şükela:  tümü | bugün
  • şiiri sevme sebebimdir.
  • karşılıksız sevdiğim bir şiirdir.
  • “der bestirnte himmel über mir und das moralische gesetz in mir”

    daha ilk dizede, “beni okuma; pişman olacaksın ama yine de sen bilirsin, dilersen…” diyebilen bir şiirdir bu, “kimin için?”.

    başka şeyler var, belki a posteriori,
    kişinin; bilgisini ve aklını kullanma şekline göre biçimlenen bir başlangıçtır önerilen bu şiirde. sonra, doğanın yasalarından bahsediyor, mesela kargalar da diyebilirdi, bilinmez; yağmur ve yaprak.. ikisinin de serpilişiyle bir coşku var ortada.
    nedir bir coşku?
    sorular hep değişkenler.
    bes kimyevi olarak gözlemlenebilen bir şey değildir ve bunun yanında
    bir coşku, yeni bir duruma geçiş gibi eksik bir tanımla bırakılamaz.
    coşku, ruhun kendini aşıp yücelmesidir efendim,
    ve sonra en önemlisi bir duyguyla dolarak yücelmedir coşku. cezbe ile bir gidebilen nadir şeylerdendir.
    bu açıdan heyecandan kendisini ayırır coşku çünkü heyecan daha gözlemlenebilir oysa coşku [yani benim içimde olan]
    gözlemlenebilse de, anlaşılabilirlik açısından heyecandan uzaktır,
    tam bir vecd halidir, ritimlerle işler; ezberlerle değil ‘ritim yakalamak’ ile görünür!

    bu şiir gerçekten korkunç ve daha ilk dizede, “beni okuma; pişman olacaksın ama yine de sen bilirsin, dilersen…” diyebilen bir şiirdir bu, “kimin için?”.

    “üstümde yıldızlı gök” demişti könisberg’li
    ”içerimde ahlâk yasası”.
    yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?

    kant’ın mezar taşından bahsediyor ismet özel..
    kant’ın mezar taşında “der bestirnte himmel über mir und das moralische gesetz in mir” şeklinde geçiyor; “üzerimde yıldızlı gök içerimde ahlak yasası!”

    işte bu şiir bu yüzden karanlık bir şiir. yasanın, kuralların hiçbir şeyi berkitemeyeceğinden bahsediyor,
    doğru söylüyor ve oysa her şey yasalara bağımlı, her şeyin bir yasası mutlaka var.
    belki de bu yasalardan ötürü ismet özel’den nefret ediliyor kim bilir?

    “baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız”

    bu şiir gerçekten korkunç ve daha ilk dizede, ‘beni okuma; pişman olacaksın ama yine de sen bilirsin, dilersen…’ diyebilen bir şiirdir bu,
    “kimin için?”.
    “tek başınayız.”

    tanım: bu şiiri ismet özel sesinden dinlerken, fonda 09 15 00 olmalı.
  • soruları pek sevmediğinizi düşünün şu sıralar. mesela cevabını bilmediğiniz sorularla asla ilgilenmiyorsunuz..
    olaylar ve kişiler de ilginizi çekmiyorlar uzun süredir, kavramlar ve olgularla ilgilisiniz artık,
    kişilerden hiç bahsetmiyorsunuz.
    belki de bu yüzdendir ki cevabını bildiğiniz soruları kendinize sorup cevaplıyorsunuz!

    bu şiir de böyle işte, buna dair bir şiir.
    şiir kelimesi, türkçe’ye geldiği dilde “korunan bilgi” anlamına ‘da’ gelir,
    bir çeşit hafıza işlevi görür ya da çoğu zaman tarihi kayıtların kendisidir.

    zülküf, valéry, valentina tereşkova, pekos bill, markut, karon, ho amca, fanya kaplan, baudelaire, al capone…

    ismet özel şiirinde saklı isimlerden birkaçı bunlar ve ismet özel şiiri, daima “ayak direyen” bir şiir olmuştur,
    olmaya da devam ediyor. kurallar; başkalarının kuralları, ahlak yasalarıyla işi yok! mantıklı, doğru ya da erdemli olmak yerine, adl’den bahseden bir şiir..

    evet, kabul gören ya da görmeyen bütün değerlere karşı olan bir adam ismet özel, topluma göre şizofren,
    solculara göre dönek, islamcılara göre tam müslüman değil, diğerlerine göre vs..

    “kazandım nefretini fahişelerin
    lânet ediyor bana bakireler de.
    sözlerim var köprüleri geçirmez
    kimseyi ateşten korumaz”
    [celladıma gülümserken]

    yukarıdaki dizeler ve dizelerin yer aldığı şiirin tamamı,
    aslında ismet özel’in her şeyin farkında olduğu anlamına geliyor, ismet özel de durumun farkında.
    ve sebeb-i telif’te, immanuel kant’ın ahlak yasası’na karşı olabildiğince sert bu şiirinde,
    çünkü hayatı bunun üzerine kurulu.
    kant’a göre kişi öyle hareket etmelidir ki, onun hareketlerinin yasası
    aynı zamanda başka insanların hareketleri için de bir ilke ve yasa olsun.
    oysa, ismet özel bundan başka bir yerde, kant’la anlaşması da, tabiatıyla halen olanaksız.

    “hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız” [sebeb-i telif]

    işte ismet özel şiirini sevenlerin, ondan vazgeçmeyecek olanların ortak noktası da budur:
    gizli bir isimle adaş olmak,
    bir çeşit, ait olamamak, sabit olamamak.

    veyahut:

    “baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız” [sebeb-i telif]

    diyebiliriz.

    tanım: bu şiiri ismet özel sesinden dinlerken, fonda 09 15 00 olmalı.
  • nihil humanum alienum est!
    (insana dair hiçbir şey bana uzak değil)
    [baruch spinoza]

    ~

    öğrenen canlılarız,
    bir şeyleri öğreniyoruz ve sonra onları bizimmiş gibi benimsiyoruz.
    “başkalarının başka ile kurduğu bağlantı” diyor buna ismet özel,
    sonra spinoza’ya sağlam, hıncahınç bir selam çakıyor: “imreniyoruz başkalarının mahvına”!!

    bu şiir, hayatımda fazla kalmaya başladı, bundan sıkılmıyorum ama,
    burada başka bir şey olması gerektiğini biliyorum, bu şiirde çok başka bir şey var!
    belki ismet özel şiirleri içerisinde en güzeli değildir, bu değişkendir,

    “yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?”

    belki de tam da bu yüzdendir bu şiirin bunca sert oluşu, yasa neyi berkitebilir? hiçbir şeyi takviye edecek güçte değildir yasa! peki neyin yasasıdır bu?

    bence bu şiiri şiir yapan dize “başkalarının başka ile kurduğu bağlantı” ile “yasa” arasında.
    çünkü, yasaları da başkaları koyar, ve yasalara uyulmalıdır. politik yasalardan,
    ‘avukatların sonsuz çöplüğünden’ bahsetmiyorum, öğrenilmiş yazısız olan şeylerden bahsediyorum,
    diyorum ki, hakikat daima başka bir yerde olagelmiştir! hakikate dair, en azından “başkalarının” yasaları geçerli değildir ve bunun yanında bir yaşam ‘başkalarından’ öğrenilenlerle şekilleniyorsa,
    gerçeği bulabilmesi imkânsızdır. evet, belki bunu illa aramaya gerek yoktur, kim bilir?

    gücüm neye yetebiliyor?
    ya da sorunun tonunu değiştirelim (çünkü sorular hep değişken tonlar taşırlar)
    spinoza’dan devam edelim: “insan neye muktedirdir?”
    söyleyeyim: insan, hemen hemen hiçbir sike (argo veya kaba sözcük) muktedir değildir,
    o sadece bozar, yapar ve elinde olanlarla devam eder.

    oysa, ‘yaratma eylemleri’ bambaşkadır, “başkalarının hınçları” işte böylece devam edemez.

