şükela:  tümü | bugün sorunsallar (3)
  • şikayetiniz durumunda doktora gitmenizi ve doktorunuzun vereceği tedaviyi uygulamanızı öneririm.

    orijinal entry aşağıdaki gibi ama okumaya üşenenler için belirtmeliyim ki kafa derim için kullandığım en etkili çözüm head'n shoulders selenyumlu şampuanı; ikincil olarak pirdolin ve nizoral şampuan. ketokonazol içeren şampuanlar faydalı olabilir. selenyumlu head'n shoulders'ı düzenli kullanınca 2 haftada kafa derim çok rahat etti. ketokonazol'un ayrıca saç dökülmesini azalttığı da söyleniyor.

    yüz için ise elidel ve travocort kullanıyorum. özellikle elidel kullanıyorum, bazen hafta sonları travocort. yüzümde dermatit olmadığı zamanlarda krem kullanmıyorum. sanıyorum bazen cildimin dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum. güneşten iyi koruyan bir krem kullanıyorum; kış mevsiminde bile olsa güneşli günlerde kullanmadan çıkmamaya çalışıyorum dışarı.

    bunun yanında, yüz derimde kılcal damar çatlamaları da mevcut olduğundan ciddi bir cilt bakımına ihtiyaç duyuyorum. alkolü kesinlikle tüketmemeniz gerekiyor ancak zamana yayarak, yavaş ve uzun aralıklarla tüketmeyi de deneyebilirsiniz. neredeyse her gün düzenli olarak içen birisi olarak 10 gün kadar alkol kullanımını bırakınca yüzümdeki kızarıklıkların yarı yarıya azaldığını gözlemledim.

    bunlarla kalmadım, bir de alerji testi yaptırdım. alerjenlerin bu hastalığı coşturabileceğini düşündüm. toz akarlarına alerjim olduğu için ve her gece yüzümü yastığa, yorgana sürdüğümden mayt alerjisine karşı yüz temizleyici kullanmaya başladım. sanıyorum seboreik için pek iyi gelmiyor çünkü ne zaman yüzümü bununla temizlesem yanma hissediyorum.

    -

    yüzdeki ve kafa derisindeki döküntü ve kaşıntıyı önlemek için bugüne kadar bir çok ilaç ve şampuan kullanmama neden olmuş metabolizma rahatsızlığıdır, ki buna hastalık demek pek doğru değil ve kesinlikle bulaşıcı da değil. diğer yandan herhangi bir organa da bağlı değil. yani karaciğer, mide vs rahatsızlığı değil. bir perhizi de söz konusu değil. kafein ve alkol kullanımına bağlı olmadığı söyleniyor ama alkolün zaten her şekilde zararlı olduğu bilindiğinden ne kadar az o kadar iyi. sadece acının çok tüketilmemesi gerekiyor çünkü acı besinler kılcal damarların çatlamasına neden olabiliyor. rahatsızlığın gidişatı ve geleceği hakkında da bir yorumda bulunmak imkansız gibi. yani, bir sene içinde tamamen geçebilir, ilaç kullanımını bırakabilirsiniz ama bundan bir iki sene sonra tekrar ortaya çıkmayacağının garantisi yok. bilinen tek nedeninin de psikolojik olduğu söyleniyor. dermatolojinin, dermatit sahibi bu kadar insan olmasına rağmen neden hala kesin bir çözüm bulmadığı, bulamadığı da ilginç bir durum ve inanın gittiğim 10'a yakın doktorun çok azının yaklaşımı ilgileniyormuş gibi. size krem, şampuan bilmem ne yazıp hemen gönderen doktorlara çok bel bağlamayın derim; araştırın, doktora gittiğinizde sorabildiğinizde çok soru sorun, yorun doktoru, yoksa bugüne kadar kimsede uzun süreli işe yaramamış dandik pomad ve şampuanlarla dolar eviniz. 18 senedir bu dermatiti taşıyorum, bazen eser olmuyor, bazense yüz derimi yüzesim geliyor.

