şükela:  tümü | bugün
  • şebnem ve mete hayatlarının en korkunç 14 şubat’ını yaşamaktaydılar. gece evlerine hırsız girmişti. kapının kilidini sessizce kırmayı başaran soyguncu yeni evli çiftin evinden iki parça eşya çalıp kayıplara karışmıştı. sabah uyandıklarında cep telefonlarını komidinin üzerinde bulamayan ikili yataktan fırlamış ve üzücü gerçekle yüzleşmişlerdi. peki ama hırsız neden sadece cep telefonlarını çalmıştı?

    14 şubat sabahı apar topar polis çağıran çift yaşadıklarını görevli memura anlatmaya çalıştı.

    “sabah uyandığımızda cep telefonlarımızın gece bıraktığımız gibi komidinin üzerinde olmadığını fark ettik. diğer her şey yerli yerinde duruyordu ama telefonlar yoktu. sokak kapısının kilidinin kırılmış olduğunu anladığımızda başımızdan aşağı kaynar sular döküldü,” dedi mete.

    polis memuru, olayın sıradan bir hırsızlık olduğunu düşünüyordu. mete’nin söylediklerini dinledikten, gerekli delilleri topladıktan ve formaliteleri bitirdikten sonra “sırf telefonları alıp gitmesi biraz garip ama... neyse, biz bir araştıralım en kısa zamanda size geri dönüş yaparız,” deyip evden ayrılmıştı. gitmeden evvel kilidi değiştirmelerini tembih etmeyi unutmamıştı.

    şebnem tekli koltuğa çökmüş ağlıyordu. mete, çok sevdiği evlerine tiksintiyle bakıyordu. sanki evin içerisine tonlarca gübre yığılmış gibi hissediyordu. içeride bir saniye daha kalmak istemiyordu.

    neyse ki çağırdıkları çilingir kısa sürede geldi ve kapıyı tamir etti. düşünceli çilingir son dönemde hırsızlık olaylarındaki artıştan bahsedip genç çifte moral vermeye çalışmıştı. lakin, şebnem şoku henüz atlatamamıştı. adamın söylediklerini duymuyordu. mete’nin de sinirleri bozuktu.

    çilingir işini bitirip gittikten sonra bir süre birbirlerine sarıldılar. ikisinin de morali epey bozulmuştu. oysa bugün 14 şubat’tı ve ikisi de birbirlerine sürpriz yapmaya hazırlanıyordu. soyguncu yüzünden tüm planları suya düşmüştü.

    “gel çıkalım hayatım, evde durmayalım. temiz hava iyi gelir. sahile gidelim biraz yürüyelim,” diye bir öneride bulundu mete. şebnem’in panik hali geçmişti ama morali hala çok bozuktu.

    kapılarını yeni anahtarları ile kilitledikten sonra binanın bodrum katında bulunan otoparka indiler. hırsız arabalarını çalmamıştı. beyaz renkli bmw’leri dün bıraktıkları gibi onları bekliyordu. araca binip deniz kenarına doğru yola çıktılar.

    dışarı çıkmak ikisine de iyi gelmişti. evde duvarlar üstlerine üstlerine geliyordu. bir de gübre kokusu vardı...

    yolu yarılamışlardı. yakalandıkları bir kırmızı ışığın yeşile dönmesini beklemeye başladılar. radyoda whitney houston’ın ı will always love you şarkısı çalıyordu. ne de olsa bugün 14 şubat’tı ve özel çalma listeleri günboyu radyo kanallarında dönüp duracaktı. şarkı devam ederken bir anda ses kesildi ve hoparlörlerden telefon çalma sesi geldi. şebnem şaşırmış bir suratla mete’ye bakıyordu. ikilinin telefonları dün gece çalınmamış mıydı? kim, nasıl arıyordu onları?

    “kim arıyor?” diye sordu şebnem. sesi titriyordu.