    bu şiir gerçekten muhteşem!
    bu şiiri ismet özel sesinden dinlerken, fonda 09 15 00 olmalı.
  • “sonra, ayrılıklar düşüne dalıyoruz/bize ait olan ne kadar uzakta?”

    ayrılık ya da daha güzel adıyla ‘kopuş’ böyle bir şeydir efendim,
    bir şey önce “aittir” ya da vardır, sonra “uzak” olur.
    ancak bize uzak olan o şeyin, bize gerçekten uzak olduğunu hissedebilmek için bir şeylerin değişmesi gerekir.
    işte bu şiire göre başlangıcımız “başkalarına” ait, ve şiire göre öğrenen canlılarız ve başkalarından öğreniyoruz!
    süreçte biz yokuz! sonrası da buna göre ilerliyor şiirin ve sebeb-i telif şiiri uyarıyor beni:

    “başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız/başkalarının ‘düşünceleriyle’ değil!”

    başkalarından öğrendiklerimi yakarak, yeniyi yaratma işine girişmem tanrıların gücüne gidiyor,
    tanrıların köpeklerinin de.
    şu halde hem bu kentten öç almanın, hem de akdeniz’e yeni hatalar için inmenin vaktidir!
    alesta!

    önceleri bize ait olan, bizden olan bir şeyi sonra tamamen nasıl inkâr edebiliriz ki?
    burada gerçekten bir sorun olmalı!
    insan, her seferinde “yepyeni bir hata için akdeniz’e iner mi?”
    iddiaya girerim ‘milli şefin treninin beyaz olması kadar saçma’ bu!
    gelgelelim ben şimdi “yepyeni bir hata için akdeniz’e iniyorum!”
    bu hata bana ait, hata da olsa [ki her zaman öyledir], bu konuda cesurum!

    bu şiirde ahlak yasası’na sertçe, yani ki “merd-i meydan” misali çatılıyor,
    deniliyor ki bu şiirde: “yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?”
    işte soru tarzı bu olmalı, sonra soruya ‘pike’ dönüşler.
    çünkü ismet özel soru sormuyor, başka bir geçiş ya da belki bir akışın yönünü değiştirme:

    “ister gözünü ovuştur, ister gözünü yum/idam mangasının içinde yasa varsa”
    dizeleri geliyor sorudan sonra.

    biliyorum ki bana ait olan “sorularda” da bir hata var ve şunu da biliyorum ki soruya değişik bir ton katılmalı, farklı bir tını ve sonra kelimeler soru postunda bir ezgiye dönüşmeli!
    soru sormuyorum, soru başka bir işleve sahip, kişilerle ya da olaylarla da ilgim yok,
    olgular ve kavramlar,, işte hepsi bu!
    kişilerin değişmesi olguyu değiştirmez, bir olgu varsa vardır, kişi önemli değildir.
    eylemlerin anlamları vardır, eylemleri kişi yapar ve karşısındakine bir anlam doğar!
    şu halde a ya da c olması hiçbir şeyi değiştirmez.
    ben şimdi “yepyeni bir hata için iniyorum akdeniz’e!”
    ufka doğru mora çalan akdeniz’e, mor külhânî’ce,
    kulağımda sebeb-i telif çınlıyor ve içerimde elbette ahlâk yasası yok!
    çünkü, yasa başkalarınındır, oysa akdeniz benim!
    ve elbette ki akdeniz’e inmeyen adl’i bilemez, bunları çabucak geçtim!

    bu şiir gerçekten muhteşem!
    bu şiiri ismet özel sesinden dinlerken, fonda 09 15 00 olmalı.

    (bkz: yepyeni bir hata için akdeniz’e inmek)
  • sebeb-i telif, yine dönüp dolaşıp sebeb-i telif’e geliyoruz, çünkü bu şiirde ayrı bir şey var.