    ----- şampuanlar -----

    zetion: kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda (ilk 1-1,5 ay) etki gösteren ancak daha sonraları pek işe yaramayan şampuandır. uzun süreli ve sık kullanımda saç döküntüsüne neden olduğu gibi bir duyum almıştım, sonrasında işe de yaramayınca bıraktım. eczanelerde bulunması kolay.
    sensun: aynı dertten muzdarip başka bir arkadaşımın kullandığı ve bir yıkamada kullandığım şampuandır. arkadaşım, aşırı faydasını görmediğini ama biraz da olsa rahatlatıcı olduğunu söylüyor.
    seba med anti-dandruff: seboreik dermatit'e karşı etkisiz şampuan, en azından benim için.
    head n shoulders: reklamlarına aldanılmaması gereken şampuan. normal bir deriye sahip kafada işe yarayabilir belki ama seboreik dermatit için değil.
    clear ice cool: duş sonrası kafa derimdeki gerginliği tamamen ortadan kaldıran tek şampuan ancak kepeğe pek fayda etmiyor.
    ketoral: ancak zetion'da olduğu gibi sonradan işe yaramadığı zamanlar olabiliyor ama zetion'a oranla daha faydalı olduğunu deneyim ettim. eczanelerde bulunması da kolay.
    pirdolin: gittiğim üçüncü cilt doktoru olan kolsuz agop'un önerdiği şampuandır. sadece 1 haftadır kullanıyorum ve etkisini görüyorum ama kepek, kaşıntı ve döküntüyü tamamen engellemiş durumda değil henüz. eczacının da dediğine göre düzenli kullanım sonucunda daha etkili olabiliyormuş. tabi daha önceki şampuanlar için de aynı şeyler denmişti.
    sedolin ve kadolin: pirdolin'in kutusunda dönüşümlü kullanılabileceği yazılı olan şampuanlardır. pirdolin bittikten sonra bu ikisini alıp 3 su olarak aynı yıkama içerisinde dönüşümlü kullandım, ilk zamanlarda "ah be, nerdesin pirdolin" dedirttiler bana. ancak daha sonra pirdolin'in performansını yakaladılar. kadolin'in seboreik etkilere karşı deriyi güçlendirdiği, sedolin'in ise antiseboreik etkileri artırdığı bir nebze de olsa doğru.
    selenyumlu head'n shoulders: 2 haftalık düzenli kullanım sonucunda çok büyük bir rahatlama hissettirdi. tavsiye ederim. bu rahatlamanın ne kadar süreceğini bilmiyorum ama denenmesinden zarar gelmeyecektir.

    bunların yanısıra ısırganotu suyu ile de saçlarımı yıkadım. ısırganotunun hem tazesini hem de kurusunu birer kere denedim henüz. sedolin ve kadolin ile normal bir yıkamadan sonra ısırganotu suyu ile saçlarımı yıkadım. 20 dakika kadar kafamı kurulamadım. sonrasında temiz su ile saçlarımı duruladım. işin kötü yanı, her iki şekilde de yaklaşık 10 saat kadar sonra (gece yıkayıp ertesi sabah uyandığımda) kafamı kaşıdığımda kafa derimin normalden daha hızlı bir şekilde kepek yaptığını gördüm. bu ısırganotu tavsiyesini de ibrahim saraçoğlu'ndan duymuştum.

    bir ara zeytinyağlı sabun ile saçlarımı yıkamaya başlamıştım ve 1 ay kadar devam ettim. sülfatlı herhangi bir sampuan kullanmadım ama zeytinyaglı sabunun içinde de hatrı sayılır kostik bulunduğundan çok beter hale getirdi saçlarımı da kafa derimi de.

    doa kozmetik'ten tedarik ettiğim bir şampuan* var, buradaki tavsiye üzerine kullandım, ayrıca saç bakım yağını da kullandım. şampuanın pek faydasını gördüğümü söyleyemem, üstelik çok da büyük beklentiler ile almıştım ama olmadı. köpürmediği için bol kullanmak zorunda kaldım. "3. yıkamadan sonra etkisini göreceksiniz" yazıyor üzerinde ama şişenin yarısını bitirmeme rağmen herhangi bir etki görmedim. saç bakım yağı ise faydalı mı bilmiyorum, 3 defa uyguladım. sadece, ardından sülfürsüz şampuanı kullandığım için yağı tam olarak kafadan atamıyormuşum gibi oluyor. ertesi gün saç derim bir parça rahatlıyor yağı kullandıktan sonra. 2 gün sonra yine kepeklenme başlıyor.

    sebamed children shampoo: "bebek şampuanı iyi geldi bana" diyenleri gördüğüm için 30 küsür lira verip aldığım şampuandır kendisi. inanın bana eksi veya artı bir etkisini görmedim. nadiren kullanıyorum.