    “gizli numara,” diye yanıtladı mete. tedirgin olmuştu.

    arayan kişiye cevap vermeden önce koltukların altına, torbido gözüne baktılar. görünürde bir telefon yoktu.

    “açıyorum,” dedi mete ve direksiyondaki yanıt verme tuşuna bastı.

    “alo!” dedi mete.

    telefonun öteki ucundan yalnızca nefes alış veriş sesi geliyordu.

    “kimsiniz?” diye sordu mete.

    devam eden soluk almalar ve vermeler....

    “kimsin kardeşim?” diye bağırdı mete. sesini yükseltti.

    “ona okan’ı sor,” dedi karşıdaki mekanik ses. bir insandan çok bir robottu bunu söyleyen.

    “kimsin lan sen? kimsin? okan kim? siktirtme lan belanı!” diye bağırdı mete.

    cevap olarak hat kesilme sesi duyuldu. karşı taraf telefonu kapatmıştı.

    mete seri şekilde nefes alıp veriyordu. sağ kolunu ileri doğru uzatmış, elini tokat pozisyonuna getirmişti.

    şebnem arabanın içinde telefonu aramaya devam ediyordu.

    “allahım neler oluyor? nedir bu başımıza gelenler? önce hırsızlık şimdi de bu,” diye yakardı mete. ardından şebnem’e döndü. “tanıyor musun sen okan diye birini?”

    şebnem duymazdan geldi. telefonu aramayı bırakıp penceresini açtı. dışarıyı baktı. ardından sağ elinin tırnaklarını yemeye başladı.

    “sana diyorum şebnem, tanıyor musun okan diye birini?” diye üsteledi mete.

    o an yeşil yandı. arkadaki taksi kornaya bastı. mete gaza bastı ve aracı sahile doğru sürdü.

    şebnem’in sessizliği mete’yi kıllandırmıştı. sahile geldiklerinde daha araç tam olarak park etmeden kapısını açan şebnem sahile doğru koşmaya başladı.

    hızla aracın motorunu durduran mete, şebnem’in arkasından koştu.

    mete şebnem’i yakaladığında, biricik karısı bir banka oturmuş ağlıyordu.

    “hepsi benim suçum. böyle olsun istememiştim,” dedi şebnem. yüzünü iki eliyle kapatıyordu. kafasını dizlerine gömmüştü.

    “şebnem, bana doğruyu söyle, okan diye birini tanıyor musun?” mete elinden geldiğince sakin kalmaya çalışıyordu. karısının kendinden bir şey sakladığından artık emindi.

    şebnem’in hıçkırıkları arasında bir “evet” duyuldu. mete şebnem’in yanına çöktü.
    “kim bu okan?” diye sordu mete. bir yandan öğrenmek istemiyor bir yandan da bilmesi gerektiğini hissediyordu.

    “iş yerinden bir arkadaşım,” dedi şebnem. başını dizlerine bastırdığı için sesi boğuk çıkmıştı.

    “eski sevgilin mi?” diye sordu mete.

    şebnem cevap vermedi.

    “konuşsana şebnem! anlatsana! okan kim?” diye tepki gösterdi mete.

    şebnem kafasını kaldırdı. karşılarından genç bir çift geçiyordu. kız kırmızı bir gül tutuyordu. çantasına kalp şeklinde bir balon asılmıştı. el ele tutuşan çiftin gözleri aşkla parlıyordu. şebnem ve mete’nin oturduğu bankı geçip gittiler.

    şebnem başını mete’ye doğru çevirdi. ağlamaktan gözleri kızarmış, şişmişti.

    “ben seni aldattım mete,” dedi şebnem ve ekledi “hala aldatıyorum.”

    mete sırtını banka dayadı. yılların mete’si, delikanlı mete, yakışıklı mete, aldatılmıştı. hem de yeni evlendiği karısı tarafından.
    “sana inanamıyorum şebnem. bunu bana nasıl yaparsın?” diye sordu mete. sesi fazla sakindi. fırtına öncesi sessizlik kadar sakin. sonra fırtına koptu.

