şükela:  tümü | bugün
  • şikayetiniz durumunda doktora gitmenizi ve doktorunuzun vereceği tedaviyi uygulamanızı öneririm.

    orijinal entry aşağıdaki gibi ama okumaya üşenenler için belirtmeliyim ki kafa derim için kullandığım en etkili çözüm pirdolin şampuan. aynı şekilde yüzüm için de pirdolin kullanmamı önerdi doktor, protopic'i 2 seneden sonra daha fazla kullanmamam gerektiğini söyledi. bir de güneş kremi kullanmak zorunda olduğumu ekledi. solante yazdı. daha önceki muayenelerde öneri olan güneş kremi artık bir mecburiyet oldu.

    -

    yüzdeki ve kafa derisindeki döküntü ve kaşıntıyı önlemek için bugüne kadar bir çok ilaç ve şampuan kullanmama neden olmuş metabolizma rahatsızlığıdır, ki buna hastalık demek pek doğru değil ve kesinlikle bulaşıcı da değil. diğer yandan herhangi bir organa da bağlı değil. yani karaciğer, mide vs rahatsızlığı değil. bir perhizi de söz konusu değil. kafein ve alkol kullanımına bağlı değil. sadece acının çok tüketilmemesi gerekiyor çünkü acı besinler kılcal damarların çatlamasına neden olabiliyor. rahatsızlığın gidişatı ve geleceği hakkında da bir yorumda bulunmak imkansız gibi. yani, bir sene içinde tamamen geçebilir, ilaç kullanımını bırakabilirsiniz ama bundan bir iki sene sonra tekrar ortaya çıkmayacağının garantisi yok. bilinen tek nedeninin de psikolojik olduğu söyleniyor. dermatolojinin, dermatit sahibi bu kadar insan olmasına rağmen neden hala kesin bir çözüm bulmadığı, bulamadığı da ilginç bir durum ve inanın gittiğim 10'a yakın doktorun çok azının yaklaşımı ilgileniyormuş gibi. size krem, şampuan bilmem ne yazıp hemen gönderen doktorlara çok bel bağlamayın derim; araştırın, doktora gittiğinizde sorabildiğinizde çok soru sorun, yorun doktoru, yoksa bugüne kadar kimsede uzun süreli işe yaramamış dandik pomad ve şampuanlarla dolar eviniz. 12 senedir bu dermatiti taşıyorum, bazen eser olmuyor, bazense yüz derimi yüzesim geliyor.

    ----- şampuanlar -----

    zetion: kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda (ilk 1-1,5 ay) etki gösteren ancak daha sonraları pek işe yaramayan şampuandır. uzun süreli ve sık kullanımda saç döküntüsüne neden olduğu gibi bir duyum almıştım, sonrasında işe de yaramayınca bıraktım. eczanelerde bulunması kolay.
    sensun: aynı dertten muzdarip başka bir arkadaşımın kullandığı ve bir yıkamada kullandığım şampuandır. arkadaşım, aşırı faydasını görmediğini ama biraz da olsa rahatlatıcı olduğunu söylüyor.
    seba med anti-dandruff: seboreik dermatit'e karşı etkisiz şampuan, en azından benim için.
    head n shoulders: reklamlarına aldanılmaması gereken şampuan. normal bir deriye sahip kafada işe yarayabilir belki ama seboreik dermatit için değil.
    clear ice cool: duş sonrası kafa derimdeki gerginliği tamamen ortadan kaldıran tek şampuan ancak kepeğe pek fayda etmiyor.
    ketoral: ancak zetion'da olduğu gibi sonradan işe yaramadığı zamanlar olabiliyor ama zetion'a oranla daha faydalı olduğunu deneyim ettim. eczanelerde bulunması da kolay.
    pirdolin: gittiğim üçüncü cilt doktoru olan kolsuz agop'un önerdiği şampuandır. sadece 1 haftadır kullanıyorum ve etkisini görüyorum ama kepek, kaşıntı ve döküntüyü tamamen engellemiş durumda değil henüz. eczacının da dediğine göre düzenli kullanım sonucunda daha etkili olabiliyormuş. tabi daha önceki şampuanlar için de aynı şeyler denmişti.
    sedolin ve kadolin: pirdolin'in kutusunda dönüşümlü kullanılabileceği yazılı olan şampuanlardır. pirdolin bittikten sonra bu ikisini alıp 3 su olarak aynı yıkama içerisinde dönüşümlü kullandım, ilk zamanlarda "ah be, nerdesin pirdolin" dedirttiler bana. ancak daha sonra pirdolin'in performansını yakaladılar. kadolin'in seboreik etkilere karşı deriyi güçlendirdiği, sedolin'in ise antiseboreik etkileri artırdığı bir nebze de olsa doğru.

