şükela:  tümü | bugün
  • hayatımın aşkıyla ilk defa karşılaştığım, izmirin şirin ilçesi.

    akarca sahilindeki tatil tesisinde cankurtaran olarak çalışırken tanışmıştık onunla:) o 14 bense 18 yaşlarındaydık. haliyle hiç bir şey olmamıştı aramızda. ben genç o ise çocuktu sanki. aradan sekiz sene geçti, üniversiteden mezun olmuş bir mühendis olarak istanbul'da çok uluslu bir firmada çalışıyordum. bir akşam kafam attı, bir şeylere sinirlendim sanıyorum. ertesi gün askerlik şubesine gidip tecilimi bozdurdum ve askere gittim. kısa dönem beklerken, uzun dönem yedek subay çıktı, üstelik meslek sınıfı olmadığım için 3 ay sınıf okulunda bulunacaktım. ne mi oldu? en son karşılaşılabilecek yerde, askerde tekrar karşılaştık. subay olmuş, harp okulunu yeni bitirip sınıf okuluna gelmiş bir teğmendi. birbirimizi hatırladık, bir kaç defa ayak üstü konuştuk o kadar. sonraki 9 ay kırklareli'nde kıtada geçirdim. hiç konuşmadık, haberleşmedik, zaten telefonlarımızda yoktu birbirimizde. askerliğimi bitirip izmir'e döndüm. planım bir kaç ay tatil yapıp istanbul'a gitmekti. o da izmirliydi ve ilk görev yeri olarak izmir'e atanmıştı. tekrar karşılaştık. bu defa, elimize geçen fırsatı geri tepmedik. buluştuk, görüştük. buluşmaya giderken, "kiminle buluşacaksın?" sorusunu soranlara, askerlik arkadaşımla diyordum. kimse bir kadın askerlik arkadaşım olacağını düşünmedi:) sonuç mu? hayatımın aşkını 18 imde tanımışım ama haberim yokmuş. iki çocuğumun annesi, hayatımın ışığı sevgili hayat arkadaşımı buldum ben seferihisar da.
    bir yazlık alıp, emekliliğimizi orada geçirmek umuduyla...

    ayrıntılara girmedim ama bu haliyle bile bu güne dek bizimki kadar özgün bir aşk hikayesi duymadım. çok şanslıyım sözlük:))
  • tuncay akgün geçen hafta bezgin bekir yolu ile seferihisar'ın durumunu nefis bir şekilde okuyucuları ile paylaşmıştır:

    "ilk yavaş şehrimiz seferihisar'ı yakından takip ediyoruz. yavaş şehirler (sitta slow) manifestosunda şunlar yazıyor: "bunlar, eski zamanlara meraklı insanları, zengin tiyatroları, meydanları, kafeleri, atölyeleri, restoranları ve ruhani yerleri, bozulmamış manzaraları, sevimli zanaatkarları olan şehirler. insanların hâlâ mevsimlerin yavaş seyrini fark edebileceği, hakiki ürünlerin tadına varabildiği ve kendine özgü gelenekleri olan yerler...
    yavaş şehir hareketi italya'da çıkıyor. yavaş yavaş komşu ülkelere ve dünyaya yayılıyor. yavaş şehir ütopyası içinde yaşadığımız hız çağına rağmen gerçek oluyor. ana amaç yerel yiyeceklerin ve üretimin desteklenmesi, yayılmacı fast food kültürüne set çekilmesi, çevrenin korunması, gürültü kirliliğini ve hızlı trafiği engellemek, (bisiklet kullanımının artması yavaş şehirlerin olmazsa olmazı) yerel estetik öğelerin korunması gibi yaşam kalitesini arttıran pek çok kriteri yerine getirmek. bu saydıklarımı gibi 50'nin üzerindeki krtieri yerine getirince "yavaş şehirler birliği"ne kabul edilebilirsiniz. tabi nüfusun da 50 binden az olması gerekiyor.
    işte bizim güzeller güzeli seferihisar da, belediye başkanı tunç soyer'in harika girişimi ile türkiye'den yavaş şehirler birliği'ne ilk kabul edilen ilçemiz oldu. bu girişim 80'e yakın il, ilçe ve beldemizin onu izlemesinin yolunu açtı. seferihisar şimdi bunların başkenti olacak. seferihisar'ın kabul edilmesi, sadece türkiye için bir ilk değil, aynı zamanda müslüman coğrafyasında da bir ilk.
    bizim gibi mimari sefalet taşıyan, en güzel coğrafyaları inanılmaz bir hızla tarumar ve talan edilen ülkeler için seferihisar'ın yavaş şehir olması ve peşinden onlarca kasabayı, ili sürüklemesi çok kritik. pekçok güzelliğini tamamen yitirme tehlikesi taşıyan yerimiz kendilerini bekleyen kötü kaderlerini yenebilir.
    tabii bizde güzel iş cezasız kalmaz. seferihisar'daki dostlarımızdan kötü haberler geliyor. seferihisar'ın incisi sığacık'a orkinos çiftliği kurulma izni bakanlıktan çıkmış. yavaş şehir kriterlerini yerine getirmek için ilçe halkıyla omuz omuza çaba veren başkan tunç soyer şimdi bu izni engellemek için ankara'da bakanlık düzeyinde mücadele ediyor.
    yavaş şehir seferihisar'ı desteklemek ve arada çıkan bu olumsuzlukları bertaraf etmek için bir şeyler yapalım..."
    tuncay akgün

    not: copy-paste değil, alınteri.
  • türkiye'nin ilk sakin şehri.(bkz: citta slow)

    herkesin dilinde bir sahil kasabasına yerleşmek var ya, iste orası seferihisar sığacık köyü.