    ----- sabunlar -----

    öncelikle, hiçbir normal sabunu seboreik dermatitli alana sürmemeniz gerekiyor, yoksa cildinizi elinize alırsınız. traş köpüğü, kolonya gibi mentol ve alkol içeren şeyleri de kullanmamanız daha iyi olacaktır; en azından bende öyle. traş için makina kullanılabilir, ama düzeltici tarafını kullanmak daha uygun. bu durumda sakalları tamamen kesemiyorsunuz; sakalları gür olan biriyseniz ufaktan sakallarınız belli olacaktır ama cildinizi bir parça korumuş olursunuz. bugüne kadar kükürtlü sabun gibi bir sürü sabun kullandım yüzümde, hiçbirisinin faydasını görmedim, aksine kötüleştirenler de oldu aralarında. ille de yüzümü yıkayacağım diyorsanız, sadece su ile yıkayın, veya seboreik için kullanılan şampuanları kullanabilirsiniz.

    ----- yüz için pomadlar -----

    bepanthene: bu rahatsızlık için önerildiğini duymadım ama deneme amaçlı kullanımım sonucu hiç faydasını görmedim.
    ketoral: bugüne kadar kullandığım ikinci en etkili pomaddır. ancak tabi ki işe yaramadığı kullanımların sayısı da azımsanamaz.
    sebclair: kolsuz agop'un önerdiği pomaddır. yaklaşık bir haftadır düzensiz (ihtiyaç duyduğumda) kullanıyorum ve etkisini görüyorum. ilk sürüldüğü zaman uygulandığı bölgelerde parlaklık (bepanthene sürüldüğü zamanlardaki gibi) oluyor ama kısa bir sürede deriye işliyor. bu pomadı bulmak biraz zor.
    bunların dışında seboreik dermatit'in çok azdığı dönemlerde birkaç gün kullanılıp bırakılacak bir karışım da mevcut. kullandım, faydasını görmedim.

    la'roc ds: kremini kullandığıma bin pişman oldum, kesinlikle tavsiye etmiyorum, insanın yüzünü daha kötü bir hale getiriyor.
    la'roc ds şampuan: pek işe yaramıyor, aslında değişen bir şey olmuyor.

    bioderma sensibio ds+: sebclair'e göre cilde yedirilmesi daha kolay ve kalıntı bırakmıyor. sebclair daha etkili, ama uygulama kolaylığı açısından sensibio bir adım önde.

    doa kozmetik'ten tedarik ettiğim shea butter* bugüne kadar kullandığım tüm kremler arasında iyi olanlardan. kızarıklığı kısa sürede geçirdiğini söylemem yanlış olur, ancak deneyimlerime göre, uygulandıktan sonra 10 saat kadar kalıyor ve oldukça rahatlatıyor. özellikle bu soğuk havaların bitmediği haftalarda ilaç gibi geldi. dermatit'li cilde nemlendirici sürmeniz hiç iyi olmayacağından nemlendirici yerine bu kremi kullanabilirsiniz, iyi bir nemlendirici. abartırsanız cildiniz bir yerden sonra kusmaya başlıyor, ufak tefek sivilce ve yağ noktaları çıkabiliyor; bunlara da dokunmazsanız ve krem sürmeyi keserseniz kısa zamanda (1 gün) geçip gidiyor.

    sebamed güneş kremi: direkt güneş temasının dermatite iyi gelmediğini söyledi bugüne kadar gittiğim doktorlar. ama nedense yaz mevsiminde suratım hep kış mevsimindekine göre iyi durumda oluyor. güneş altında yüzümü kızartıp yakınca dermatit de bastırılıyor. sadece güneş yanığı kızarıklığı oluyor, o da tüm suratta olduğundan görsel bir sıkıntı yaratmıyor.

    advantan: daha önce seboreik dermatit'im dışında birkaç kere kullandığım pomad. dermatit dışı kullanımlarda işe yaradığını deneyim ettim. kortizon içeriyor sanırım, ama haricen alınan kortizon sıkıntı yaratmadığı için doktor bunu da reçeteme ekledi. dermatit nöbetimin 3. gününde kullanmaya başladım, işe yaradı, bir ölçek atarax da içtiğim için bir sonraki nöbeti beklemek durumundayım tam etkisini görebilmek için.

    dermovate: pomad'ı da var ve oldukça etkili. anladığım kadarı ile iyileştirmiyor, süreci hızlandırarak daha çabuk iyileşmesini sağlıyor. ilginç bir özelliği var; kremi sürdüğünüz yerlerde cildinizin rengi beyaza dönüyor, silince gerçek cildin rengine ulaşıyorsunuz. bu nedenle şekilli sürmenizi öneririm yoksa yüzünde beyaz bölgeler olan bir insan gibi olursunuz. ancak doktor "ciltte düzeltilemez hasarlar bırakabiliyor" dediği için bıraktım.
    diğer yandan; saç losyonu var, bir rahatlama veriyor, inanılmaz etkili değil. yüzünüzde de kullanabilirsiniz. içmeyin yeter. içinde alkol olan kuvvetli bir losyon. 2016 itibari ile ithalatçısında sıkıntı olduğu için bulmak çok zor. bunun yerine daha hafif olan mfuro kullanmaya başladım doktor tavsiyesi ile. yakmıyor ve işe de yarıyor gibi. göğsünüzdeki dermatit'te de kullanabileceğiniz bir losyon. hem de ucuz.

