçük enerjili bir parçacık ile kainatın geri kalanı arasında parçacığın durumunu bozmadan bilgi alışverişi kurmakta. lakin bu alışverişin sağlanamaması ile beyaz topu mu siyah topu mu çektiğimizi bilemememiz aynı şey değil; en temelinden matematik olarak aynı şey değil.

    (kritik cümle geliyor) atomun ya da parçacığın, kuantum fiziğindeki modeli olan dalga fonksiyonunu çökertmeden, durumu hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildir ve bu imkansızlık, parçacığın gözlemlenmediği - yani kainatın geri kalanı ile bilgi alışverişi kurmadığı - süre boyunca sahip olduğu doğası gereği iki halde birden bulunmasını gerektirir. dış dünya ile iletişmeyen parçacıklar küçük sarı bilyeciklerle değil olasılık fonksiyonları ile modellenirler.

    peki ya kedi? kedi figürandır efendim. la fontaine'in kargası gibi.