şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı imparatorluğu zamanında yaşamış en ünlü hattat.
  • çağdaş türk resminin yedi ceddinden biri sayılır şeker ahmet paşa.. hatta, bu coğrafyanın ilk resim sergisini de açmış bir kişioğludur nitekim..

    elbet böyle şekerkamışı gibi bir adam değildir ahmet beyimiz; asıl adı yaver ahmet ali beydir özbeöz.. lakin ahmet bey, öyle kadirşinas, öyle tatlı dilli, öyle pamuk helva biçimli bir beşerdir ki, sultan abdülaziz zamanından beri bu lakapla anılır, tanınır olmuştur..
  • cemal süreya'nın "tabanca" isimli şiirinin son dörtlüğü

    tutalim yanilip ates ettiniz
    seker ahmet pasa'nin resimlerini
    eski hececilerin siirlerini bir de
    ben cok seviyorum siz de seviniz
  • asıl adı, ahmet ali'dir. 1841-1907 yılları arasında yaşamıştır. tıbbiye ve harbiye'de eğitim gördükten sonra paris'e mekteb-i osmani'ye gitmiş, orada gustave boulanger ve gerome'un öğrencisi olmuştur. aslında beceriksiz bir ressamdır fakat orman adlı tablosu başta john berger olmak üzere çok sayıda kişiyi kendine hayran bırakmıştır. zaten hayran olunası tarafı da resimlerindeki garipliktir zat-ı muhteremin.
    john berger orman tablosu hakkında şunları yazmıştır misal:
    "daha bakar bakmaz beni ilgilendirmeye ve aklımı kurcalamaya başladı bu resim. aslında bilmediğim bir ressamı tanımama yol açması değil, resmin kendisiydi bu ilginin kaynağı.resmin perspektifinde, oduncu ve katırıyla resmin sağ üst köşesindeki ormanın sınır çizgisi arasında var olan ilişkide kendini hissettiren oldukça belirgin ve ince bir özellik bu. sınır çizgisinin hem ormanın en uzak köşesi olduğunu, hem de uzaktaki ağacın (bir kayın ağacı belki) resimde bize en yakın görünen nesne olduğunu görüyorsunuz. aynı zamanda bizden uzaklaşan ve bize yaklaşan bir ağaç bu.bir kere, yüz-yüzelli metre uzakta olması gereken kayın ağacının gövdesinin adama göre büyüklüğü var. kayının yaprakları bize en yakın ağacın yapraklarıyla aynı büyüklükte. kayının gövdesine vuran ışık onu bize yaklaştırıyor. oysa koyu renkli öbür iki ağaç öteye doğru yaslanıyormuş görünümünde. hepsinden önemlisi-çünkü her inandırıcı resim kendine göre bir mekan düzeni yaratır-köprünün beri yanından başlayıp ormanın ucuna doğru uzanan fundalığın sınırını belirleyen o garip diyagonal çizgi var. bu çizgi, bu kenar hem resme üçüncü boyutu veren mekanla örtüşüyor, hem de resmin yüzeyinde kalıyor. böylece bir mekan belirsizliği yaratıyor… bu saydığım şeylerin her biri, akademik açıdan yanlıştır… bu türden tutarsızlıklar bir sanat eserinde genellikle etkileyici bir özellik sayılmaz. hele bilinçsizce yapılmışsa. şeker ahmet paşa’nın resmindeki öbür öğeler ise, kendisinin olağanüstü uyanık bir ressam olduğu izlenimini vermekle birlikte, paris’te büyük bir çabayla öğrendiği görsel dille bilinçli bir hesaplaşmaya girişebileceği duygusunu uyandırmıyor."
    not: bu alıntı, john berger, “şeker ahmet paşa ve orman”,çev. cevat çapan, p dünya sanatı dergisi, s.34, yaz 2004, s.124-127'den tümüyle değil, bazı bölümleri seçilerek alınmıştır.
  • türkiye'ye resimde ekspresyonizm'i getiren, aynı zamanda kadın ressamların katıldığı ilk sergiyi düzenleyen ressamdır. "karaca" adlı tablosunu yapabilmek için bir karacayı yakalattırıp atölyesine getirtmiştir.
  • başımı yakmış olan ressam olur kendileri. iyi etmiş güzel etmiş, sergiler açmış, koleksiyon oluşturmuş, hoş koleksiyona dahil ettiği saçma sapan isimler de mevcuttur, naifliğiyle yurt içi ve yurtdışında birçok yazarın, düşünürün dikkatini çekmiştir fakat yine de başımı yakmıştır.
  • (bkz: şeker ahmet)
  • osmanlı sarayına ilk resim koleksiyonunu kazandıran bu yüzden de padişah yaverliğine atanmış özel şahsiyettir kendileri. gerome'un da öğrenci olmuştur
  • hayatı hakkındaki yegane kaynağın osmanlı ressamlar cemiyeti gazetesinin 3 no'lusundaki şerif abdülkadirzâde hüseyin haşim tarafından yazılmış olan “ressam şeker ahmed ali paşa” adlı makalesi olan ve tüm kitaplarda aşağı yukarı bu bilgilerle anılan ressam. yazı şöyle:

