şükela:  tümü | bugün
  • hiç avm benzeri bir yerdeyken, uzun süredir yemek yememenize rağmen canınızın hiçbir şey istemediği oldu mu?

    son zamanlarda haftanın en az 3 günü iş nedeniyle bir avm'deki ofis katlarında bulunan müşterinin ofisinde çalışıyorum. genelde kahvaltıyı geç yaptığımdan olacak ki, saat 12 gibi herkes yemeğe çıkarken canım hiçbir şey istemediği için ben gitmem. yarım saat-bir saat sonra canım bir şey istediği için değil, işe biraz ara vermek için gider bir şeyler yerim.

    bugün kahvaltıyı biraz erken yaptım. yine 12'de yemeğe çıkmadım. 12:30'a doğru karnımın acıktığını hissettim, o anda yemek katındaki yemek dükkanlarını gözümün önüne getirdim ama yine canım bir şey istemiyordu. bu durum tuhafıma gitti. demek ki sorun kahvaltıyı geç yapmam ve yemek saatinde karnımın aç olmaması değil. şunu düşündüm; o an evde olsaydım ne bulsam onu yiyecektim. hani hiç yemek olmasa peynir zeytin falan bile yiyebilirdim. seçeneğin olmadığı durumda ne bulursam yiyeceğim ama bol seçenek varken hiçbir şey istemiyorum. çok ilginç değil mi? sorun aslında tam da burada olmalı...

    galiba sorun çok fazla seçeneğe sahip olmamdan kaynaklanıyor. muhtemelen çok fazla seçeneğe sahip olunca beynimiz seçim yapmakta zorlanıyor ve seçim yapmak istemiyoruz, vazgeçmek daha kolay geliyor.

    hemen şunu düşündüm; bu durum günlük hayattaki tüm seçimlerimiz için geçerliyse ve herkeste benzer durum varsa, eyvah eyvah!

    hiç film izlemek istediğinizde bir film önerisi listesi inceleyip sonrasında film izlemekten vazgeçtiğiniz oldu mu?

    doğuştan şüpheci bir kişilik olarak ilk yaptığım şey konuyla ilgili bir taraflarımdan sallamak yerine bu konuda herhangi bir bilimsel çalışma yapılıp yapılmadığını araştırmak oldu. bingo. muhtemelen, okumuş olduğum dan ariely'nin "akıldışı ama öngörülebilir" isimli kitabında yer alan benzer çalışmalar bu durumu fark etmemi sağladı. ama psikolog barry schwartz "the paradox of choice" isimli kitabında tam da bu "çok fazla seçim" konusunu incelemiş. türkçe'ye "bolluk paradoksu" adıyla çevrilmiş. yazının bundan sonraki kısmında ilginç ama subjektif çıkarımlarım (gerçi ben de araştırdığım, okuduğum şeylerden yola çıkıyorum*) yerine bilimsel çalışmaları merak edenler kitabı ve konuyu araştırabilirler. ayrıca bu abinin konuyla ilgili bir ted konuşması da mevcut. yazının sonuna link bırakıveririm :)

    yapılan araştırmalara göre çok fazla seçim olması kişide ecnebilerin anksiyete dediği durumu yaratıyor. yani tam olarak bir can sıkıntısı, bir bunalma yaratıyor diyebiliriz. az sayıda seçim olması kişinin karar vermesini kolaylaştırıyor. durumu vahim yapan ise kendimizin çok fazla seçenek karşısında bunalmamız değil. başkalarına çok fazla seçenek sunarak onları bunaltmamız.

    ikili ilişkilerde karşı tarafa çok fazla seçenek sunmak ya da seçimleri karşı tarafa bırakmak, ilişkiye zarar veriyor olabilir mi?

    bir arkadaşınızı dışarıya davet ettiniz diyelim. mekan seçimini karşı tarafa bırakarak buluşma ihtimalini zora sokuyor olabilirsiniz. ya da sinemaya davet ettiğiniz bir arkadaşınıza film seçimini bırakırsanız sinemaya gitme ihtimali zora girebilir. muhtemelen benzer şeyler başınıza gelmiştir. bu durumun önüne geçmek için ilk akla gelen şey seçimi kendinizin yapması oluyor. ancak orada da şöyle önemli bir sorun var; ya karşı taraf seçiminizi beğenmezse?

    quora'da okuduğum bir yazıda, amariga'lı bir abla çocuklarına ilginç bir yöntemle brokoli yediriyor. yöntem şu, çocuklarına "brokoli yer misiniz" diye sorduğunda doğal olarak hayır cevabını alıyor. istemiyorlar. hayır cevabını almamak için "2 brokoli mi yemek istersiniz yoksa 3 brokoli mi?" diye soruyor. çocuklar 2 brokoli yemek istediklerini söylüyorlar. böylelikle kararı kendilerinin verdiğini düşünüyorlar.

    yani karşı tarafa izlenecek 2 film önermek ve seçimi ona yaptırmak, filmi beğenmemesi durumunda suçun size yıkılmasının önüne geçiyor. çünkü seçimi o yaptı ve diğer seçmediği film belki de daha güzeldi.

    peki, diyelim ki karşı tarafı dışarıya davet ettiniz ama özellikle gitmek istediğiniz bir yer var. ancak beğenip beğenmeyeceğinden emin değilsiniz ve risk almak istemiyorsunuz. şimdi ne olacak? bu noktada dan ariely'nin yaptığı çalışmalar bize ışık tutuyor.

    roma'da ya da paris'te tüm ulaşım ve konaklama masraflarının karşılandığı bir tatil hakkınız olsaydı hangisini seçerdiniz? bu şehirlerden birini özellikle seven biri değilseniz seçim yapmak biraz zor olabilir. bir şehri seçmek diğer şehire gitme fırsatını kaybetmek demek oluyor. peki seçenekleri şu şekilde güncellersek: a) paris'e tüm ulaşım ve konaklama masrafları dahil, b) roma'ya tüm ulaşım ve konaklama masrafları dahil, c) roma'ya tüm ulaşım ve konaklama masrafları dahil, ancak oteldeki kahvaltı karşılanan masraflara dahil değil, ücretli...

    bu seçenekler karşısında insanların çoğu kahvaltının ücretsiz olduğu roma tatilini seçiyor. çünkü insan beyni seçimler karşısında karar verirken karşılaştırmalı çalışıyor ve karşılaştırma yaptığında daha kolay karar verebiliyor. bol seçeneğin olduğu durumlarda da tabii ki karşılaştırma yapmakta zorlanıyor. sonradan eklediğimiz kahvaltısız roma seçeneğine çıpa deniyor ve karşılaştırma yapmayı sağlıyor. satın aldığınız birçok şeyde siz farkında olmadan, satıcının almanızı istediği bir şeye sizi yönlendiren bu tarz seçenekler görebilirsiniz. dan ariely bu konu hakkında şöyle diyor: "bir arkadaşınızla dışarı çıktığınızda yanınıza aldığınız arkadaşın size göre daha az güzel/yakışıklı olması lehinize olabilir. sizi dışarıya davet eden arkadaşınız sizden daha güzel/yakışıklı ise aslında sizi kullanıyor olabilir :)))".

    mekan seçimi örneğine dönecek olursak, karşı tarafa iki seçenek sunabilirsiniz. bu seçeneklerden biri gitmek istediğiniz yer, diğeri ise aşağı yukarı aynı ayarda ama ufak bir farkla daha az makul olan (örneğin daha uzakta) bir yer olabilir. düşük de olsa ikinci seçeneğe gitme ihtimaliniz olacaktır ama büyük ihtimalle istediğiniz yere gidilir ve seçimi karşı taraf yapmış olur.

    son olarak, değindiğimiz bu seçim yapmanın altında yatan etkenlerin eş/sevgili seçiminde oynadığı roller acaba neler? onu da siz düşünün... :)

    söz verdiğim linki de şuraya iliştireyim: https://www.ted.com/…_paradox_of_choice?language=tr
  • bir seçim yapıp hep öbür seçeneği düşünmek ne fena bir şey.
  • kararsız olabilenler için ölümlerden ölüm beğenmek
  • shutter island filminde çok güzel özetlenmiştir:

    http://www.youtube.com/watch?v=ijt80peygyo
  • secim yapmak; karar vermek; ademoglunun omur diye adlandirdigi surec boyunca gercekle$tirdigi kacinilmaz bir mevzuattir. insan her an, her saniye secim yapmaktadir, yapacaktir. secim yapilmayan bir an bile du$unulemez. du$unulse dahi artik o anda ortada insan yoktur.

