şükela:  tümü | bugün
  • klasik türk müziğinde bir makamı, kendi perdelerinden daha tiz veya pes perdelerde çalma
  • şed: ahiliğe girenlerin bellerine törenle bağlanan sembolik peştemal ya da kuşak.
  • türk müziğinde göçürme, transpozisyon.
    asıl yazılışı şedd'dir.
  • sözlük anlamı "yünden veya pamuktan örülen bağ, kemer, kuşak, peştamal" olan arapça kökenli sözcüktür. fütüvvet ehlinin teşkilata kabulü sırasında, törenin bir parçası olarak bellerine teslimiyet ve sadakati temsil eden bir kuşak bağlandığından zamanla bir sembol halini almıştır.

    cengiz tomar tarafından tdv islam ansiklopedisi için kaleme alınan maddede şed bağlamak hakkında birçok malumat mevcuttur. fütüvvetname geleneğinde şed bağlama âdeti hz. adem'e atfedilir. ilk şed, cebrâil tarafından "sözünde durması, şeytana uymaması ve ona muhalefet etmesi, dünyaya muhabbet beslememesi, kazâ ve kadere sabretmesinin" nişanesi olarak hz. âdem’e bağlanmıştır. aynı gelenek, yine cebrail tarafından hz. muhammed'e şed bağlanması ve bu şeddin yine bizzat hz. muhammed tarafından hz. ali'ye bağlanması şeklinde devam etmiştir.

    fütüvvet ehli kutsadıkları adaleti, dayanışmayı ve hayırseverliği de bu yemine dahil ederek şed bağlama törenlerinin tertibinde pirleri saydıkları on iki imam ve hz. ali'yi esas kabul etmiş, tören sırasında onların isimlerini zikretmiştir. şeddin hz. hüseyin'e işaret eden sol ucu hz. hasan'a işaret eden sağ ucundan uzun tutulurdu ve tören, hikmeti simgeleyen su ve adaleti simgeleyen tuzun karışımı bir içeceğin ikramı ile sona ererdi. bu tertip ahilik içinde de hemen hemen aynı biçimiyle devam etmiştir.

    tasavvuf geleneğinde yaradılıştan hemen sonra allah'ın insanların ruhlarına hitap ettiği ve onları sınadığı, insanların ise allah'a yemin ettiklerine dair inanış, "bezm-i elest" ya da "misak" olarak adlandırılır. cüneyd el-bağdadi tarafından geliştirilen bu teori, insanın fena halinde iken ettiği bu yemini unuttuğu ve "tevhid" halinde yeniden hatırlanacağı esasına dayanmaktaydı. ayrıca batıni bilginin ancak allah dostları olan veliler aracılığı ile edinilebileceğine inanıldığından şeyh, hem itikadi hem de zahiri hayat için müridi açısından mutlak bir otorite olarak kabul ediliyor, allah'a ulaşmanın tek yolu şeyhe tam bir itaattan geçiyordu. kul ile allah ve dolayısıyla şeyh ile mürit arasındaki bu özel bağa, bağlılığa ve yemine yapılan vurgu nedeniyle olsa gerek şed bağlama tasavvufi tarikatlarda da kendine yer bulmuş, mevlevilik ve bektaşilik'te kendine has bir takım ritüeller ve manalar kazanarak "tığbent" bağlamak halini almıştır.