    organik , yerli üretim mandalinasına adayabilirim ömrümü.

    her cumartesi kurulan, yavaş yiyeceklerin satıldığı pazardan kolunuzun taşıyabildiği kadar incir reçeli alın. öyle bir reçel ki, içine incir değil, iyiye güzele dair ne varsa koymuşlar.
  • dedemin yazlığının orada olmasından dolayı, çocukluğumdan beri her yaz ailece gittiğimiz, çivi gibi denizi olan bir sahil kasabasıdır. akarca plajına her seferinde yanıma para almadan gidip, her seferinde de su ve dondurma hasretiyle yandığım için pişman olurum. gene de vazgeçmeden aydın bakkal'a gidip, alacaklarımı alıp şu cümleyi kurarım: "hayrettin bey'in torunuyum ben, yanıma para almamışım da, sonra versem olur mu?" bakkal da her seferinde olur der.

    velhasıl club'ları, turistleri vs. olmasa da samimidir, özel bir yerdir benim için.
  • oruçtan muaf olunan ilçedir.
  • bir gün diyorum, terapiye gidecek hayat koşulları oluşursa, terapisti “bak çok güzel priming olacak gel” diye ikna edip seferihisar’a götüreyim, çocukluğumun çoğu yazı anneannemle burada geçti. her yaz kardeşini ziyarete giderken beni de götürürdü yanında, oyun alanımdı sokakları, bahçeleri.

    sıcak bir izmir yazının öğleden sonrasında yer gök kireçle boyanmış ve serin bir avluda asma yapraklarının altında anneannemin dizinde uyurken, boyuma uygun sepet verip mandalin bahçelerine salarlarken, anneannemin kuzeninin kızı funda bana bileklik yapmayı öğretirken, sanırım hayatımın en mutlu olmasa da açık ara en huzurlu zamanlarını yaşıyormuşum.

    sessiz ve en gürültülü tüm zamanlarında bile sakin yer oldu seferihisar, ya da bana tekrar hatırlamanın bir oyunu, ama herhalde kolektif bir anlayış var ki bu konuda, “yavaş şehir” koydular adını, çok da yakışmış.

    şimdi yıllar sonradan bakınca, bu yavaş sehir de ta o günden bugüne benim cennettimmiş, bu yaşımda baktığım yerden bunu görüyorum en azından. madem öyle, her yaz döneceğim en eski yuvama dedim, öyle de yapıyorum, hayatımda aldığım birkaç en iyi karardan biri oldu.

    illa ki tanım lazımsa, çocukluğumun her yazı, çocuğum olduktan sonra her yazımdır.
  • dün konuşmalar ve gözyaşları içinde can yücel hatıra ormanını oluşturulmuş ilçe.

    "ne var" diyeceksiniz, "habire bir yerlerde fidan dikiliyor zaten", "ağaç dikildi diye mi gözyaşı dökmüşler". dünkü ağaçlandırmada her ağacın bir ismi ve plaketi vardı, ali ismail korkmaz, ethem sarısülük, mehmet ayvalıtaş, abdullah cömert, medeni yıldırım ağaçlardan bazılarıydı. ayrıca aileleri de törene katıldılar. bunun dışında deniz gezmiş, hüseyin inan, yusuf aslan da diğer ağaçlardan bazıları idi. diğer isimler ise uğur mumcu, harun karadeniz, abdi ipekçi, nesimi çimen, hrant dink, ibrahim kaypakkaya, musa anter, metin altıok hatırladıklarım.

    cezmi ersöz, can baba'nın böyle bir vasiyeti olduğunu hatırlamış, fikri belediye başkanı tunç soyer'e açmış ve tunç soyer de bu fikri severek kabullenmiş. burada tunç soyer'e ek bir not düşmek şart: bir chp'li olmayarak ve ahmet piriştina'yı da katarak söylüyorum ki sırf seferihisar'ın değil, izmir'in başına gelmiş en iyi yöneticidir.
  • cittaslow bünyesinde yer alan tek ilçemiz. özdere'min sakin komşusu. ama bu sakinliği bozmak isteyen kan emici şerefsizler var sanırım. geceleri ortalıkta dolaşıyorlar, anlaşmalar yapıp görüşmeler bağlıyorlar. bakanlıklara adamlar yollayıp para yediriyorlar. hedefleri seferihisar'da orkinos çiftliği açıp kasalarını hınca hınc doldurmak ve dolayısıyla cittaslow manifestosunda yer alan kaidelere uygunluğu azaltmak. sonra ne mi oluyor? seferihisar'daki o güzelim yerli halk ve kendini seferihisarlı hisseden herkes doğallığıyla ve sakinliğiyle nam salmış şehirden kopartılıyor. boşalan yerlere mafyayı boca ediyorlar. sonrasını biliyorsunuz zaten. eğer birgün olur da o yerli halkın mallarını sergiledikleri pazarı da kaldırıp hormonsuz meyveler-sebzeler yememizi de engellerseniz allahınızdan bulursunuz inşallah. yanınıza bırakırsak adam değiliz.
  • bu kente gelirken şu tabelayı göreceksin, sakın şaşırma !

    " yavaşlayın, seferihisar'dasınız. "

    (bkz: citta slow)

    (bkz: http://www.seferihisar.bel.tr/…icle&id=823&catid=55)
  • yazın buz gibi denizine girmeyi özlediğim yer. antalya'nın çorba gibi denizine girdikten sonra değeri daha bir anlaşılıyor, nerde çivi gibi çıktığın deniz nerde antalya'nın çorbadan hallice denizi. denize serinlemek için girilir, biz burda ısınmak için giriyoruz.