    insan vatanını sever. vatanını sevdiği için vatanının yetiştirdiği azama da muhabbet eder. vatanına her ne suretle olursa olsun hizmeti sebk eden zevata karşı kalbinde büyük bir incizâb his eyler. kıymetli vatanda perverşiyâb kemâl olan o kıymetli vücutları daima lisan-ı ihticam ile yâd etmek ister. o zevat-ı mübeccelenin terâci-î ahvaline ıttılâ peydâ etmekle, tağkib eyledikleri mesâlik hakkında tedkikât icrâ ederek istifâzâ eylemekle zevk-yâb olur.

    gazetemiz, sanayi-i nefiseden bahs olduğu cihetle biz yalnız şu cihetden temeyyüz eden ibdağ nefaisedeki maharet icâzkâranelerinden vatanı müstefiz eyleyen ekâbir-i tezkâr etmek arzuyi deniyyesinde bulunuyoruz. hafızhane-î ademe çekilen enleyi erbabı nefasetin teracim-i ahvalini mümkün olduğu kadar bit-tahkik kayd ile vecibe-i kıymetşinasiyi ifa etmek emalinde bulunduğumuz gibi vücutları elyevm medar-ı iftihar olan zavat-ıbmütemeyyizenin measûr üstadanelerini de zikr ile kalben istilzâz etmek, kendilerine şu sureti tebcilat-ı mahsusa arz eylemek istiyoruz.

    nam-ı alisini makalemize unvan-ı mefharet ittihaz eylediğimiz ressam şeker ahmed paşa ki dest-i kudretin müşrik-i mehasiri denilecek müstesni bir tabiatla tezyin ederek şu surgan-ı şuhûda geitirdiği bir vücudu muhteremdir. fenni tasvirde haîz olduğu iktidar ile resmin halavet-i mahsusasine evlad-ı vatana izakaya muvaffak olmuş böyle bir sahib-i himmet bulunduğundan burhan-ı tanzim olmak üzere muşarûileyhin tercüme-i halinden bedh ile şirinkâm oluyoruz:

    ahmed paşa 1257 tarihinde üsküdar’da mürtesîm levh-i vücud olmuştur. pederi ali efendi namında bir zatdır.

    1262 tarihinde beş yaşında olduğu halde üsküdar’da mektebe başlamış ve dokuz sene tahsile devam eylemiştir. 1271’de bil imtihan mekteb-i tıbbiyeye dahil oldu. mektebin son senesine kadar intîka eylemiş ve her sene imtihan-i umumiyede (aliyyül alâ) sertifika ahz etmiştir.

    sanayi-i nefisenin resim kısmında fıtraten büyük bir istidada malik olduğu ibrâz eylediği asar ile tahakkuk eylediğinden tıbbiyeye duhulundan dört sene sonra on sekiz yaşında bulunduğu halde mekteb-i mezkûrun resim muallim muavinliğine tayin kılındı.
    fenni terasimde gösterdiği liyâkat-ı mümtaza cennet mekan sultan abdülazizhan hazretleri tarafından takdir buyurulduğundan şeref sudur olan irade-i seniye üzerine kemal-i tahsil için 1280 tarihinde paris’e izam olundu. 1286’da (gustave bulanje) nin atölyesine devam ederek bil imtihan paris sanayi nefise mektebine duhul ile ressam-ı şehir mösyö (jerum) a şakird oldu. öyle bir üstad-ı namurdan eylediği istifazanın semaratı olmak üzere 1869 sene miladiyesinde paris resim salonlarında ve 1870 senesinde paris de güşad olunan umumi sergide tabloları teşhir eyledi. sergideki resimleri şayan-ı takdir görüldüğünden ikmal-ı tahsil etmiş olduğuna kendisine şahadetname itağ olunduğu mükafatı olmak üzere üç ay müddetle roma’ya izam eyledi.