    “bunu bana nasıl yaparsın şebnem? sen ne biçim bir kadınsın? kim lan bu okan? öldüreceğim onu. seni de öldüreceğim!”

    sabahtan beri yaşadıklarının ardından barut fıçısına dönen mete en sonunda patlamıştı.

    şebnem’i yeni bir ağlama krizi vurdu. hayatı tepetaklak olacaktı. artık mete’yi kaybettiğini biliyordu.

    mete elini yumruk yaptı, dişlerini sıktı. yumruğu kendi dizine indirdi. “ah be mete, sen nasıl bu oyuna geldin? ah be oğlum.”

    mete ayağa kalktı. “kalk gidiyoruz,” dedi. şebnem’i kolundan tuttu ve araca doğru götürdü. o artık çok sevdiği karısı değil, en kısa sürede kurtulmak istediği bir parazitti. mete böyle bir adamdı. grilerde yaşamazdı herşey ya siyah ya da beyazdı onun için. şebnem daha önceden beyazdı. 14 şubat itibariyle artık kapkaranlıktı. boşluktu. yoktu.

    şebnem’i araca bindirdi ve kapısını kapattı. ardından bagaja yöneldi. telefonu unutmamıştı. arabanın içinde bulamadıklarına göre bagajda olması gerekirdi. bagaj kapağını kaldırdı. kaldırması ile gözleri faltaşı gibi açıldı. kendi cep telefonunu bagajda büyükçe bir kartonun içerisinde duruyordu. ama yalnız değildi. kartonun içi ve tüm bagaj fotoğraflarla doluydu. mete’nin yakın arkadaşları ile kısa zaman önce çıktığı bir “şirket toplantısının” fotoğraflarıydı.

    “ankara’da bir otelde gerçekleşecek sıkıcı bir şirket toplantısı hayatım. haftasonu için gidip geleceğiz ofisten arkadaşlarla,” demişti şebnem’e. bir kaç hafta önceydi bu toplantı. diğer çocuklar da eşlerine ve sevgililerine aynı yalanı söylemiş, soluğu dış hatlar terminalinde tayland uçağının check-in sırasında almışlardı. çılgın bir haftasonu kaçamağıydı. kimsenin ruhu bile duymamıştı. tüm deliller yok edilmiş, fotoğrafların hepsi silinmişti. mete bagajdaki fotoğraflardan durumun pek de öyle olmadığını çıkarmakta zorlanmamıştı. başından aşağı kaynar sular dökülüyordu.

    mete telefonu kutudan çıkarttı ve bagajı yavaşça kapattı. şebnem’e bir şey hissettirmemesi gerekiyordu. araca binmeden hızla arayanlara ve mesajlara baktı. bir mesaj diğerlerinden farklıydı. bilinmeyen bir numaradan geliyordu.

    “14 şubat sevgililer günün kutlu olsun metecim. umarım hediyeni beğenirsin. x0x0”

    şebnem cebinde sakladığı cep telefonunu çıkarttı. telefonunu arka koltukta bulduğunu mete’ye çaktırmadan cebine atmıştı.

    telefonunda gizli numaradan gelmiş bir mesaj vardı.

    “14 şubat sevgililer günün kutlu olsun şebnemcim. umarım hediyeni beğenirsin. x0x0”

    mesaja bir fotoğraf eklenmişti. mete’nin "şirket toplantısı"ndan bir fotoğraf...

    eve kim girmişti? mesajları kim gönderiyordu? tüm bunlar neden yaşanıyordu?

    ***
    öyküdeki olaylar ve kişiler tamamen kurgudur.
    ***
    kazasız belasız sevgi dolu bir 14 şubat geçirmeniz dileğimle...
    ***
    diğer hikayelerim için: (bkz: gurlino'nun kısa hikayeleri)