şükela:  tümü | bugün
  • sevda ferdağ ve yıldırım önal ın başrolunde oynadığı eski bir türk filmi
  • yıldırım önal, veznedarlık yapmaktadır. namuslu ve dürüst bir insandır. bir karısı ve iki çocuğu vardır. iş arkadaşları gibi düzensiz biri değildir. az kazanmakadır fakat mutlu bir yuvası vardır.

    bir gün şirketin parasını antalya'ya götürmesi gerekir. vapurla yolculuk edecektir. vapurda kendi odasına bir gün bir kadın girer. kadınla aynı odayı paylaşmak zorunda kalırlar. kadın, adamı 1-2 gün içinde kendine çekmeye çalışır. bin bir türlü yalanlar söyler ve para çantasını çalar, olaylar gelişir.

    türk sineması'nın en kaliteli filmlerinden. 1970'li yıllarda çevrilmiştir. konusu çok karışık olmasına rağmen, anlaşılamaz değildir.
  • 1940 yapımı muhsin ertuğrul filmi. senaryosu nazım hikmet 'e aittir. gösterildiği dönemde yaptığı gişe ile başrol oyuncuları cahide sonku ve ferdi tayfur' un ününe ün katmıştır.
    ilk türk yapımı filmlerden*olan pençenin işlediği evli kadının eşini aldatması gibi devrin namus anlayışına epey ters düşen konuların sinemaya aktarılmasına o dönem şiddetle karşı çıkan muhsin ertuğrul aradan yıllar geçince bu sefer kendisi bu konuları sinemaya taşımıştır. önce hafif komedilerle* bu konuya el atan muhsin ertuğrul kıskanç ve şehvet kurbanında aldatmanın cezasını da kendi eliyle vermiştir...
  • kendisinden 10 yıl önce almanya'da çevrilen der blaue engel adlı filmden esinlenen ve erotizmi bir kadın oyuncu ile sunarak türk sinemasına taşıyan ilk filmdir.
  • imdb ve baska kaynaklara gore senaryosu 1927'de abd'de yapilmis olup ta turkiye'de yine sehvet kurbani ismiyle gosterilen the way of all flesh isimli sessiz filmden alinmis. ilginc ki the way of all flesh'in bu 1927 yapimi ile 1930'da almanya'da hem almanca hem de ingilizce olarak cekilen der blaue engel'de basrolde oynayan kisi ayni; emil jannings, ve iki filmin konularinda benzerlikler cok. emil jannings the way of all flesh ve the last command filmleri ile 1928'de en iyi oyuncu oskar'ini almis fakat the way of all flesh'in bu yapimi kayip, bilinen hic bir kopyasi yok. the way of all flesh 1940'da abd'de bir kez daha cekilmis. imdb'ye gore muhsin ertugrul'un 1940'ta cektigi sehvet kurbani'nin disinda 1953'te muharrem gurses'in cektigi ihtiras kurbanlari filminin de senaryosu the way of all flesh'ten alinma.
  • türkiye'deki en karizmatik sese sahip olan rahmetli yıldırım önal'ın başrolde oynadığı film. demin izledim ve bayağı yeşilçam filmi olmasına rağmen hönküre hönküre ağladım.
  • beni ağlatan ilk türk filmi. selvi boylum al yazmalım'ı izlerken bile bu kadar ağlamamıştım.

    nur içinde yat yıldırım önal.
  • 1940 yapımı güzel film... sol panelde gördüm vay be dedim üniversitede derste izlemiştim ilk. ulan sinema hayatımı yedin <3
  • 1940 yapımı film, elbete muhsin ertuğrul'un. kimin olacak? zaten o yıl bir de faruk kenç film yapmış hepi topu. şimdi muhsin ertuğrul'un tiyatroculuğu herzaman ön planda tutması ve bomboş sinema tarlasında onlarca yıl canının istediği gibi at koşturması kendi hanesine kusur olarak yazılamaz. daha iyisi, daha beceriklisi çıksaydı da o yapsaydı. adamın günahı ne? olsa olsa kurduğu bağlantılarla kimsenin sivrilmesine müsaade etmemesi gösterilebilir. tiyatroya kayıtlı oyunculara, başkalarının işlerinde çalışmaları için izin vermez falan filan. çok da önemli değil. zaten fakirlikten kırılan bir ülkenin yokluk içinde yeşermeye çalışan sinemasından çok da bir şey beklememek lazım. ammavelakin bu muhsin ertuğrul değil midir rusyası, almanyası, fransası diyar diyar gezen, setlerde takılan, filmlerde çalışan ve hatta film yapıp eline yüzüne bulaştıran. insan hiç mi bir şey öğrenmez? çuvalla film gelip oynuyordu istanbul'da, biri bile mi dikkatini çekmedi acaba? yaklaşık 91 dakikalık filmin ilk 9 dakikası o kadar boş ki fenalık geçirtiyor insana. veznedarın mutlu mesut batı kültürünü yalamış yutmuş aile portresini çizmesi ve olaya girmesi derken 15 dakika geçiyor.

    senaryo nazım hikmet'in. filmin adının şehvet kurbanı olması da ayrı dava. şehvet, adamı kurban, yani mağdur eden uzaydan gelme bir yaratık olduğu için, bir boklar yiyenin tarafına sıfır sorumluluk yüklenir. bu bakış, bugüne kadar devamedegelmiştir bu arada. sorumluluğun doğrudan sıçıp batırana değil de kavramlara ya da soyut varlıklara havale edilmesi bu toplumu en pişkin haliyle ayakta tutan gizli güçtür. kader kurbanından pay biçin.