şükela:  tümü | bugün
  • namaz kilarken alni, elleri, dizleri yere getirerek alinan durum..ayrica tapinma belirtisidir..
  • saadettin teksoyun kutuplarda yaptigi sey
  • namazdaki anlamı; alnımı sadece, senin önünde toprağa koyarım, sadece senin önünde alnım toprağa değecek kadar eğilirim... şeklinde ifade edilebilir ama secdeye giden bir sürü alnın sadece allah için değil onun kulları içinde toprağa değdiğini görmek ve hatta toprağı allah için değil ama kulları için yaladığını görmek özü itibariyle kutsal olan davranışı beş paralık etmiştir.
  • 32-es-secde

    adını 15. âyette geçen kelimeden alan bu sûre mekke'de nâzil olmuştur. 18, 19 ve 20. âyetlerinin medine'de nâzil olduğu da rivayet edilmiştir. 30 (otuz) âyettir.

    rahmân ve rahîm (olan) allah'ın adıyla.

    1. elif. lâm. mîm.

    2. bu kitab'ın, âlemlerin rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur.

    3. "onu peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? hayır! o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- rabbinden gönderilen hak (kitap) tır.

    4. gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden allah'tır. o'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. artık düşünüp öğüt almaz mısınız?

    5. allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde o'nun nezdine çıkar.

    6. işte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi o'dur.

    7. o (allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.

    8. sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir.

    9. sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. ne kadar az şükrediyorsunuz!

    10. "toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağız?" derler. doğrusu onlar rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

    11. de ki: size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra rabbinize döndürüleceksiniz.

    12. o günahkârların, rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, "rabbimiz! gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen!

    13. biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. fakat, "cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.

    14. (o gün onlara şöyle diyeceğiz:) bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedî azabı tadın!

    15. bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve rablerini hamd ile tesbih ederler.

    16. korkuyla ve umutla rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan allah yolunda harcarlar.

    17. yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.

    18. öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? bunlar elbette bir olamazlar.

    19. iman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşılık olarak varıp kalacakları cennet konakları vardır.

    20. yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: yalandır deyip durduğunuz cehennem azabını tadın! denir.

    21. en büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.

    22. kendisine rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz.

    23. andolsun biz musa'ya kitap verdik, -(resûlüm!) sen ona kavuşacağından şüphe etme- ve onu israiloğullarına hidayet rehberi kıldık.

    24. sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik.

    25. muhakkak ki rabbin, ihtilâf etmekte oldukları şeyler hakkında kıyamet günü onların aralarında hükmedecektir.

    26. halen yurtlarında gezip dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helâk edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi? bunlarda elbette ibretler vardır. hâla kulak vermezler mi?

    27. kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? hâla da göremeyecekler mi?

    28. eğer doğru söylüyorsanız, bu fetih (ve hüküm) günü hani ne zaman? derler.

    29. de ki: fetih (ve hüküm) gününde inkârcılara (o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır!

    30. artık sen onları bırak ve bekle. zaten onlar da beklemektedirler.
  • felsefe gibi kafayla ilişkiye giren eylem.
  • namazın merkezî hareketi başın yere değmesidir ve buna secde denir. “alçakgönüllü olma” ve kulluk etme” anlamına gelen scd kökünden türemiştir.
    böylece yapılan şeyin tümü bir alçakgönüllülük edimi ve bir yönelme edimidir.kul kendini sunar, kendini verir.
  • padi$ah'a dikkat cekmek icin kullanilan komut.
  • secde namazın farzlarından biri olmakla birlikte secde'nin de farzları vardır. bu durumda dolaylı yoldan farz namazın secdesinin farzı aynı zamanda namazın da farzı olmaktadır.

    1. burun ve alın çok yumuşak olmayan bir yere konmalıdır, kişi burnunu ve alnını bir yere bastırdığını hissetmelidir. çöllerde kum üzerinde bu iş için sağdan soldan bulunan taşlar kullanılır imiş, kimilerinin hususi taş taşıdığı da olurmuş.
    2. secdede iki ayak parmakları da yerde olmalıdır. secdede iki ayağın birden yerden kesilmesi namazı da bozar.
    3. eller, ayaklar, dizler, burun ve alın aynı anda yerde iken bir sübhânallâh diyecek kadar vakit geçmelidir.

    secde edilen yer engebeli olabilir, başın konduğu yer daha yüksek ya da alçak olabilir. secde uzuvlarının secde hâlindeki yükseklikleri farkı en fazla kişinin orta parmağının ucu ile dirseği arasındaki mesafe kadar (30-60 cm arasında, ortalama 43-45 cm) olabilir.

    bu yükseklik ihlâl edilmediği müddetçe, sıkışık cemaatlerde yere secde eden birinin sırtına secde edilebilir.
  • ebû hüreyre (r.a.)’den rivayet olunan bir hadis-i şerif'e göre:

    "secde hali, kulun rabbine en yakın olduğu haldir. bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın."