şükela:  tümü | bugün
  • sonundaki "m" harfi sahiplenme duygusunu cagristirdigindan bana cok hos ve sicak gelen kadin ismi. bu turde baska bir isim icin:

    (bkz: ozlem)
  • 70'li yılların ortasında doğmuş (+-2) kızlarımıza çoklukla verilmiş olan isim. şimdilerde pek bebeklikleri kalmamıştır. kübra'ların büşra'ların anneleri olmuşlardır çoktan.
  • çiy, çiy tanesi; şeb'in nemi.

    şebnemi şebnem yapan gece. geceyi gece yapan gündüz. karanlığı karanlık yapan ışık. ışığın kaynağı şems. şems batınca kamerde tecelli eder. ay artık "güneş"tir. şebnemin varlığı gecelerden sabaha, bedbinlik kuyusundan umut denizine.

    güneş, denizin uçsuz bucaksız sathında nasıl görünürse şebnemin küçük gözü de yıldız gibi parlıyor. "aynı hüviyet": ha şebnem, ha deniz. güneş nazar edince şebneme ve denize ikisi de bir olur. "bir"e erer. bir-ler: "kudreti tanzir eder". artık "şebnemin gözbebeği küçücük bir güneştir; güneş de küçücük bir şebnem".

    nasıl "kirpiklerime düşen bir çiy damlası" isen diyorsa şair "gözlerimi yumduğumda gözkapaklarımın içindesin" diye devam ediyorsa bu karanlığın karamsarlığından ışığın umuduna tutunmak. ışığının şiddetinden göz kapatılmasa da. sızıyorsa parlak ve lâtif ışık.

    hâleler, hâleler, hâleler.

    şebnemin gözbebeğini küçücük de olsa bir güneş yapan "bir nurdur ki, şems-i kudretten gelir". gözbebeği "o kudrete kamer olur". kamer olur, gecenin kandili olur. denizde tecelli eder. zira "semavat bir denizdir". umudu bir ışık olarak görenin gözbebekleri şebnemdir; küçücük de olsa hem kamer hem güneştir. çünkü umudun kaynağı, mebdei, madeni şemstir; umudu ışık olarak addedeni de kamer eyler. artık karanlık içinde parlayan en büyük yıldız olan kamer de bir güneştir.

    (bkz: lemaât)
  • şimdiki çocukların pek bilmediği, kâğıt bebek olayının türkiye'deki adı olmuş bi seri. yanılmıyosam tay yayinlari tarafından basılırdı.

    bi ara, yeni yuzyil daha yeni binyil olmamışken, promosyon olarak verildi.
  • güne baslayan yapraklara tazelik kazandiran bir doga olayi. pek severiz.
  • nemli bir istanbul gecesi sabaha doğru ilk adımlarını atmaya başlar, sabaha yaklaştıkça gün biraz serinler, o serinlik herkes uykudeyken nemli ruhların yoğunlaşmasına yol açar, sabah uyandığında güneş çıkmıştır, bacağın aksıyordur, acıdan eğilirsin yere doğru, çimlere dokunursun, güneşe bakarsın ve tebessüm edersin, eline dokunan şeydir.
  • inatla 'şeplem' denen bir isim. gerçi ali amca beni sevdiginden takilirmis, oyle dediler geç de olsa. ama az heceleme yapmadım, ali amcadan mütevellit.

    hele ki ilkokulda sınıf başkanı tahtaya yaramazlar'a ismimi yazardı, hoca gelirdi ismimi görünce başkanın kulağını çekerdi "daha yazmayı öğrenemedin mi" diye, ben de arada kaynar giderdim. başkanın sevmediği biriydim, benim yüzümden az mı ele cetvel yedi, kulağı çekildi garibimin. tabi en sonunda ismimi yazmayı öğrenince işin rengi değişti, oralar hep çocukluk travmalarıdı.
  • farsça kökenlidir. çiçek üstündeki çiy damlası demektir.
  • tamamlanmamışlık anlamına da gelir benim nezdimde. çünkü hep yarımdır, hep eksik, hep buruk..nemdir işte ne ıslak ne kuru...
  • gecenin ağırlığının, gündüzün ferahlığı olarak geri döndüğü, doğanın gerçekliğine insanın inanmasını sağlayan, uyanış belirtisi, olgunluk ifadesi.