    travocort: ya cildimin kremlere karşı tepkisinin zamanla değişmesinden ya da cidden krem iyi olduğu için bir zamanlar tek geçtiğim kremdi. ancak daha sonra doktordan öğrendiğime göre bu iş için değilmiş bu krem, "kesinlikle kullanma" dedi, bıraktım ben de.

    bioderma photoderm ar spf 50+: güneşten korunmak için yüzünüze sürebileceğiniz başarılı bir güneş kremi. fondoten gibi biraz renkli ama kolayca emiyor cilt. muhtemelen 50 faktör güneş kremi ile aynı görevi görüyordur. ben bunu kullandım deniz kenarında, memnun kaldım.

    excipial hydro: iş arkadaşımın çocuğunun, yeni başlayan seboreik dermatit rahatsızlığı için kullandığı ve fayda gördüğünü söylediği solüsyon. tam nöbet anında bu bilgiyi edindiğim için eczaneden satın aldım. açık konuşmak gerekirse sadece his olarak rahatlatıyor biraz. onun dışında kullanımı rahatsız etmiyor. ama etkili değil. excipial liposu da var, yağ tabanlı. onu henüz denemedim ve denemeyi de düşünmüyorum; yüzümü bedavadan yağa boğmak istemiyorum.

    protopic ve coresatin: protopic raporlu bir ilaç. ikisini karıştırıp uyguluyorum doktor önerisi ile. 3 ayı aşkın süredir kullanıyorum ve bir kere kızarıklık yaşadım yüzümde, o da normal nöbetlerdeki gibi olmadı, yüz derimin rengi kızardı biraz. prospektüsünden anladığım kadarı ile protopic'in etken maddesi takrolimus organ nakillerinde vücut organı reddetmesin diye kullanılıyor. ciltte corestain ile birlikte kullanımı da belki coresatini cilt emsin diye olabilir, bilemiyorum, tamamen mantık yürütme. bir de cildin, takrolimus'u gerektiği kadar aldığı, fazlasını almadığı yazıyor. prospektüsün yalancısıyım.
    kremi 2 sene kadar kullandıktan sonra, rapor süresi bittiği için tekrar doktora gittim. 2 senenin uzun bir süre olduğunu ve çok kullandığımı söyledi, kremi bırakmamı söyledi, bunun yerine yalnızca pirdolin ile yüzümü yıkamam ve günde 2 3 kere güneş kremi (solante) kullanmam gerektiğini söyledi.

    solante: tele-rubor camouflage olanını aldım doktor tavsiyesi üzerine. yüzü temizledikten sonra sürülmesi gerektiğini ve 3 4 saatte bir yinelemem gerektiğini söyledi. artık hayatımın geri kalanını güneş kremi ile geçireceğimi netleştirmiş oldum.

    elidel: tüm kullandıklarım arasında en iyi geleni bu oldu. sanıyorum yalnızca doktor raporu ile alınabiliyor.

    ----- diğer -----

    atarax: 3 gündür geçmeyen inanılmaz bir nöbetin ardından doktorun yazdığı şurup. doktorun yaptığı kortizonlu iğneye de yanıt vermedi yüzümdeki kızarıklık. sadece bir kerelik bir ölçek atarax içtim yatmadan önce, 2 gün sabahları uyanmakta güçlük çektim. sadece ağır nöbetlerde kullanmak iyi olur düşüncesindeyim, bu kafayı yaşarken iş falan yapamıyor insan. ama çok büyük bir etkisini beklemeseniz iyi olur.

    psorcutan: kafa derisi için kepek önleyici solüsyon. dermovate gibi yakıyor, hatta daha fazla yakıyor diyebilirim. öyle aman aman bir faydasını görmedim.

