şükela:  tümü | bugün
  • yalnız ba$ına ve gece yolculuğu yaparken vuku bulduğunda feci yıkıcı olan durum. ağlamanın genel yıkıcılığının dı$ında bunu tanımadığınız insanlardan olu$an bir topluluk önünde ya$amak zorunda kalmak, kaçıp saklanamamak, ağlarken bir de üstünde "vahvahvah" bakı$larını hissetmek sıkıntıyı 10 kat arttıran bir durumdur.

    genellikle ağlayan için cehennemi bir eziyet olsa da dı$ardan bakanlar için de gayet zor bir andır. zira insan nasıl davranacağını bilemez.

    bazı denyo insancıklar saçlarıyla saklanıp ağlayan bir hanım yolcuyu dürterek "$$$ lan telefonla konu$mak yassah lan otobosda" demesine ve kızın kafasını kaldırıp ıslak/$i$mi$/kırmızı gözlerle adama sadece bakmasına $ahit olarak söyleyebilirim ki bunu yapan insanlara en güzel yardım onları tamamen yalnız bırakmaktır.

    (bkz: hüzün)
    (bkz: yalnızlık)
  • insanın, çevresinde milyonlarca insan olmasına rağmen ne kadar yalnız olduğunu farketmesinin doğal bir sonucudur. otobüsün iç ışıkları kapalı olur geceleri, yolcuların da çoğu uyukluyordur. sessiz sessiz akar göz yaşları. topluluğun oluşturduğu baskıdan mıdır bilmem, hıçkırıklar, bağırışlar hiç olmaz; gözlerden süzülen yaşlar, akıldan geçen şiirsel düşünceler vardır sadece; hüzün vardır. umutsuzluk vardır geleceğe dair. kimsesizliğine acımak vardır, yalnızlığına üzülmek...
  • otobüse gülümseyerek binersin. aşağıda gülümseyerek sana bakan insanlara alnını cama yaslayıp öylece bakarsın, çok neşelidir çünkü vedalar değil mi, hep abuk subuk espiriler yapılır aradaki cama rağmen. motor çalışınca, eller kulağa gider aşağıdaki insanlarda "gidince ara" diye kıpraşır dudaklar, kafanı sallarsın. yanına biri oturur üzerine abanır o da el sallar aşağıdakilere, hatta bir de onun yerini kapmışın gibi bakış da atar. hareket eder otobüs. aşağıdakilere bi kez daha bakarsın gözlerin dolar, sanki üşürsem diye aldığın şeyi yere düşürmüş gibi yapıp eğilirsin görmesinler diye. otobüs otogardan çıkar ve işte yaşlar için start verildi. kafanı cama yaslarsın şimdi, hatta yaslamak ne kelime gömersin, yanındaki kadın görmesin de iki saat bakmasın diye. ama o bakar. hatta bazısı dürter nereye diye. gittiğiniz yere giden dandik otobüsler halk otobüsü kıvamındaysa hele otuz kişi sorar ee nereye diye. uyuyor taklidi yapsan hıçkırıklarını gizleyemezsin hem burnun da akar. bu sefer başlar kadın nooldu, nereye, kim üzdü seni, onlar kim vs. ama benim en dehşete kapıldığım "muavini çağırayım ister misin?" soruruydu benim.kestik.
  • ayrılıkları taşıyan otobüslerde hüzünlenirim,
    hep terminalde kalacak sanırım sevgilim,
    bir yandan gelmesin isterim
    bir yandan son bir kez göreyim derim
    ama en kötüsü
    otobüsün her geçtiği sehirde duyulan
    iç çekişlerim

    risk
  • (bkz: #4990613)
  • evini terketmektir bazen. tanımadığın ve hiç tanımak dahi istemediğin bir başka şehre gitmektir. ardında kalanlar gelir aklına asfaltın akan taşlarıyla. her taş bir anı oluverir ve hızla geride kalır. sen gidersin şehir kalır, sen olduğu gibi kalır zannedersin ama seninle beraber arkanda kalanlar da yaşar, zaman onlar için de akar, değişir, değiştirir. her gidişte yaslayıp kafanı otobüsün camına, eski gidişlerinden kalan değişikliklere ve bu gidişinin değişimine ağlarsın.
  • kisa bir sure sonra yasayacagim durum
  • hayatini yolculuklarda ve koltuklar uzerinde geciren dahasinda tum dusuncelerini yolculuklara yayan birininin dusundugu ve hislendigi tek yer olan sehirlerarasi otobuslerde kacinilmasi imkansiz durumdur.
  • a sehrinden b sehrine giderken, a sehrinde birakilanlarin, b sehrinde olmayacaklarinin idrak etmemiz uzerine, saatte 100 km hizla giderken, selpakla sumuk kismini, parmak uclariyla da hizlica akan yaslari silerek, bir yandan camdaki aksimize, diger yandan yol isiklarina ayni anda bakabilmektir efendim. icin cin aglama kismi edebi anlatima girer.

    ulkelerarasi ucakta, ki her koltuga bir pencere dusmeyen ucakta kafayi dayayarak, salya sumuk konumuna gecebilmek oldukca zor bi olaydir, ve sehirlerarasi ozel arabada da cama basini dayayip aglama eylemini degisik donemlerde gerceklestirmis bir insan olarak diyebilirim ki en zor ve aciklisi bahsi gecen sehirlerarasi otobus yolculugunda aglamaktir.

    en duz mantikla, sehirlerarasi yolculuk, hediye olarak bize sekiz saat ayni mekanda sabit kalmayi getirir. hayir iki hava alayim, acilirim falan gibi bir olay ancak feribot vb bir guzellige ulasildiginda karsimiza cikabilecek bir luks iken, o luks de meraklanmis muavin ve soforun sorulariyla muattap kalinacak kabir azabindan hallice bir durum oldugundan, aglama ve acilma birbirini kovalayan iki eylem olmaz.

    diger yandan toplu tasima, her daim sosyallesebilen turk halkinin gozunde cok rahat toplu kaynasma, bir butun olma gibi yan etkiler yaratabilir. ornegin ben feribot arac park mafyasindan tokat yedigi icin muavine arka cikan ve "hepimiz veririz dilekce, gerekirse de uc bes saat bekleriz, ne olacak" diyen ulusoy yolcularinin dayanismasi konusunda da gozyaslarimi tutamamistim, ki kendileri en son dayanisacak otobus yolcusu portfoyunu olustururlar, kismet tam da kafamin camda, selpagimin islak oldugu bir doneme denk gelmisti kendisi. e bu toplu kaynasma ortaminda da aglayan bireyi teselli icin her turlu toplu sebeklige kayilabilir, dikkat etmeli.

    neymis efendim, otobuste icin icin aglamak gibi bir dusunce, daha dusunce asamasinda yanlismis, toplu tasimda bireysellik olmazmis.