    bunların yanısıra ısırganotu suyu ile de saçlarımı yıkadım. ısırganotunun hem tazesini hem de kurusunu birer kere denedim henüz. sedolin ve kadolin ile normal bir yıkamadan sonra ısırganotu suyu ile saçlarımı yıkadım. 20 dakika kadar kafamı kurulamadım. sonrasında temiz su ile saçlarımı duruladım. işin kötü yanı, her iki şekilde de yaklaşık 10 saat kadar sonra (gece yıkayıp ertesi sabah uyandığımda) kafamı kaşıdığımda kafa derimin normalden daha hızlı bir şekilde kepek yaptığını gördüm. bu ısırganotu tavsiyesini de ibrahim saraçoğlu'ndan duymuştum.

    doa kozmetik'ten tedarik ettiğim bir şampuan* var, buradaki tavsiye üzerine kullandım, ayrıca saç bakım yağını da kullandım. şampuanın pek faydasını gördüğümü söyleyemem, üstelik çok da büyük beklentiler ile almıştım ama olmadı. köpürmediği için bol kullanmak zorunda kaldım. "3. yıkamadan sonra etkisini göreceksiniz" yazıyor üzerinde ama şişenin yarısını bitirmeme rağmen herhangi bir etki görmedim. saç bakım yağı ise faydalı mı bilmiyorum, 3 defa uyguladım. sadece, ardından sülfürsüz şampuanı kullandığım için yağı tam olarak kafadan atamıyormuşum gibi oluyor. ertesi gün saç derim bir parça rahatlıyor yağı kullandıktan sonra. 2 gün sonra yine kepeklenme başlıyor.

    sebamed children shampoo: "bebek şampuanı iyi geldi bana" diyenleri gördüğüm için 30 küsür lira verip aldığım şampuandır kendisi. inanın bana eksi veya artı bir etkisini görmedim. nadiren kullanıyorum.

    ----- sabunlar -----

    öncelikle, hiçbir normal sabunu seboreik dermatitli alana sürmemeniz gerekiyor, yoksa cildinizi elinize alırsınız. traş köpüğü, kolonya gibi mentol ve alkol içeren şeyleri de kullanmamanız daha iyi olacaktır; en azından bende öyle. traş için makina kullanılabilir, ama düzeltici tarafını kullanmak daha uygun. bu durumda sakalları tamamen kesemiyorsunuz; sakalları gür olan biriyseniz ufaktan sakallarınız belli olacaktır ama cildinizi bir parça korumuş olursunuz. bugüne kadar kükürtlü sabun gibi bir sürü sabun kullandım yüzümde, hiçbirisinin faydasını görmedim, aksine kötüleştirenler de oldu aralarında. ille de yüzümü yıkayacağım diyorsanız, sadece su ile yıkayın, veya seboreik için kullanılan şampuanları kullanabilirsiniz.

    ----- yüz için pomadlar -----

    bepanthene: bu rahatsızlık için önerildiğini duymadım ama deneme amaçlı kullanımım sonucu hiç faydasını görmedim.
    ketoral: bugüne kadar kullandığım ikinci en etkili pomaddır. ancak tabi ki işe yaramadığı kullanımların sayısı da azımsanamaz.
    sebclair: kolsuz agop'un önerdiği pomaddır. yaklaşık bir haftadır düzensiz (ihtiyaç duyduğumda) kullanıyorum ve etkisini görüyorum. ilk sürüldüğü zaman uygulandığı bölgelerde parlaklık (bepanthene sürüldüğü zamanlardaki gibi) oluyor ama kısa bir sürede deriye işliyor. bu pomadı bulmak biraz zor.
    bunların dışında seboreik dermatit'in çok azdığı dönemlerde birkaç gün kullanılıp bırakılacak bir karışım da mevcut. kullandım, faydasını görmedim.

    la'roc ds: kremini kullandığıma bin pişman oldum, kesinlikle tavsiye etmiyorum, insanın yüzünü daha kötü bir hale getiriyor.
    la'roc ds şampuan: pek işe yaramıyor, aslında değişen bir şey olmuyor.