    ----- sonuç -----

    * duşlarda şampuan olarak; selenyumlu head'n shoulders, pirdolin ve nizorl.
    * yüzde dermatit olduğunda; elidel, ve nadiren travocort.

    ben bunları yazdım ama tabi ki iyi bir dermatoloğa görünmek daha mantıklı, sadece bugüne kadar bu konuda yaşadıklarımı paylaşmak istedim çünkü ilk doktorlarımın verdiği ilaçların pek faydasını görmediğimde internet üzerinden araştırma yapma yoluna girmiştim ve şu an kullandığım ilaçlara kesinlikle rastlamadım.

    yaklaşık 18 yıllık deneyimime dayanarak söyleyebilirim ki, hiçbir şey tam anlamıyla etkili olmuyor. ayrıca çok zor durumlarda (ilaca ulaşamıyorsanız) zeytinyağı veya özellikle fındık yağı kullanabilirsiniz. bir pamuğa biraz döküp yanan bölgelere sürerseniz acısını alıyor, kızarıklık konusunda çok bir şey beklemeyin. şampuan konusunda ise %100 etkili bir tavsiyede bulunamıyorum. ellerinizi kafanızdan uzak tutun.

    bir de, yüzünüze sabun ve kolonya vb sürmemeniz gerekebilir. doktorlar genelde bunu söylediler. jilet yerine makina ile traş olmamı önerdiler. jileti vurunca yüzüm panayır gibi oluyor.

    suratınızda önüne geçemediğiniz bir kızarıklık varsa ve sürekli insanlar "yüzüne ne oldu geçmiş olsun" demeye başlamışlarsa, en azından psikolojik olarak toparlanmak için bir parça fondoten kullanabilirsiniz, sadece aşırı kızarıklığı azaltmak için. cilde iyi gelmeyeceği kesin, ama artık insanlarla yüz yüze rahatça konuşabildiğiniz için rahatlama yaşıyorsunuz. eğer evde takılıyorsanız fondoten kullanmanıza gerek yok zaten.

    bugüne kadar bana en iyi gelen şeylerden biri de yer değiştirmek oldu. bulunduğunuz yerden uzaklaşın, tatile çıkın, yurtdışına çıkın. bir gün içerisinde etkisini göreceksiniz ama tekrar kürkçü dükkanına döndüğünüzde çok fazla dayanamayacaksınız. eğer ki yaşadığınız yer, şehir, ülke vs sizi ruhsal açıdan rahat bırakmıyorsa kalkın gidin, cesur olun, yoksa uğraşıp durursunuz ara ara gelen nöbetlerle. mali durumunuz elveriyorsa ve iş yoğunluğunuzu ayarlayabilir durumdaysanız, aralıkla şehrinizden hatta ülkenizden uzaklaşın.

    bir kez daha: tüm bunları kendi cildimdeki etkilerine göre değerlendirip yazdım. bir doktora görünün, ona sorun, başka bir doktora görünün, ona da sorun. bana iyi gelen yöntemler size zararlı gelebilir.

    (düzeltmeler; deneyime bağlı olarak güncellemeler ile gelmekte.)
  • yaklaşık 4-5 sene önce başıma musallat olan ve bir türlü geçmeyen tam anlamıyla bir illet. saçlı deride kabuklar ve yaralar şeklinde ortaya çıkan ve deriyle birlikte saçı döken, kaşıntısıyla sinir hastası eden, saçları 1 günde vıcık vıcık yağlandırabilen bir hastalık olup kesin bir tedavisi yoktur. ara ara yokolup sonra aniden hücum etmesiyle ünlüdür. stresle alakalı olduğu için herhangi bir sıkıntılı anınızda bir anda yeniden işgale gelebilir. hastalık çok hızlı bir şekilde geliştiğinden erkek hastalar genellikle kısa bir sürede saçlarını ellerine alabilirler, kadın hastalarda ise saçlar dökülmez ama bir yığın kırık yüzünden çok sağlıksız bir görüntüye kavuşur. şahsen ben aşırı gür ve uzun olmasıyla mutlu olduğum saçlarımı 2 sene içinde kaybederek şokun allahını yaşamış durumdayım. şu ana kadar bir çok üniversite hastanesi ve doktora muayene olduktan ve piyasadaki bütün ilaçları kullandıktan sonra derdime bir nebzede olsa dermanı dermovate losyonda ve sulfur şampuanda bulmuş durumdayım. benim gibi bu illetten muzdarip olanlara bol sabır diliyorum. umarım tedavisi birgün bulunur.
  • aynı rahatsızlıktan ben de çekiyorum diyebilirim. çok ciddi olmamakla birlikte rahatsızlık veriyor. yine de garip bir ilişki keşfettim. evet kuru ve sıcak havalar iyi geliyor. ancak şuna dikkat ediniz. kola ve kahveyi aynı günlerde içmemeye çalışınız. büyük bir fark yarattığını söyleyebilirim. bir de çekirdek yemeyin. nedenini bilmiyorum ama bu bahsettiğim yiyecekleri karıştırınca cildim reaksiyon veriyor.