    1287 tarihinde istanbul’a avdet eylediğinde yüzbaşılık rütbesiyle mekteb-i tıbbiyeye muallim tayin buyuruldu. tarihî mezkûrde bayezid, zeyrek, kapudan ibrahim paşa mekâtib rüşdiyesinin resim muallimliklerini de ifa eyledi ve o senenin nihayetinde sultanahmed’deki sanayi mektebine muallim oldu. müşarülileyh şu muallimliklerde bulunduğu müddet zarfında evlad-ı vatanın resme olan muhabbetlerinin izyadını mucîb olacak teşvikâdı icrâdan hali kalmadığı gibi memleketimiz halkının nazar-ı dikkatlerini celb edecek ve şu sanat-ı nefisenin temîn eylediği menafi-î maneviye ve maddiyeye binaen avrupa’da mazhar olduğu terakkiden vatanımızı haberdar eyleyecek asar-ı bergûzîdenin vücudpezir olmasına da son derecede bezl-i mesaî eyledi.

    ahmed paşa tabiat-ı letafet-i mahsusasıyla sath üzerine nakilde tekellüf şaibesinden bil-külliye intizah etmiş olmak maksad-ı mühim râsihanesiyle –alel ekser- müteferriyâtı sûret mahsuda ifaeden istinkâf eylemiş ve emr-i taşirde haiz olduğu iktidar fevkaladeye binâen mehasin-i tabiiyyeyi resimde vücudu fennen elzem olan dekâik-i tablolarına hürriyet-i kamile-i üstadane ile vaz ederek tanzir etmiştir.

    müşarrülleyhin asar-ı mahareti olan resimleri temaşa edip de müncez olmamak kudret-i ilahiyyenin o elvah-ı bedianın musavvirine ihsan buyurduğu hüsn-ü tabiat hakkında hayrette kalmamak mümkün değildir.

    ahmed ali paşa 1288 tarihinde mekteb-i sanayide bir resim sergisi tesis etti ki bu sergi istanbul’da vücuda getirilen resim sergilerinin birincisidir. müşarrülleyh asar-ı latifesini bu sergide teşhir ederek osmanlıların nasılsa rağbet etmedikleri fenni müstahien tasvir hakkında celb-i enzara ve şu suretle memleketimize resim muhabbetini isâra himmet eyledi.
    1289 tarihinde sultan mahmud türbesi kurbunda vâki darül fünunda yine bir resim sergisi güşâd etti. bu sergiler için bir tarafı türkçe, diğer tarafı fransızca olarak tab ettirilmiş olan zarif biletlerden el-yevm mevcut olan birkaç kıt’ası manzurumuz olmuştur. ahmed ali paşa’nın şu hidemat terakki perveranesi mazhar-ı takdir olduğundan tarih-i mezkûrde rütbesi kolağalığına terfi buyuruldu.

    müşarrülleyh yine o sene kolağası rütbesinde bulunduğu halde firdevs aşiyân sultan abdülazizhan hazretlerine yaver olmak şerefini ihruz eyledi.

    sultan-ı müşarrülleyhin meftur olduğu meyl-i meâli iktizası sanayi-i nefiseye muhabbet-i mahsusası vardı. yaverliğinde bulunan merhum ahmed paşa da icrayı teşvikat eylediğinden avrupa mührei esbab-ı tasviri tarafından vücuda getirilip idrakat-ı ruiyye-i osmaniye tevafuk eden birtakım kıymetdâr tabloları saray-ı hümayunlar için mübayası hakkında irade-i şahanenin hükmünü infazen üstadı bulunan mösyö geromla muhabere etmeye başladı. arzuya muvafık olduğu anlaşılan tabloları mevcut ressamların eserlerini satmakla iştihar etmiş olan ve elyevm paris’te mağazası bulunan mösyö (gopil) vasıtasıyla mübayaa olundu. şeker ahmed paşa yed ile mahal-i münasibeye talik edildi. bugün saray-ı hümayunlarda da mevcut olan ve mütehayyiz üstadların eserleri olmak cihediyle ressamlar aleminde hakikaten büyük büyük kıymetleri haiz bulunan tablolar işte o zaman iştirâ etmiş olan nefaistir.