    “anlaşılıyor
    baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız”

    burada, sonradan bir anlama var, buna idrak demeliyiz şu halde; “idrak etmek” var bunda. yani, bir süre devam eden bir durumun, yine belirli bir süreç içerisinde farkına varılması,

    işte bu şiirdeki büyünün ilk sebebi budur.
    baştan beri devam eden bir geçmişin
    [yani ismet özel’in geçmişinin ama şiiri okuyan benim geçmişimin de]
    getirdiği şeyin sonucunu yavaş yavaş öğrenmek.

    bu şu demektir: bir şiiri okuyoruz, belirli bir anda. poetikası filan üzerine düşünmeden yani.
    sonra, o şiir bir şey ifade etmeye başlıyor, eğer ki güçlü bir şiirse. ancak, çoğu zaman şiir ifade ettiği zaman içerisine sıkışır kalır; sonra kendisine dönüldüğünde de o sıkışma ânını tekrar hissettirir. ancak, gelgelelim bu şiir, yani sebeb-i telif tam da bunun zıttı:

    “anlaşılıyor
    baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız”

    bu şiir gerçekten muhteşem!
    bu şiiri ismet özel sesinden dinlerken, fonda 09 15 00 olmalı.
  • "hesaptaki bu açık belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım" ifadesi bana fena halde objet petit ayı hatırlatan, müthiş bir lacanyan eksik.
  • başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    yaprakla yağmurun aşkı meselâ
    kim olsa serpilen coşturuyor bizi
    imreniyoruz başkalarının mahvına.
    yağmur mahvoluyor çarparak
    kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
    yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
    silkiniyor vuran her damlayla.

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
    aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
    ilk önce damarlarımızda duyduğumuz çağıltısını
    uzak iklimlerin
    kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden
    bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
    sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
    bize ait olan ne kadar uzakta!

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    başkalarının düşünceleriyle değil.
    "üstümde yıldızlı gök" demişti königsberg'li
    "içerimde ahlâk yasası".
    yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?
    ister gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
    idam mangasındasın içinde yasa varsa.
    girmem, girmedim mangalara
    yer etmedi adalet duygusu
    içimde benim
    çünkü ben
    ömrümce adle boyun eğdim.
    yıldızlı gökten bana soracak olursanız
    kösnüdüm ona karşı
    onu hep altımda istedim.

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
    düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
    siz gidin artık
    düşman dağıldı dedikleri anda
    anlaşılıyor
    baştan beri bütün yenik düşenlerle
    aynı kışlaktaymışız
    incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
    sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
    tek başınayız.

    diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
    belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
    hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız
    yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
    hayatımıza kendi adımızla başlardık
    bilmediğimiz bir isim, hesaptaki bu açık
    belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım
    aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
    adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
  • çok dar bir çerçevede ele alınacak olsa da şiir, belki, "ismiyle müsemma" olmanın, beşerin insana evrilmesiyle, şahsiyetini, karakterini, hüviyetini iyiyle, güzelle, doğruyla, hakikatle inşa etmesiyle olabileceği fikrini taşıdığını düşündüren mısralara sahip.

    ...

    diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
    belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
    hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız

    ...

    kendisine isim verilen insanın (zahir) ismine olan müdahalesi ancak anne ve babasını seçebilmek kadardır. peygamber sözlerinden birinde ebeveynlerin üzerinde çocuklarının hakları sıralanırken ona güzel bir isim vermek de zikredilmiştir.
    güzel bir isim.

    o "güzel" isme lâyık olma endişesinin güzel olana götüreceği fikrinden mi, o "güzel" ismin o kişiyi görünmeyen bağlarla güzel olana çekeceği düşüncesinden mi bilinmemekle birlikte anne-babaların çocuklarına güzel isim bulma ve onları isimlendirme gayretleri hiçbir zaman nihayete ermeyecek sanırım.

    hayat boyunca bizi çağıran, bizi anımsatan, içimizdeki "ben"i simgeleyen o isim belki de bizim ismimiz değil; ne dersiniz?

    belki de...

    gizli bir ismimiz var; bizi ismimizle müsemma kılan.

    şiirin bütün bu söylenenler üzerine andığım mısralarından sonra gelen mısraı ise can yakıyor:

    "yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lazımdı"

hesabın var mı? giriş yap