şükela:  tümü | bugün
  • fringe'ten tanıdığımız anna torv'un başrolde olduğu foxtel isimli kanalda yayınlanacak olan gerilim türünde dizi.5 haziran'da başlayacağı söyleniyor.
  • bugün netflix'de fragmanını izlediğim dizidir. 1.sezon eklenmiş. izlesem mi izlemesim mi bilemedim. ilk başta criminal diye düşündüm, sonra baya baya politik bir şey olduğunu gördüm fragmanda. aslında devlet, derin devlet, devletler arası ajanlık vs. bunları izlemeyi pek sevmem.

    saf dedektiflik ise izlemeyi düşünüyorum. bu sebeple diziyi izlemem mi gerekiyor emin değilim. tavsiyelere açığım.
  • sadece 6 bölüm olmasına karşın ülkemiz dizileri için birden fazla sezon, amerikan dizileri için de en az 24 bölümlük içeriğe sahiptir.

    avustralya için kolay olmasına karşın dünya genelinde tabu olan bazı konulara doğrudan değinmeleri ilginç duruyor. eşcinsel bir siyahi kadın, cinsiyet değiştiren üst düzey memur gibi figürlere yer verilmiştir. ayrıca bu durumların normalleştirilmesi için gerekli diyaloglar ve bilgiler verilmiştir. bunlara ek olarak cinsellik sık sık öne çıkarılmakla birlikte dizide herhangi bir 15-16 yaşın altında çocuğun olmaması dikkat çekiciydi. park bahçe sahnelerinde bile görülmüyorlar. fazla sayıda ve kritik figürlerin ölümüne karşın şiddetin "glorify" edilmemesi kesinlikle takdir edilesi.

    diziye dair yapılacak eleştiriler ise
    -avustralya'nın küresel siyaset ölçeğinde fazla önemli gösterilmesi,
    -sık sık android telefonlarının reklamının olması çok göze batması,
    -çok fazla odak figür olması ve konunun geniş olmasından ötürü pür dikkat izlenmesi gereken bir dizi oldugudur.
  • avustralya yapımı politik entrikaları konu alan bir dizidir. normalde bu tarzdan hoşlanmayan biri olarak diziyi oldukça ilgi çekici buldum. anna torv yine karizmatik bir karakteri canlandırıyor. üstteki yazarın yazdığı gibi, tabu olan konulara çarpıcı olarak yer vermesi benim de çok hoşuma gitti hatta etki gücü yüksek olan diğer senaristlerin/ yönetmenlerin bunu fırsatları varken neden yapmadıklarını sorguladım. ayrıca bunların hikayeye çok güzel yedirildiğini söylemeden geçemeyeceğim, şimdilik sürüklüyor beni, duruma göre editlerim.
  • dün tek seferde bitirdiğim politik gerilim dizisidir. açıkçası sadece anna torv'u sevdiğimden ve avustralya dizisi olduğundan başladım, ama beklentilerimin çok üzerinde bir politik gerilim çıktı.

    notlar:

    - topu topu altı bölümlük dizide gerçekten de amerikan dizilerinde 24 bölümde işlenecek kadar yoğun malzeme var.

    - izleyiciye geri zekalı muamelesi yapan amerikan dizilerinin aksine, ingiliz ve avustralya dizilerinde tipik olduğu üzere her ayrıntı izleyiciye hecelenerek anlatılmıyor ve bazı sonuçlara kendisinin varması bekleniyor. siyasi entrikalar tam bir satranç oyunu.

    - tamamen yetişkin dizisi. bakanın ergen oğlu hariç - ki onun da hikaye için bir önemi olduğu anlaşılıyor - dizide aile değerlerini filan zorla sıvazlama çabası yok. bu da amerikan dizilerinden ayıran bir unsur.

    - dizide abartılı seks sahnesi ve abartılı kanlı sahneler yok. seyircinin temel içgüdülerine hitap etme ucuzluğu yerine zekası hedef alınmış. abartılı küfürlü dil veya gerilim efektleri de kullanılmamış.

    - dizide kadın kimliğini benimseyen üst düzey yetkili bir istihbarat görevlisine yer verilmiş. ne kadın kıyafetleri giymesi garipseniyor, ne de bu yüzden kariyerinde bir olumsuzluk yaşıyor, cinsel eğilimi/tercihi tamamen görevinden bağımsız olarak kabul görüyor. bu derece bıçak sırtı bir karakteri bir amerikan dizisinde görmemiz - sense8 gibi cinsel eğilimleri merkezine koyan bir dizi haricinde - herhalde pek mümkün olmazdı.

    - yine scandal gibi amerikan politik gerilimlerinin aksine sürpriz için inandırıcılık feda edilmemiş.

    - anna torv çok hafifçe yaş almış ama olivia'yı andıran bir rolde kendi özgün aksanıyla duru bir performans çıkarıyor.