    edit: granül kahve içmeyi bırakın! turşu ve acı yemeyin! bunları bıraktıktan sonra sizde de bir iyileşme olursa buraya da yazın...
  • bluecap yuze iyi geliyor ama saca eskiden iyi gelen head and shoulders intensive treatment da artik iyi gelmiyor.

    batarken güneş ardindan tepelerin, taa amina koyayim seboreik dermatitin.
  • hayat kalitesini çok fazla etkileyen, epey yaygın görülen bir hastalıktır. buna rağmen tıp dünyası tarafından siklenmemektedir.

    kanser değil, şeker değil diye bi hastalık üzerinde bu kadar mı çalışma yapılmaz, tedavisi bulunmaz. bi hastalığın illa öldürmesi mi lazım ulan dönüp bakmanız için?

    bütün derimi değiştirin desem çözümü var, üzerine araştırmalar var, derim pul pul döklüyor, sürekli kaşınıyorum dediğimde "olur öyle".

    tedavi ne? stres yapma, nemli havada durma, kuru havada da durma, çok hesap kitap yapma, saçın sakalın hep kısa olsun, 40 yaştan sonra azalır zaten 40'a ne kalmış.. bravo, süper çözüm önerileri. her biri ayrı ayrı mükemmel çözümler.

    kızdırıyorsunuz insanı. burada sözlükte takılacağınıza kalkın azcık çalışın bi çözüm bulun!!!
  • kaç zamandır yazmak istiyodum bir türlü fırsatım olmadı. hastalığı 9 yıl çektim. benim en büyük sorunum burun kenarındaki pullanma ve dolayısıyla kızarıklık idi. ayrıca göğüs ortasında da zaman zaman bu durum ortaya çıkıyordu. aklınıza gelen her yolu denedim internetten doktorlardan her türlü ilaç ve yöntem. birkaç etkili yöntem daha var. ama bir arkadaşımın tavsiyesi ile coresatin krem (sarı olan) kullanmaya başladım. ilk zamanlar sık kullanıyordum. ama şu anda haftada, bir kaç haftada bir kullanma yetiyor. kullandığınız zamanlarda hemen etki ediyor ve cildiniz normale dönüyor. ben hayatım boyunca çekeceğimi düşünmüştüm.ama şu anda arkadaşıma minnetarım. mümkün olduğunca da yaycam. çünkü ben gerçekten çok çektim. ilacın bir güzelliğide steroid yani kortizon içermemesi.ve sansima 1-2 yillik bir krem.ama firmayada en kisa surede tesekkur maili atacagim.yine konuyla ilgili merak ettiginiz birseyler varsa mesaj gonderin bu konuda elimden geleni yaparim..
  • lise yıllarından beri hayatımı zehir etmiş olan hastalık... burun kenarlarında ve kaşların çevresinde sinsice gelişip en iyi ihtimalle kızarık, azdığı zamanlarda suratıma kepekli bir görüntü veriyor... muhtelif zamanlarda muhtelif milletlerden muhtelif hekimler tarafından verilen kortizonlu kremler bir halta yaramamıştır... bir dönem kuru yağlı gıdalar ve kızartmalardan uzak durmam gerektiği söylenmiştir, bir de yanında e vitamini hapı falan da denenmiştir, bunun da pek bir faydası olmamıştır... gözlükleri temiz tutmak imkansızlaşmıştır, saç diplerinde de oluştuğu için koyu renk ceket ve/veya gömlek giymek tam bir ıstırap haline gelmiştir... sakal bırakınca dipleri anında kızarır, günde bilmemkaç defa yıkamaya rağmen bilgisayarın klavyesine pul pul dökülür... ketoral, daha önceleri nizoral gibi şampuanlar, kükürtlü sabun, davul tozu, minare gölgesi, yılan yağı falan da denenmiştir, bir süre sonra genel bir para etmeme durumu söz konusudur... yazın genelde azaldığını, bazen tamamen kaybolduğunu farkettim, ancak bu durumun hava, stres, ultraviyole, ozon tabakasındaki delik gibi faktörlerle ilişkisinin bulunmasını isvicreli bilim adamlarina bırakıyorum...
  • egzama başlığına yazdım ama burada da belirteyim. bu illetin iyileşmeyen cilt problemi olarak tanımlanması kesinlikle sorunun kaynağının yanlış yerde aranmasıdır. sorun bu bir cilt problemi değildir candida denilen bir organizmanın bağırsaklarda açtığı tahripten kaynaklanmaktadır. reflü, gastrit gibi neredeyse her 10 kişinin 1'inde görülebilen bir rahatsızlık. bu bir hastalık değildir.

