1. 'sehirler arasi otobuslerde vazgectim cocuk olmaktan' diyen bir insana raslamak ve bu insanın babasının otlu peynir kokması...
  2. eskisehir istanbul seferi esnasında arka koltuktaki karı kocanın bir güzel lahmacunları çıkartmış olması ve daha da kötüsü kadının adama sogansız gitmiyo bu sogan kır azıcık deyip butun yolculugu o igrenç kokudan dolayı gözlerime kadar kapadıgım atkımla sürdürmeme sebep olan olay..
  3. güzergah: istanbul-antalya
    yıl : 2007

    intylerwetrust ve (kod adı) m istanbul'dan antalya'ya tatile gitmektedir. son anda karar verildiği için otobüslerde yer bulmakta çok güçlük çekilir. en sonunda bir firmadan en arka koltuklarda yer bulunur. sol ön çapraz* koltukta 24-25 yaşlarında bir bayan küçük bebeğiyle yolculuk yapmaktadır. m bebeği çok sevmiştir ve annesinden izin alarak onunla oynamaya başlar. m bebeği güldürmüştür ve artık her türk insanının ruhunda olan bebeği havaya fırlatıp tutma faslına gelmiştir. bir iki denemeden sonra bebeğin ne kadar mutlu olduğunu görünce o gazla artık nasıl fırlattıysa kafasını otobüsün tavanına vurur. bebek hemen ağlamaya başlar. bozuntuya verilmez. annesine defolu olarak iade edilir ve "allah allah nooldu ki acaba ne güzel gülüyordu" şaşkınlığı içersinde bebeğin yarım saatten fazla bir süre ağlaması izlenir.
  4. ön koltukta oturan, amca, teyze, abi, kardeş'in * çay-kahve ikramı sırasında sanki otobüse o an gökyüzünden düşmüş de servis yapan muavini görmemişçesine koltuğunu yatırması ve sizi bir güzel haşlaması.
  5. yakın bir zamanda yaşadığım bir olay. önümdeki adam kustu. yanında oturan adam hemen kaçtı. kendisi oturup bir benzin istasyonunda durmayı ve üzerini değiştirmeyi bekledi. neyse 20-30 dakika kadar yol aldıktan sonra bir benzin istasyonunda durduk. adam bagajını aldı, üzerini değiştirdi. döndükten sonra, yanındaki adamla birlikte arkalarda başka bir yere oturmaya gittiler.

    15-20 dakika sonra uyanık* bir adam çıktı geldi ve kusmuklu cam kenarı koltuğu kaptı. hazine bulmuşçasına sevindiğini tahmin ettiğim eleman huzurla uykuya daldı. kimse de gelip uyandırmadı.
  6. güzergah: istanbul - dikili

    gece vakti, içinde tatile gitmenin sevinciyle otobüse binilir. koltuk numarası 6'dır. yani şoförün arkasının arkası, ikinci sıra. yanımda, cam kenarında baby face diye tabir ettiğimiz arkadaşlardan biri oturmaktadır. bebemiz gayet yakışıklıdır, lepiska gibi saçları vardır. hemen ön sıramızda da (yani şoförün hemen arkasında) tek başına bir hanım kızımız oturmaktadır. bu hanım kızımızı 100 metreden bile gören dikkatli biri "aa cadde kızı" diyebilir. derken yolculuk başlar. hanım kızımız koltuğunu geriye yatırmak ister ve tam arkasındaki (benim yanımdaki) bebetoya "yaa pardoaan rahatsız olur musuuaan?" diye sorar. bebeto da tüm centilmenliğiyle "yoo hayır istediğin kadar yatırabilirsin ehele mehele" diyerek aslında ilerleyen saatler için bize bir sinyal çakmıştır bile. derken feribota gelinir. kızımız tek parçadan oluşan, kısa elbisesiyle otobüsten iner ve feribotta ceylan gibi sekerek dolaşmaya başlar. uygun zamanın geldiğini gören atılgan bebeto hemen otobüsten iner ve ceylanın yanına sokulur. birkaç cümleden sonra kahkaha atacak kadar gülüp eğlenmeye başlarlar * . sonra feribot iskeleye yanaşır. atılgan ve ceylan tekrar otobüse binerler. bu arada ceylan penguen almıştır ve onu okumaya çalışır. atılgan da benim yanımdan öndeki iki koltuğun arasından başını uzatmak suretiyle penguene eşlik eder. sürekli konuşur, espri yapar... derken penguen'den gecenin seyrini değiştirecek çağrı cümlesi gelir "yanıma gelsene, böyle konuşamıyoruz!!!". eşlik durur mu hiç o da yapıştırmış cevabı (hay anuna koyim nasreddin hoca fıkrasına döndü iyice) ; "hııı tamam geliyorum". ve öne, kızın yanına geçer.

    derginin her sayfasına neredeyse kahkahalarla gülerler. derken yolcuların büyüük bir kısmı uyumaya başlar. ama ben uyumam. çünkü bilirim ki büyük bir ront beni bekliyordur (gülüşmeler).

    bu arada nasreddin ve cadde çok üşümüş olacaklar ki (temmuz ayında!!!) üzerlerine birşeyler örterler. sanırım kızın devasa çantasından çıkmıştır o örtü. bense tüm sinsiliğimle uyuma taklidi yapmaya devam ederim. çanta yavaşça kafasını erkeğinin omzuna koyar. o şekilde konuşmaya devam ederler. ama bu arada örtünün altında hareketlenme başlar. eller, kollar birbirine girer. veee nihayettt gecenin başlangıcından beri tıpkı bir yanardağ gibi, arzuyla, istekle, ihtirasla birbirini bekleyen dudaklar kavuşur.