    bioderma sensibio ds+: sebclair'e göre cilde yedirilmesi daha kolay ve kalıntı bırakmıyor. sebclair daha etkili, ama uygulama kolaylığı açısından sensibio bir adım önde.

    doa kozmetik'ten tedarik ettiğim shea butter* bugüne kadar kullandığım tüm kremler arasında iyi olanlardan. kızarıklığı kısa sürede geçirdiğini söylemem yanlış olur, ancak deneyimlerime göre, uygulandıktan sonra 10 saat kadar kalıyor ve oldukça rahatlatıyor. özellikle bu soğuk havaların bitmediği haftalarda ilaç gibi geldi. dermatit'li cilde nemlendirici sürmeniz hiç iyi olmayacağından nemlendirici yerine bu kremi kullanabilirsiniz, iyi bir nemlendirici. abartırsanız cildiniz bir yerden sonra kusmaya başlıyor, ufak tefek sivilce ve yağ noktaları çıkabiliyor; bunlara da dokunmazsanız ve krem sürmeyi keserseniz kısa zamanda (1 gün) geçip gidiyor.

    sebamed güneş kremi: direkt güneş temasının dermatite iyi gelmediğini söyledi bugüne kadar gittiğim doktorlar. ama nedense yaz mevsiminde suratım hep kış mevsimindekine göre iyi durumda oluyor. güneş altında yüzümü kızartıp yakınca dermatit de bastırılıyor. sadece güneş yanığı kızarıklığı oluyor, o da tüm suratta olduğundan görsel bir sıkıntı yaratmıyor.

    advantan: daha önce seboreik dermatit'im dışında birkaç kere kullandığım pomad. dermatit dışı kullanımlarda işe yaradığını deneyim ettim. kortizon içeriyor sanırım, ama haricen alınan kortizon sıkıntı yaratmadığı için doktor bunu da reçeteme ekledi. dermatit nöbetimin 3. gününde kullanmaya başladım, işe yaradı, bir ölçek atarax da içtiğim için bir sonraki nöbeti beklemek durumundayım tam etkisini görebilmek için.

    dermovate: pomad'ı da var ve oldukça etkili. anladığım kadarı ile iyileştirmiyor, süreci hızlandırarak daha çabuk iyileşmesini sağlıyor. ilginç bir özelliği var; kremi sürdüğünüz yerlerde cildinizin rengi beyaza dönüyor, silince gerçek cildin rengine ulaşıyorsunuz. bu nedenle şekilli sürmenizi öneririm yoksa yüzünde beyaz bölgeler olan bir insan gibi olursunuz. ancak doktor "ciltte düzeltilemez hasarlar bırakabiliyor" dediği için bıraktım.
    diğer yandan; saç losyonu var, bir rahatlama veriyor, inanılmaz etkili değil. yüzünüzde de kullanabilirsiniz. içmeyin yeter. içinde alkol olan kuvvetli bir losyon. 2016 itibari ile ithalatçısında sıkıntı olduğu için bulmak çok zor. bunun yerine daha hafif olan mfuro kullanmaya başladım doktor tavsiyesi ile. yakmıyor ve işe de yarıyor gibi. göğsünüzdeki dermatit'te de kullanabileceğiniz bir losyon. hem de ucuz.

    travocort: ya cildimin kremlere karşı tepkisinin zamanla değişmesinden ya da cidden krem iyi olduğu için bir zamanlar tek geçtiğim kremdi. ancak daha sonra doktordan öğrendiğime göre bu iş için değilmiş bu krem, "kesinlikle kullanma" dedi, bıraktım ben de.

    bioderma photoderm ar spf 50+: güneşten korunmak için yüzünüze sürebileceğiniz başarılı bir güneş kremi. fondoten gibi biraz renkli ama kolayca emiyor cilt. muhtemelen 50 faktör güneş kremi ile aynı görevi görüyordur. ben bunu kullandım deniz kenarında, memnun kaldım.

    excipial hydro: iş arkadaşımın çocuğunun, yeni başlayan seboreik dermatit rahatsızlığı için kullandığı ve fayda gördüğünü söylediği solüsyon. tam nöbet anında bu bilgiyi edindiğim için eczaneden satın aldım. açık konuşmak gerekirse sadece his olarak rahatlatıyor biraz. onun dışında kullanımı rahatsız etmiyor. ama etkili değil. excipial liposu da var, yağ tabanlı. onu henüz denemedim ve denemeyi de düşünmüyorum; yüzümü bedavadan yağa boğmak istemiyorum.

