şükela:  tümü | bugün
  • sadık hidayet 'in katran karası kitabı.
    temelde iran halkının yaşantısını güllük gülistanlık gibi yutturmaya çalışan yönetime tepki ürünüdür.
    fakirlik, hastalık, bâtıl inançlar, iki yüzlülük üzerine kan kırmızısı öyküler içerir.
    döngüsel izlek yerli yerindedir ama hidayet 'in dilini en basit anlatımıyla "haddinden fazla sade" tuttuğu, belki diğer kitaplarında, ne bileyim bir kör baykuş 'ta yaptığını yapmaktan bilinçli olarak kaçındığı kitabıdır. halk okusun, görsün, dolaysızca anlasın diye...

    üç damla kan adıyla yky tarafından yayınlanmıştır.
  • üç damla kan öyküsündeki geçişler, tekrarlar, birbirinin içine geçip birbiri olan haller sizi kendinizden alır. sadık hidayet'in buf-i kur* tadında öykülerinden oluşur. havasında afyon olmamasına rağmen muhteşemdirler.
  • sadık hidayet'in, batı edebiyatının görece yeni bir verimi olan kısa öykü tekniğini kullanarak iran kültüründen, iran'ın güncel sorunlarından yola çıkıp insanın trajik durumunu anlattığı kitabı. yazar, sanki insanlığın üç damla kanı kaldığını anlatır kitaptaki öykülerde. dünyaya yalnız gelen, bir toplum içine doğup onun kültürüyle şekillenen insanın, aslında bütün bağlarının yapay olduğunu, insanı hayata bağlayanın ölüm olduğunu vurgular gibidir hidayet öykülerinde.
    yirminci yüzyılda, özellikle varoluşçu yazarların üzerinde durduğu yaşamın anlam(sızlığ)ı sorununa ölüm çerçevesinden bir çözüm üretme peşindedir biraz. camus'de ve yusuf atılgan'da gördüğümüz saçma'dan sevgi'yle kurtulma çabası, sadık hidayet'te, gerek kişisel buhranları, gerek aralarında bocaladığı hint, iran ve avrupa kültürlerinin üzerinde bıraktığı izler dolayısıyla daha geride durur. sevgi bile bir çeşit afyondur. geçici bir çare. öldürerek aşar insan sorunlarını; bazen bir düşünceyi öldürerek, bazen nefsini öldürerek, bazen hayvan öldürerek, bazen insan öldürerek. ölüm, insanı bir çember gibi kuşatmıştır ki, o çemberden kurtuluş da intihardadır.
    kitabı oluşturan öykülerin her biri, iran'ın bundan seksen yıl önceki haline ışık tutmakla kalmıyor, iran'ın pehlevi ailesi ve mollaların elinde ne duruma geldiğinin izinin sürülebilmesi için de iyi bir başlangıç noktası sunuyor. aynı zamanda, yerel kültürden beslenerek evrensel bir eser yaratmanın mümkün olduğunu da gösteriyor. doğulu bir aydının oryantalist olmadan da ülkesini, ülkesinde hüküm süren saçmalıkları dünyaya duyurabileceğini gösteriyor.
  • tamamen arka kapağında yazdığı gibi: kafka'nınki gibi karanlık, karabasanlı öyküler...

    --- spoiler ---

    "biz, hepimiz yalnızız. aldanmamak gerek. yaşam bir zindandır, türlü türlü zindanlar. ama kimileri zindan duvarına resim çizer ve bununla oyalanırlar. kimileri kaçmak ister, boşuna ellerini yara bere içinde bırakırlar. kimileri de yas tutar. fakat işin aslı, hep kendimizi aldatmalı, hep kendimizi aldatmalıyız. ama zaman gelir, insan kendini aldatmaktan da bıkar..."

    --- spoiler ---
  • bütün hayatından nefret etti. her şeyden, herkesten bezmişti. son derece yalnız ve yabancı hissetti kendisini. uzak şehirlerden veya güney limanlarından birine gidip hayatın kalan kısmını orada geçirmek ya da intihar etmekten başka seçeneği yoktu. hiç kimsenin göremeyeceği bir yere gitmek, kimsenin sesini duymamak, bir çukurda yatıp bir daha uyanmamaktan başka çıkar yol yoktu. çünkü ilk kez etrafında bulunanlarla kendisi arasında şimdiye kadar fark edemediği korkunç bir uçurum bulunduğunu anlamıştı.

    sadık hidayet- üç damla kan(sf.24)
  • --- spoiler ---

    zindandakilerin özenirim gece sohbetine,
    konuştukları hep zincir halkasıdır.

    --- spoiler ---
  • içinde tipik bir sadık hidayet üslubu ile yazılmış güzel öykülerin olduğu, ama en çok da kitabın üçüncü öyküsü olan "daş âkil" ile içime bir garip hüznü oturtan, "karanlık ve karabasanlı" öykü kitabı.
  • " - sen benim için başka birinin mazharıydın. biliyor musun, kendi varlığımızın dışında başka bir gerçek yoktur. bu konu aşkta daha iyi anlaşılıyor. çünkü herkes kendi tasavvur gücü ölçüsünde bir başkasını sever. bu kendi tasavvur gücünden kaynaklanır. haz duyar bundan ama gözünün önündeki kadından değil. onu sevdiğini sanır. o kadın kendi gizli tasavvurumuzdur; gerçekten çok farklı bir mevhumdur.

    - ben iyi anlayamadım.

    - demek istiyorum ki sen benim için bir mevhum, bir başka mevhumsun. yani sen benim ilk mevhumum olan, hayalimde canlandırdığım kişiye benziyorsun. "