    şu resimlerin mübayaası 1870 sene-i milâdiyesinden 1875 senesine kadar devam eyledi. ahmed ali paşa ile mösyö jerom arasında bu hususa dair cereyan etmiş olan muhaberatı havi evrak müşarrülleyhin ahmed paşa’nın mahdumu izzet bey efendi’nin nezdinde mahfuzedir.

    paşa-i merhum yaver olduktan sonra dapr-ı natür peyzaj tersimine vakti müsait olmadığından mercandaki konağında el-ân mevcud olan atölyesinde fırsat buldukça dapre natür cesim meyva tabloları tersimine başlamış ve böylelikle pek çok asar-ı nefise vücuda getirmeye muvaffak olmuştur.

    ahmed paşa, konağındaki resim salonuna ziynet veren bu tabloları da birkaç sene evvel sanayi-i nefise meftunlarına temaşâ ettirmiş idi.

    atölyesine muttasıl olup şark usulünde yaptırılmış tarz-ı tefrişinde teyin edilmiş bulunan bu salonda memleketimizi ziyarete gelmiş olan muteberân-ı ecanibin hatta hükümdarın hat’tı destleriyle muharrer fotoğrafları mevcuttur.

    ahmed ali paşa 1291’de binbaşı, 1294’te kaymakam, 1296’da miralay, 1300’de mirliva, 1306’da da ferik olmuştur. 1312 tarihinde misâfirin-i ecnebiye teşrifatçılığına tayin kılınmışdır.

    merhumda murassa-ı osmani, birinci mecidi nişanları altın ve gümüş imtiyaz, altın liyakat, sanayi, tahlisiye, yunan muharebe madalyaları vardı. yirmi sekiz kıta ecnebi nişanını hamil idi. bunların dördü murassadır. otuz beşi birinci rütbeden, diğerleri de rüteb-i muhtelife’dendir.

    şeker ahmed paşa hakikaten bir halavet-i ikbal ile imrar-ı hayat ediyorken 1322 senesi mayısının beşinci günü nûş-ı talhabe-i merg ile merrü’l mezak hazreti- halit (radiyallahü anh) türbe-i mınifesi civarında medfundur. (rahmetullah aleyh)

    paşa-ı merhum, nihayet derecede suhan olduğundan yaveran sırasına geçtikten sonra letafet-i kelamına hayran olan rüfeka kendini (şeker ahmed) diye yad etmeye başlamışlar. ahmed paşa bir müddet veliaht-ı saltanat-ı seniye devketlü necabetlü yusuf izzeddin efendi hazretlerinin maiyet-i fehimanelerinde bulunmuş olduğundan müşarrülleyh de paşanın bu lakabını biliyormuş.

    sultan abdülaziz han hazretleri bir gün (yaver ahmedi çağırın) diye emir buyurmuş. emri taliki eyleyen tereddüt izhar etmiş ve o sırada huzuru şahanede bulunmakta olan şehzade yusuf izzeddin efendi hazretleri ile mütevecci olmuş. müşarrülleyh gayri ihtiyari olarak (şeker ahmedi) demesi üzerine hakan-ı merhum kahkaha ile gülmüş ve o zamandan sonra ahmed paşa şekerlikle iştihar eylemiş.

    müşarrülleyh ahmed paşa’yı ziyaret etmek ve asar-ı aliyesini temaşa etmek üzere 8-10 sene evvel mercan’daki konağına gitmiş idik. paşa hakikaten şeker, fırçası şekerin şekeri. salondaki resimlere dair izahat ita ediyorken merhumun lisanından sudur eyleyen cümlelerdeki halavete nazır olacak bir suretle tablolardan nigahı iştikahın itaf eden letafet bize şekkeristan eylemiş ve müşarrülleyh içimizden şeker şekerliğini senden almış diyeceğimiz gelmiş idi.

    mekteblerde resim muallimliği etmek, sergiler güşad eylemek suretiyle vatanımıza ciddi hizmetlerde bulunmuş olan ahmed paşa’nın hamdi bey efendi merhumun eser-i himmeti bulunan sanayi-i nefise mektebi’ne tesisindeki gayreti sebk eylemiştir.

    binaenaleyh memleketimizde bulunan bütün sanayi nefise erbabı şeker ahmed ali paşa nam-ı belindine karşı daima minnettardır.
  • hasan cemal'in şeker ağabeylerinden biri olduğundan da şüphe duyduğum zat-ı muhterem. paşa olduğuna göre ilhan selçuk ile yakın olmalı.