    seboreik dermatit için değil 5, 20 doktorada gitseniz hepsi aynı şeyi söyleyip kortizonlu krem yazıp geri gönderecek. çünkü bunun nedeni bilinmiyor ve geçmiyor. kolsuz agop bile zamanında bununla yaşamayı öğrenin deyip krem yazıp gönderiyordu.

    lakin bu seboreik, roza, sedef hastalığına tıbbın çağre bulamaması ve neden oluyor sorusuna çözüm bulamaması ilginç. yapilan son araştırmalarda bunun aslında mideden kaynaklı ve candida mantarının neden olduğu tahmin ediliyor.

    yani doktorların sorunun nedenini yanlış yerde araması gibi. yâni bu bir cilt problemi değil bağırsak problemi ve bağırsak kendinde olan bu rahatsız edici durum için bir nevi sana kırmızı s.o.s sinyali yolluyor.

    kortizonlu krem bile sürsen 1 hafta kızarıklık geçiyor 1 hafta sonunda eskisinden beter halde tekrar kızarıyor. kortizonlu krem demekte bir nevi steroid krem yani. yani oldukça zararlı.

    bu illet için kesinlikle size ketonojik diyet öneriyorum. minimum 1 ay sıfır şeker sıfır ekmek ve hamur ve sıfır makarna patates gibi karbonhidratsız beslenmeyle çözüme kavuşuyorsunuz. ben de şuan hiçbir sorun kalmadı.

    sonuç olarak ketonojik diyetin temel amacı midedeki candidaların besinlerini kesmek. bu candida şekerden ve karbonhidrattan besleniyor. yani bünyeye göre değişmekle beraber minimum 1 ay,

    ~ kola, konsantre meyve suyu, şekerli soda, bira gibi her türlü şekerli ve gazlı içecek ve tahıl buğday içkisi yasak.
    ~ süt ve süt ürünleri tam yağlı beyaz peynir gibi yasak. sadece laktozsuz kefir serbest. onun dışında süt bile yasak.
    ~karbonhidratlar ekmek, makarna,patates, mısır, popcorn, pilav, şehriye hatta bulgura kadar yasak.
    ~limon ve avokado dışında meyvelerde yasak. amaç candidayı besleyenşekeri sıfıra indirmek. o yüzden çok şekerli karpuz kavun üzüm elma yasak.
    ~her türlü beyaz esmer şeker yasak. çikolata, biskrem, albeni, sütlaç, aşure gibi yapay ve doğal tatlı şekerleme yasak.

    ilk 7 gün vücuda detoks yapıyorsun. sıfır şeker ve karbonhidratlla candidanın besinlerini kesiyorsun. candida 1 hafta aç kaldıktan sonra kendi kendine ölüyor ve toksin yapmaya başlıyor. buna die-off etkisi deniliyor. yâni 1 hafta sonra vücut inanılmaz bir şekilde şeker çikolata tatlı aşerecek ve vücuda glikoz girmediği için enerjin düşecek belki halsiz dolaşıp başın ağrıyacak amabu iyileşme sürecinde olduğunu gösterecek.

    1 hafta detokstan sonra yavaş yavaş vücuda meyvelerden başlamak üzere alabilirsin. ama tabi minimum 1 ay diyeti sürdürmek ve bundan sonrada mesela yapay şekeri kesmek, çayı kahveyi şekersiz içmek, ekmek, kola, makarna gibi ürünleri ayda yılda 1 dilim yemek başarı getirir. bünyeye göre değişmekle beraber diyet sonunda vücudun kendi kendine iyileştiğini göreceksin.

    edit : özelden gelen sorulara cevap vereyim. şuan rahatsızlık nüksetmedi. atıyorum önceden günde 2 ekmek yerken şimdi 3 dilime düşürdüm. makarnayı haftada 2 defa yerken şimdi ayda 1 yiyorum. ha tâbi çayı ve kahveyi bayadan berı zaten şekersiz içiyordum. bunun dışında her türlü abur cubur, kola ve türevleri, yapay şeker, şekerleme ve tatlılar, ekmek, makarna, patatesi mimimumda tutup kefir, probiyotik yoğurt, sarımsak gibi besinleri hayatınıza sokarsanız bu rahatsızlığın tekrar nüksetme oranı çok azalır.