    protopic ve coresatin: protopic raporlu bir ilaç. ikisini karıştırıp uyguluyorum doktor önerisi ile. 3 ayı aşkın süredir kullanıyorum ve bir kere kızarıklık yaşadım yüzümde, o da normal nöbetlerdeki gibi olmadı, yüz derimin rengi kızardı biraz. prospektüsünden anladığım kadarı ile protopic'in etken maddesi takrolimus organ nakillerinde vücut organı reddetmesin diye kullanılıyor. ciltte corestain ile birlikte kullanımı da belki coresatini cilt emsin diye olabilir, bilemiyorum, tamamen mantık yürütme. bir de cildin, takrolimus'u gerektiği kadar aldığı, fazlasını almadığı yazıyor. prospektüsün yalancısıyım.
    kremi 2 sene kadar kullandıktan sonra, rapor süresi bittiği için tekrar doktora gittim. 2 senenin uzun bir süre olduğunu ve çok kullandığımı söyledi, kremi bırakmamı söyledi, bunun yerine yalnızca pirdolin ile yüzümü yıkamam ve günde 2 3 kere güneş kremi (solante) kullanmam gerektiğini söyledi.

    solante: tele-rubor camouflage olanını aldım doktor tavsiyesi üzerine. yüzü temizledikten sonra sürülmesi gerektiğini ve 3 4 saatte bir yinelemem gerektiğini söyledi. artık hayatımın geri kalanını güneş kremi ile geçireceğimi netleştirmiş oldum.

    ----- diğer -----

    atarax: 3 gündür geçmeyen inanılmaz bir nöbetin ardından doktorun yazdığı şurup. doktorun yaptığı kortizonlu iğneye de yanıt vermedi yüzümdeki kızarıklık. sadece bir kerelik bir ölçek atarax içtim yatmadan önce, 2 gün sabahları uyanmakta güçlük çektim. sadece ağır nöbetlerde kullanmak iyi olur düşüncesindeyim, bu kafayı yaşarken iş falan yapamıyor insan. ama çok büyük bir etkisini beklemeseniz iyi olur.

    psorcutan: kafa derisi için kepek önleyici solüsyon. dermovate gibi yakıyor, hatta daha fazla yakıyor diyebilirim. öyle aman aman bir faydasını görmedim.

    ----- sonuç -----

    * duşlarda şampuan olarak; pirdolin. saçları kuruladıktan sonra saç kafa derisine dermovate.
    * yüzde dermatit olduğunda; şu an net bir şey diyemiyorum. normalde dermovate, advantan derdim ama doktor "bu ilaçlar bu rahatsızlık için değil ve artık kortizonlu kremlerden vazgeçildi" dediği için yeni bir şeyler kullanıyorum doktorun yazdığı. raporlu olarak alınabilen protopic ile coresatin pomadlarının karışımını uyguluyorum. 3 aydır kullanıyorum, başarılı görünüyor. bu soğuk kış zamanlarında kesin iki üç nöbet geçirmem lazımdı ama her şey yolunda. umarım zararsız kesin çözüm olur.

    ben bunları yazdım ama tabi ki iyi bir dermatoloğa görünmek daha mantıklı, sadece bugüne kadar bu konuda yaşadıklarımı paylaşmak istedim çünkü ilk doktorlarımın verdiği ilaçların pek faydasını görmediğimde internet üzerinden araştırma yapma yoluna girmiştim ve şu an kullandığım ilaçlara kesinlikle rastlamadım.

    yaklaşık on iki yıllık deneyimime dayanarak söyleyebilirim ki, hiçbir şey tam anlamıyla etkili olmuyor. ayrıca çok zor durumlarda (ilaca ulaşamıyorsanız) zeytinyağı veya özellikle fındık yağı kullanabilirsiniz. bir pamuğa biraz döküp yanan bölgelere sürerseniz acısını alıyor, kızarıklık konusunda çok bir şey beklemeyin. şampuan konusunda ise pirdolin dışında etkili bir tavsiyede bulunamıyorum. ellerinizi kafanızdan uzak tutun.