    bu secim yapma hadisesi kimi zaman coklu alternatifler kimi zaman ise iki secenekli olarak cereyan eder. tumevarimda din, tanri gibi unsurlar, tumdengelimde ise artik yatsam mi yoksa cay mi koysam orneklendirilebilir.

    i$te bu yuzdendir ki hicbir ama hicbir hususta emin olunamayacagi gibi, ornekse global perspektifte din konusunda uzla$ma saglanamaz ve toplu buyuk sava$larin onune gecilemez.

    dolayisiyla eger ortada bir hakikat var ise, ki kanaatimce aksi du$unulemez, bu ancak insanin secim yapmadigi bir levelde, belki de ruhunun bedeninden ayrildigi vakit idrak edebilecegi bir hakikat olacaktir.

    gunun sozu: "samimi olmayi vaad edebilirim; tarafsiz olmayi asla." --goethe
  • not: demohratik seçim, referandum gibi skimsonik, saçma şeylerden bahsetmiyorum.

    anlara büyük anlamlar yüklüyoruz hayatımızda. doğduğumuz an, okula başladığımız an, aşık olduğumuz an, ilk maaşımızı aldığımız an. halbuki bu sonuçları veren "anlar" olmadı. bir anda doğmadık, öncesinde bir süreç vardı. bir anda başlamadık okula, yaşımız geliyordu zaten.

    bu anlara büyük önem veriliyor. çoğu zaman hiç unutulmayacak anıların arasına sokuyoruz onları. bir ilişkinin ardından aklımızda kalanlar başlangıcı ya da bitişi oluyor. bu ikisinin arasında yaşanan iyi-kötü her şey uçup gidiyor. ya da çok çalıştığımız, olağanın üstünde gayret gösterdiğimiz bir işin sonunda, karşılığını aldığımız anı dönüm noktası olarak adlandırıyoruz aklımızda. sürecin getirdiklerini göz ardı ediyoruz.

    tüm bunların ötesinde, bazen tüm bir süreçten daha önemli anlar çıkıyor karşımıza. kimi zaman da bu anları biz oluşturuyoruz. bunlar seçim yaptığımız anlardır. rasyonel ya da duygusal bir şekilde seçimi yapar yolumuza devam ederiz. kimi içindeki ateşe yenilir, kısa süreliğine tatmin olacağı bir yolu seçip daha uzun vadeli hayatını bombok eder. kimi zaman da ilerideki güzel günler için başta acı çekersin.

    yine de her şey bu kadar zor değil. çok daha kolay yollar var. sen yalnız değilsen, beraber seçim yapabileceğin gerçekten senş seven yakınların varsa etrafında, neredeyse hiç bir şey kaybetmeden daha büyük güzelliklere ulaşabilirsin. kişi sayısı belirli bi seviyede kalır zaten -en fazla ailenin mevcudu kadar olur bu. önemli olan vazgeçebileceğin -çoğu zaman gerçekten var bile olmayan- şeyler. onları görmezden gelirsen, önünde dev taşlardan oluştuğunu sandığın geçilmez duvarlar, toz olur dağılır gider. yeter ki sen doğru seçimi yap.
  • hayatınıza kıymet veriyorsanız yapılması gerekendir(olumlu anlamda). geçmişinizde kötü seçimler yapmış olabilirsiniz, bu seçimler sizde yaralar açmış olabilir. fakat bu durumu değiştirmek için seçim yapmak girişiminde bulunmazsanız silinip gidersiniz. üzerinizde yırtıklarla, kirle dolu bir elbiseyle mi yoksa pırıl pırıl ve size yakışan bir elbiseyle mi yaşamayı tercih edersiniz? seçim yapmak bu kadar değerli işte...
  • bütün olasılıkları düşündükten sonra özgür irade ve gönül ile karar vermek.
  • (bkz: secim)
  • (bkz: tercih yapmak)