    bunun yanında benim sanırım düşük seviyedeydi. yani bünyeye göre değişebilir. belki kiminin vücudunda trilyon kadar kiminin vücudunda milyar kadar bakteri vardir. google dan ketonojik diyet, candida mantarı, bağırsak geçirgenliği, bağışıklık sistemini güçlendirme yolları keywordlerle araştırma yaparsanız daha kapsamlı bilgiye ulaşırsınız.

    edit 2: öncelikle moralinizi yüksek tutun. bende bile düzeldiyse bu sorun herkeste düzelebilir. kısaca benim beslenme diyetini açıklayayım.

    sabahları fındık fıstık ceviz ile besleniyorum. belki probiyotik yoğurt bir tane ve çok açsam kefir. ha haftanın 6 günü çalıştığım için şirkette bu şekilde kahvaltı yapıyorum. evde olsam ekmek bal nutella dışında kalan domates salatalik peynir gibi normal kahvaltı yapılabilir.

    öğlende çikan yemeklerde sadece makarna ketçap mayonez dışında her şeyi yiyorum. bende tamamen geçtiği için artik 2,3 dilim ekmekte yiyorum. önceden ne tatlı ne ekmek yiyordum. şimdi yavaş yavaş tatlıya ve 2 dilim ekmeğe de başladım

    ara öğünde açsam tekrar fındık ceviz badem gibi şeyler. akşamda evde ne varsa o.

    önceden günde 2 ekmek yiyorsam şimdi maksimum 5 dilim. önceden sarimsak ağzıma sürmezdim şimdi her akşam yemeğe çalışıyorum. sarimsak ve lahana turşusu candidaya iyi geliyor diyorlar. onun dışında makarnayı hafta da 2 yiyorsam şimdi ayda 1 ,2 defa yiyorum. önceden avokado ve limon dışında meyve bile yemiyordum. şimdi meyvelere de başladım.

    bence burada önemli nokta minimum 1 hafta detoksa girmek ve candidanın besinlerini tamamen keserek onu aç bırakmak. ben mesela çayı kahveyi ezelden beri şekersiz içiyordum. günde minimum 2 lt su içiyorum.

    bende mesela şuan sorun kalmadı ama dikkat ediyorum gene de. belki kiminde trilyon tane vardir bende milyar kadar bakteri olduğu için erken geçmiş olabilir.

    yenilen bir besinden kaynaklı bağırsak mide veya vücutta tepkimeye yol açtığı aşikar. yenilen bir şey tetikliyor olabilir 3 beyaz şeker un hamur tetikliyor olabilir.

    egzaması olanlara mılyon dolarlık krem satıp para kazanmak yerine tıp bu sorunun neden kaynaklandığını adam gibi araştırsada bizde öğrensek.
  • 10 yıldır bende de var. istinye devlet hastanesinde önce dermatolog baktı ve direk psikiyatriye sevk etti. psikiyatride de lustral ve bir ilaç daha verdiler. uzun süre kullanmalıydım bunları ama en fazla 1 ay kullanmışımdır.

    neyse o zamanlar neutrogena bilmembişe diye şampuan önerdilerdi, her eczanede yoktu tabi. leventteki tiki eczanelerde bir de kapitoldeki eczanede vardı.

    kullandım ama pek fayda etmedi. bir de dermatolog bir ilaç verdi böyle küçük göz damlası gibi şişesi vardı adını unuttum ama resmen asitti. saça sürünce acaip yakıyodu, traş olduktan sonra yüzün yanıp bir süre rahat etmesi gibi rahat ettiriyodu ama tekrar başlıyodu. ve o ibne ilaç saçımı döktü.

    bu hastalıkla jöle sürmek kabustur. taş gibi saçın arasından düğmeleri bulmak bir derttir, çıkarmak başkası..

    bir de benim saç derimde ağaç reçinesi görünümlü turuncu bir sekresyon var. böyle kus kus tanesi gibi oluyor arada bulup kopartıyorum.

    saçı her gün yıkamak rahatlatıyor biraz. iki günden fazla yıkanmadığı olursa direk yağa batmış gibi oluyor kafa.

    böyle bir durumda istanbuldaki bütün özel halk otobüsü iett ve dolmuşların tüm camlarına yağlı kafa izi bırakabilirim.
  • tırnağımı kullanarak kafamdan 25 kuruşlar sökebilmeme yarayan rahatsızlık. bu sabah ofise geldim geleli aşağı yukarı 42tl biriktirdim, öğlen iskender yerim muhtemelen.