    bir de, yüzünüze sabun, su ve kolonya vb sürmemeniz gerekebilir. doktorlar genelde bunu söylediler. "yüzünü hiç yıkama" dedikleri için sabahları sadece gözlerimi ıslatıyorum. bir de jilet yerine makina ile traş olmamı önerdiler. jileti vurunca yüzüm panayır gibi oluyor.

    suratınızda önüne geçemediğiniz bir kızarıklık varsa ve sürekli insanlar "yüzüne ne oldu geçmiş olsun" demeye başlamışlarsa, en azından psikolojik olarak toparlanmak için bir parça fondoten kullanabilirsiniz, sadece aşırı kızarıklığı azaltmak için. cilde iyi gelmeyeceği kesin, ama artık insanlarla yüz yüze rahatça konuşabildiğiniz için rahatlama yaşıyorsunuz. eğer evde takılıyorsanız fondoten kullanmanıza gerek yok zaten.

    bugüne kadar bana en iyi gelen şeylerden biri de yer değiştirmek oldu. bulunduğunuz yerden uzaklaşın, tatile çıkın, yurtdışına çıkın. bir gün içerisinde etkisini göreceksiniz ama tekrar kürkçü dükkanına döndüğünüzde çok fazla dayanamayacaksınız. eğer ki yaşadığınız yer, şehir, ülke vs sizi ruhsal açıdan rahat bırakmıyorsa kalkın gidin, cesur olun, yoksa uğraşıp durursunuz ara ara gelen nöbetlerle. mali durumunuz elveriyorsa ve iş yoğunluğunuzu ayarlayabilir durumdaysanız, aralıkla şehrinizden hatta ülkenizden uzaklaşın.

    bir kez daha: tüm bunları kendi cildimdeki etkilerine göre değerlendirip yazdım. bir doktora görünün, ona sorun, başka bir doktora görünün, ona da sorun. bana iyi gelen yöntemler size zararlı gelebilir.

    (düzeltmeler; deneyime bağlı olarak güncellemeler ile gelmekte.)
  • son günlerde tuvalette okunacaklar listeme kattığım 1990-1992 bilim ve teknik arşivlerinde, crt ekranlar ve zararları ile ilgili bir yazıda şöyle bilgiler mevcut.

    ".... yüksek voltaj, ışını yatay saptırma bobinleri ve "fly-back" transformatörü devreleri vlf* ve elf* dalgaları ile ultrason ve enfrason dalgalarını oluşturur. ekranı tehlikeli kılan vlf ve elf tipi elektronik dalgalardır...

    ... bilgisayar kullanılan bir odada klorlu bifenil oranı 80mikrogram/metreküpün üzerindedir. bu madde havada biriktiğinden, havalandırma şarttır...

    ... 20 yıl önce, düşük enerjili, iyonlaştırıcı olmayan radyasyonun mikrodalga olmadıkça veya iç ısınma yapacak düzeyde bulunmadıkça 'zararsız' olduğu sanılıyordu. bugün ise bu konuda henüz az şey bilmemize ramen düşük enerjili, iyonlaştırıcı olmayan radyasyonun "biyolojik yönden aktif" olduğunu ve dokulara önemli zarar verdiğini biliyoruz. vlf ve elf elektromanyetik dalgalar, hücre çekirdeğinin kalıtım birimleri olan kromozomları tahrip etmekte, bu da birçok olaya neden olmaktadır...

    ... bilgisayar ekranı yüz derisinde döküntülere neden olmaktadır.
    ekran karşısında 2-6 saat kalmakla bile yüz kızarabilmektedir. en çok yanakların üst kısmında, alında, ağız çevresinde ve çenede küçük kırmızı kabartılar (popüller) oluşmaktadır; buralarda karıncılanma ve uyuşma da olabilmektedir...

    .... ayrıca ekran bazı deri hastalıklarının (acne rosacea, perioral dermatit, seboreik dermatit) artışına da yol açmaktadır. deri döküntülerinin nedeni nemin az olduğu ortamlarda ekran önündeki elektrostatik yüklerin deri üzerinde depolanmasıdır. yapılacak şey ortamın yeterince nemlendirilmesi, iletken halılar kullanılması, iş yerinin havalandırılması ve yüzün güneş yanığını önleyen kremlerle (tercihen titanyum oksit ve demir oksitle) korunmasıdır. ekranın 30 cm önünde 50.000volt/metreye çıkabilen bir elektrostatik alan vardır. bu alan filtrelerle 1.500volt/metreye düşürülebilir. deri belirtileri soğuk havada artmakta ve tatil sırasında kaybolmaktadır. ancak elektrostatik hava temizleyicileri, hava nemlendiriciler, antistatik ekran filtreleri ve iletken halılar kullanılmasına rağmen bu döküntüler tam önlenememektedir."

    crt monitörler döneminde günde ekran başında hiç yoksa 10 saat geçirilen 10 senelik bir döneme tek kaş havada bakmamızı sağlayan bu bilgiler içün bilim ve teknik dergisine teşekkür ediyoruz.
  • yaklaşık 4-5 sene önce başıma musallat olan ve bir türlü geçmeyen tam anlamıyla bir illet. saçlı deride kabuklar ve yaralar şeklinde ortaya çıkan ve deriyle birlikte saçı döken, kaşıntısıyla sinir hastası eden, saçları 1 günde vıcık vıcık yağlandırabilen bir hastalık olup kesin bir tedavisi yoktur. ara ara yokolup sonra aniden hücum etmesiyle ünlüdür. stresle alakalı olduğu için herhangi bir sıkıntılı anınızda bir anda yeniden işgale gelebilir. hastalık çok hızlı bir şekilde geliştiğinden erkek hastalar genellikle kısa bir sürede saçlarını ellerine alabilirler, kadın hastalarda ise saçlar dökülmez ama bir yığın kırık yüzünden çok sağlıksız bir görüntüye kavuşur. şahsen ben aşırı gür ve uzun olmasıyla mutlu olduğum saçlarımı 2 sene içinde kaybederek şokun allahını yaşamış durumdayım. şu ana kadar bir çok üniversite hastanesi ve doktora muayene olduktan ve piyasadaki bütün ilaçları kullandıktan sonra derdime bir nebzede olsa dermanı dermovate losyonda ve sulfur şampuanda bulmuş durumdayım. benim gibi bu illetten muzdarip olanlara bol sabır diliyorum. umarım tedavisi birgün bulunur.
  • bu sabah bir atak dönemine daha merhaba dedirten, en yakın dostum, on senelik hastalığımdır.

    şanslı kesimden olan ve "şunu kullandım ve rahatladı" falan yazan arkadaşlara sarılıp ağlama isteği uyandırmaktadır.

    bu on sene içerisinde; dermovate, yeşil vichy, la roche posay, bioderma, ketoral, nizoral, head and shoulders, seba med, excipial lipo, ardıç katranı sabunu, defne yaprağı sabunu, zetion, sensun, kadolin, t/gel, advantan gibi gibi onlarca yüzlerce şampuan, krem, solüsyon denedim. kolsuz agop'a gittim ve verdiği ilaçları bir seneden fazla bir süre düzenli olarak kullandım. kim ne önerdiyse hepsini yaptım ki buna kafamı sirke gibi, kendimi piyaz zannetmeme neden olan bazı sıvılarla yıkamak da dahildir. spor yaptım. düzenli uyudum. organik şeylerle beslenmekten sokakta yiyemez hale geldiğim bir dönem de geçirdim. örneğin, belki ellerimdekileri etkiler diye oje sürmeyi de bıraktım. meditasyon yaptım. denize girdim, güneşe çıktım. ülke değiştirdim. içtiğim suyu falan değiştirdim. kan testleri yaptırdım. alerji ilacı kullandım. her şeyi yaptım sevgili bunu okuyan insanlar. aklınıza gelen her şeyi!

    sonra ne mi oldu?
    saçlarım bu hastalıktan dökülmedi belki ama artık kullandığım şeylerden dolayı sakız kıvamına geldi. eskiden rapunzel gibi olan saçlarım, artık mat ve sağlıksız.
    suratım, biraz uyku düzenim kaçtığında 101 dalmaçyalı gibi benek benek kızarıyor.
    kaşlarımdaki kabuklardan dolayı kaşlarım dökülüyor ve kuaförüm "yapabileceğim bir şey kalmadı" dedi.
    az önce, televizyon izlerken, kafa derimi törpüyle kaşıdım.
    evet, törpü.
    kanayana kadar kaşıdım.
    sonra da girdim buz gibi suyla yıkadım kafamı.
    şimdi de bunu yazıyorum ve "yolla" dedikten sonra, törpüyle kafa derisi yüzme seansıma geri döneceğim.