    (zevk inlemeleri odanın dört bir yanını sarmıştı. oda buram buram erotizm kokuyordu. bu ahraz delikanlıda tahminimden daha da büyük bir alet vardı...(oha!) bu kısmın konumuzla alakası yok....)

    ama öyle böyle bir kavuşma değil. çıkan sesler "şapırt, şlaps, miiih, mmhmhmm, lıp lıp" şeklindedir. o anda fakrederim ki en ön sağ koltukta (benim yerime göre sağ) tek başına oturan bir hanım abla da uyumamış ve kendisini bu ronta kaptırmıştır. şoförün izlediğini söylememe bilmem gerek var mı? tek korkum kendini ronta fazla kaptırması ve kaza yapmamızdı. şükür olmadı bişey. çiftimiz arada sırada "ulan gören var mı acaba?" edasıyla şöyle bir doğrulur, hemen gözlerimi kaparım. uyuma numarasına yatarım.

    derken bir mola yerine geliriz. herkes iner. şoför en son inerken gözlerini belerterek " ne yiyiştiler beee" diyerek bana da selamını çakar. mola biter. otobüs kalkacaktır ama bebetoyla kız ortada görünmemektedir. birkaç dakika beklenir. yok. 2 defa anons yaptırılır. bi bakılır ki benzinlik tarafından koşarak, kikir kikir gülerek gelmektedirler. ön sağdaki ablayla göze göze geliriz; "yokk artıkk!!". mutlu, mesut ve bütün stresini atmış olan çiftimiz huşu içinde yerlerine geçerler. fısır fısır konuşmaya, kikirdemeye devam ederler. derken çocuk burhaniye'de iner. inmeden önce telefon numaraları alınır/verilir. kız da sarımsaklı'da iner. kızın inmesini bekleyen abla anında bana döner "böyle birşey ilk defa gördüm de. bir daha da görmem de . ne hale geldik vay anam vay da bik bik bik" diyerek dikili'ye kadar sürecek bir geyiğin başlangıcını yapar.

    kalbim bir serçenin kalbi gibi hızlı hızlı atıyordu. elleri bütün bedenimi sıkıca sarmıştı. çoktan ıslanmış olan kadınlığım...(öfff)...

    bu da böyle bi anımdır.
  7. yolculuk öncesi beyinde lokal anestezi etkisi yapan olaylar bütünüdür, yarandır.

    2002 * yılı bir cuma akşamı ankara'dan çankırı ya gitmek için hareket saati en erken olan firmadan biletimi alıp peronda beklemeye başladım. kalkış saatine son 10 dakika varken otobüse orta kapıdan giriş yapıp, koltuk numaralarını takip ederek arka tarafa doğru, dar kolidorda ilerledim. 33 nolu koltuğa geldiğimde pencere yanının dolu olduğunu görmemle birlikte, özellikle pencere yanını istemiş olmamın verdiği cesaret ile;

    -pardon sanırım 33 numara pencere yanı.
    +evet pencere yanı. 34 koridor ....
    -ama benim pencere yanına oturmam lazım, yoksa rahat edemiyorum. (akşam akşam çattık yaaa)
    +inanın bende kalkmak isterdim ama bu yol uykusuz bitmez....
    -bakın biletimde 33 numara yazıyor kalkmanız gerek, özellikle pencere kenarı istedim. (iki saatlik yol gidecez adamı yerimden kaldırmak için düşütüğüm duruma bak)
    +nasıl olur benim biletimde de 33 yazıyor.
    -iki kişiye de aynı numaralı koltuğu satmışlar, nasıl bir anlayış var bunlarda ya.. bıdı... bıdı...
    +evettt haklısın arkadaşım.. bıdı.. bıdııı

    .........(muavin çağırılır)

    -muavin bey bakarmısın kardeşim, ikimize de aynı koltuğu vermişsin, al bak bilete... (bilet muavine verilir)
    muavin: abii ne koltuğu ne bileti, çankırı otobüsü yan tarafta birazdan kalkacak biz kastamonu arabasıyız sen yanlış otobüse binmişsin....

    varya kanımın yavaş yavaş kulaklarıma kadar çıkışını hissedebiliyordum, olabildiğince sıcak, olabildiğince kırmızı. o an bir 10 sene aşti sınırından içeri girmemeyi bile düşünmüştüm.

şehirlerarası otobüslerde yaşanan dumur olaylar hakkında bilgi verin