    - avustralya'da kadınların siyaset ve ordudaki eşit rolünü kıskanarak izlememek elde değil.

    - ana tema olan önce siyasi entrika ile ülkeye bir saldırı düzenleyip, bunu dış kaynaklı gösterip, ardından da terör bahanesiyle demokratik özgürlüklerin kısıtlanması konusu amerika örneği ile birlikte çok başarılı işlenmiş.

    - avustralya dizileri ya sydney, ya melbourne, ya da brisbane veya perth gibi turistik yerlerde geçer. başkent canberra'yı ilk kez bir dizide izlemek ilginçti.

    sonuç olarak, son derece başarılı ama sabır isteyen - ayrıca bayağı da heyecanlı - bir politik gerilim izlemek isteyenlere tavsiye edilir.

    edit: dizinin ikinci sezonunda altı bölümü daha yayınlanmış, keşke netflix türkiye bu kadar ağırkanlı olmayıp hemen getirse.
  • olivya nın hatrına başladığım ve dünyada amerikadan başka yerlerde de başka gündemler olduğunu hatırlatan dizi.
    6 bölüm ilk sezonu, politika, gerilim, istihbarat teşkilatı ve şaşırtıcı öğeleri ile izlenmesi gereken dizi.
    netflix türkiye ye bize başka ülkelerde de güzel işler yapıldığını gösterdiği için teşekkür ediyor ve hala battlestar galactica yı bekliyorum.
  • chris uhlmann ve steve lewis tarafından yazılan "the mandarin code" isimli kitaptan uyarlanmıştır.
  • nete dustugu sirada anna torv'u gorup hemen izlemeye koyulmustum. 2 bolumu vardi izlemistim. epey de hosuma gitmisti. sonra ne hikmetse unutmusum bu gece aklima anna torv geldi dedim ki gazeteci rolundeydi, trans birey, avustralya derken gugilladim. ve bingo diziyi buldum. ismini bile unutmusum.

    siyasi gerilimler, istihbarat, politika gibi ogeleri barindiran bir dizi. dizi duragan gibi gorunse de akip gidiyor. asiri bir dallandirip budaklandirma yok lâkin bazi seylere izleyicinin kafa yorulmasi istenmis. sakin kafayla izlenilmesini tavsiye ederim.

    amerikan dizileri disinda baska ulkelerin yapimlarini gormek gercekten keyif verici. dark, la mante, vis-a-vis hepsi birbirinden bagimsiz ama bir o kadar da guzel diziler.
  • siyasetçilerin nerede olursa olsun neden cahil bir toplum istediğini, güç sahibi insanların ellerindeki güç arttıkça daha fazlasına hükmetme ihtiyacını ve bu ihtiyacı giderebilmek için ne kadar uç noktalara gidebileceklerini kör gözüne parmak sokmadan anlatan, kafa yoran, düşündüren, çok ince kurgulanmış bir dizi. o yüzden zaten insanlığa gram faydası olmayan marvel saçmalıklarına, aptal saptal sosyal medya fenomenlerine beş yüz sayfa yorum yazılan ekşi'de de doğru dürüst izleyip yorum yapan çıkmamış.

    "ülke menfaatleri", "ulusal çıkarlar" gibi sihirli kelimeleri eklediğinizde devlet olarak yaptığınız her şeyi legal hale getirebiliyorsunuz. dizide istihbarat direktörünün gözaltına aldırdığı gazeteciye seni istersem 168 saat burada tutabilirim, sonra salıverir tekrar gözaltına aldırırım ve bu böyle devam eder kimseye hesap vermem kimse de seni çıkartamaz cümlesi devleti oluşturan mekanizmalara sağlanan bu sınırsız gücün avustralya gibi bir yerde bile nasıl suistimal edilebileceğini göstermesi açısından ibretlik bir sahneydi. ulusal güvenlik adı altında dünyayı saran bu korku imparatorlukları orwell'in bile tahayyül edemeyeceği seviyelere doğru ilerliyor. avustralya'da bile böyleyse devletin hatasız yanlışsız insanüstü bir yapı olarak kutsandığı, cehaletin erdem sayıldığı üçüncü dünya toplumlarındaki duruma da şaşırmamak lazım demek ki.
  • avustralya'nın house of cards'ı tadında politika, ajanlık, vatana ihanet, gazetecilik üzerine bence çok sıkı bir dizi.

    dizide olmayan tek şey ise halk ve bu dizinin bilerek ya da bilmeyerek verdiği en güzel mesaj da bu zaten; başkentlerde halk görünmezdir, başkentlerde halk hatırlanmaz , halkın hatrına güzellikler yapılmaz, halk çoğu zaman yok sayılan ve bazen de kandırılmak için geçici olarak var olan bir nesnedir.

    bu diziyi izledikten sonra avustralya'nın başkentini daha fazla karıştırmayacaksınız.