    önerim var mı? var.
    kaşınıyorsa, kaşıyın.
    dermatit ile birlikte, birkaç defa kurdeşen mazisi de olan biri olarak yazıyorum, o şekilde kaşınan yeri kaşımayacak iradeye sahip olan arkadaşları bordo bereli yapsınlar. o insan, üst insandır.
    dayanamayacak kadar kaşınıyorsa, soğuk suyla yıkayın.
    siyah giyin. dökülen derinizden tiksinen arkadaşlarınıza, açıp kafanızdaki kabukları gösterin. bir de delirmiş gibi kahkaha atın suratlarına. sizden uzak dururlar. bu iyidir. çünkü; ne kadar az insan, o kadar az stres.
    yine de "strese girmeyin yeaa" falan demeyeceğim. girin. sonra da törpü edinin.

    ama en önemlisi, sabır.
    sabredin.
    hani atak sırasında kafanızın içinde hem ısıran ama hem de kaşındıran milyonlarca karınca varmış gibi hissediyorsunuz ya; işte o hisse sabredin.
    bunu da ister hayal dünyanıza kaçarak, ister ağlayarak, ister gülümseyerek yapın. o sizin bileceğiniz iş.
    hayatta en önemli şey sabır.
    bir de törpü.
  • bluecap yuze iyi geliyor ama saca eskiden iyi gelen head and shoulders intensive treatment da artik iyi gelmiyor.

    batarken güneş ardindan tepelerin, taa amina koyayim seboreik dermatitin.
  • temel sebebi, vücuttaki yağ bezlerinin diğer insanlara oranla daha büyük olması/daha fazla çalışmasıdır.
    kola, kahve, fındık-fıstık, alkol, yağlı gıdalar, kızartmalar ve sairenin aşırı tüketimi, cildinizi kolayca elinize verebilir.

    tam tedavisi, deri altındaki yağ bezlerini küçülten ve fekat yan etkileri dolayısıyla pek tercih edilmeyen, yanılmıyorsam kortizon destekli ilaçlar ile mümkündür, ancak dediğim gibi tercih edilmez. tam tedavidense, hemen hemen hiç yan etkisi olmayan kremler/losyonlar ve devamlı kontrollü beslenme ile belli sınırlar arasında tutulmaya çalışılır.

    metabolizmanın değişkenliği dolayısıyla dışarıdan tedavide, sabah ve akşam için farklı ilaçlar kullanılır. ayrıca saçlar için ayrı, diğer kıllı bölgeler için ayrı ilaç kullanılır.

    evet efendim, seboreik dermatit yalnızca kafada değil ,her yerde kepek yapabilir. saç diplerinde oluşan kepeğin yanı sıra, kaşlarda, bıyık-sakal bölgesinde, hatta göğüs kıllarında dahi kepeğe rastlanabilir.

    hastalığın bir diğer etkisi de, aşırı yağlanan ciltten dolayı, enfeksiyonlara, dolayısıyla da sivilcelere daha açık bir durum yaratmasıdır. sırt-göğüs-bel bölgesinde aşırı yoğun ve büyük olmasa da, sivilcelenmeye rastlanabilir. bu sebepten, banyo esnasında herhangi sabunlardan ziyade protex/seba med gibi antibakteriyel sabunlara yönelmek gerekir.

    ilaçların kullanmaya başladıktan bir hafta sonrasında gözle görülür etki yarattığını, beslenmeye de dikkat ettiğinizde, kısa zamanda özellikle yüz bölgesindeki etkilerin ortadan kalktığını şahsi deneyimden söyleyebilirim.
  • aynı rahatsızlıktan ben de çekiyorum diyebilirim. çok ciddi olmamakla birlikte rahatsızlık veriyor. yine de garip bir ilişki keşfettim. evet kuru ve sıcak havalar iyi geliyor. ancak şuna dikkat ediniz. kola ve kahveyi aynı günlerde içmemeye çalışınız. büyük bir fark yarattığını söyleyebilirim. bir de çekirdek yemeyin. nedenini bilmiyorum ama bu bahsettiğim yiyecekleri karıştırınca cildim reaksiyon veriyor.

    edit: granül kahve içmeyi bırakın! turşu ve acı yemeyin! bunları bıraktıktan sonra sizde de bir iyileşme olursa buraya da yazın...
  • lise yıllarından beri hayatımı zehir etmiş olan hastalık... burun kenarlarında ve kaşların çevresinde sinsice gelişip en iyi ihtimalle kızarık, azdığı zamanlarda suratıma kepekli bir görüntü veriyor... muhtelif zamanlarda muhtelif milletlerden muhtelif hekimler tarafından verilen kortizonlu kremler bir halta yaramamıştır... bir dönem kuru yağlı gıdalar ve kızartmalardan uzak durmam gerektiği söylenmiştir, bir de yanında e vitamini hapı falan da denenmiştir, bunun da pek bir faydası olmamıştır... gözlükleri temiz tutmak imkansızlaşmıştır, saç diplerinde de oluştuğu için koyu renk ceket ve/veya gömlek giymek tam bir ıstırap haline gelmiştir... sakal bırakınca dipleri anında kızarır, günde bilmemkaç defa yıkamaya rağmen bilgisayarın klavyesine pul pul dökülür... ketoral, daha önceleri nizoral gibi şampuanlar, kükürtlü sabun, davul tozu, minare gölgesi, yılan yağı falan da denenmiştir, bir süre sonra genel bir para etmeme durumu söz konusudur... yazın genelde azaldığını, bazen tamamen kaybolduğunu farkettim, ancak bu durumun hava, stres, ultraviyole, ozon tabakasındaki delik gibi faktörlerle ilişkisinin bulunmasını isvicreli bilim adamlarina bırakıyorum...
  • kaç zamandır yazmak istiyodum bir türlü fırsatım olmadı. hastalığı 9 yıl çektim. benim en büyük sorunum burun kenarındaki pullanma ve dolayısıyla kızarıklık idi. ayrıca göğüs ortasında da zaman zaman bu durum ortaya çıkıyordu. aklınıza gelen her yolu denedim internetten doktorlardan her türlü ilaç ve yöntem. birkaç etkili yöntem daha var. ama bir arkadaşımın tavsiyesi ile coresatin krem (sarı olan) kullanmaya başladım. ilk zamanlar sık kullanıyordum. ama şu anda haftada, bir kaç haftada bir kullanma yetiyor. kullandığınız zamanlarda hemen etki ediyor ve cildiniz normale dönüyor. ben hayatım boyunca çekeceğimi düşünmüştüm.ama şu anda arkadaşıma minnetarım. mümkün olduğunca da yaycam. çünkü ben gerçekten çok çektim. ilacın bir güzelliğide steroid yani kortizon içermemesi.ve sansima 1-2 yillik bir krem.ama firmayada en kisa surede tesekkur maili atacagim.yine konuyla ilgili merak ettiginiz birseyler varsa mesaj gonderin bu konuda elimden geleni yaparim..
  • kurtulmak için sıfır araba parası vermeye razı olduğum hastalık. ilgililer yeşillendirin lütfen.

    belamı sikti bu hastalık. ne yaşama sevinci bıraktı, ne saç, ne umut, ne de gelecek. yaşam kalitem diplerde sürünüyor. kanserden bile beter.

    git götünü siktir geçicek deseler vallahi siktiricem.

    edit: 2 yıldır saçlı deri ve alnım sulu şekilde yağlanıyor. duştan 3 saat sonra alnım yağdan parlamaya başlıyor. yok mudur bi çaresi a dostlar?

    edit 3: evraka evraka!!!1bir1!!

    modern tıpın taa amk. saygıdeğer arkadaşlar sıkıntı bağırsaklarınızda. bilinçsiz antibiyotik, ağrı kesici kullanımı bağışıklık sistemini çökertiyor. candida denen mantar ürüyor ve egzema, sedef gibi rahatsızlara sebebiyet veriyor. şeker ve gluten bu mantarları coşturuyor. yapacağınız şey şekeri hayatınızdan çıkarmak ve buğday olan şeyleri yani gluteni. ek olarak probiyotik kullanın. size önerim ntbiotic. bu marka sağlamdır. 3 milyar 750 milyon sen milyar bakteri içerir. bunun yanında ev yapımı elma sirkesi ve ev yapımı yoğurt. yani fermente gıdalar tüketin. inanılmaz mutluyum. hayata yeniden döndüm. mutlaka deneyin. unutmadan ayrıca, b vitamini complexi de kullanın. sigarayı mutlaka bırak!