şükela:  tümü | bugün
  • genellikle psikolojik olarak görünen ancak araştırmalara göre fiziksel bağımlılık da yaptığı ispatlanan şekere karşı oluşan bağımlılıktır. fareler üzerinde yapılan araştırmalara göre farelerin günlük şeker dozuna alıştıktan sonra günlük şeker dozu kesildiğinde yoksunluk krizi ile karşılaştığı belirtilmektedir. * ancak bazı bilimadamları şeker bağımlılığı yerine şekere-bağlı deyimini tercih ediyorlarmış. (sugar addiction yerine sugar-dependent. )

    şeker derken tatlılar, salata sosları, barbekü sosları da işin içine giriyormuş. işlenmiş gıda ve alkol de şeker bağımlılığı ile ilgili gıdalarmış. işlenmemiş şeker tavsiye edilirken mümkünse bal kullanılması ve günlük şeker ihtiyacının meyvalardan alınması yolunda tavsiyeler bulunmaktadır.

    http://nutrition.suite101.com/….cfm/sugar_addiction
    http://en.wikipedia.org/wiki/sugar_addiction
    http://www.obgyn.net/…ting_disorders-20020724-2.asp
  • genelde pek çok insanın gözardı ettiği bir bağımlılık türüdür. yeme bozukluklarıyla beraber olduğunda insanın hayat kalitesini ciddi anlamda düşürür. ben ki alkol ve sigara kullanmam, sağlıklı olacağım yerde bu bağımlılığım yüzünden sağlıksızım. kötü... "acı" bir gerçek şeker bağımlılığı.
  • yakamı zor kurtardığım illet. hastalıkmış gibi görülmemesi ve insanlara komik gelen şeker faktöründen dolayı ciddiye alınmaması da cabası. psikolojik destek alınması ya da bir sevgili bulunması çözümünde yardımcı olabilir. hayatımdaki tek bağımlılığımdı ki bağımlılık yapıcı her tür maddeden uzak durma tutumumda çok haklıymışım. daha ağır bağımlılıklarla uğraşanlara peygamber sabrı diliyorum.
  • şeker beyindeki nöronların talebi doğrultusunda tükettiğimiz bir şeymiş.
  • kuzende birebir gördüğüm bağımlılık. en kötü ihtimalle fıstıklı şerbet kaynatıp içer kendisi bir de şekerini düzenlesin diye glifor.
  • şeker bağımlılığına nelerin sebep olduğunu, bağımlılığın sonucunda neler olabileceğini ve bu bağımlılıktan kurtulmanın yollarını anlatan harika bir makale ile baş başa bırakıyorum sizi efendim.
  • kitlesel olarak düşünüldüğünde bonzail vb'lerinden çok ama çok daha büyük bir dert olan bağımlılıktır. çocuklarda bile var lan.
  • geçen yaz bi festivalde şahit olduğum bağımlılık. bi çocuk herkese ''abi pardon şekeriniz varsa bi tane alabilir miyim acil lazım'' diyerek geziyordu. kötü bişey nitekim kullanmayın, kullandırmayın
  • halkın bilinçsizliğinin tavan yaptığı konudur.

    başlangıç uyarısı: bu entry baya bi uzun olacak dostum.
    başlangıç uyarısı 2: yazıyı tüm terimlerden arındırıp olabildiğince basitleştirmeye çalıştım ki bilaloğlan bile anlasın. detaylı bilgi isteyen, bilimsel dayanak arayanlar için aşağıda kaynaklar ve hz.google hizmetinizde.

    hiç satın aldığınız ürünlerin arkasına baktınız mı? karbonhidrat xxx cal yazar. fakat şeker xx gram yazmaz. nadir birkaç ürün dışında üründe kaç gram şeker kullanıldığı bilgisi tüketiciyle paylaşılmaz...

    şeker bağımlılığı nedir?
    'çaya 3 şeker atmadan içemiyorum abi'? hayır. şeker bağımlılığını anlayabilmek için önce şekerin ne olduğunu bilmek gerekir. şeker bağımlılığına sebep olan 'free sugar' yahut 'added sugar' olarak tabir ettiğimiz 'şeker', monosakkarit ve disakkarit grubu içeren yiyeceklerdir. nelerdir bunlar? toz-küp-pudra şekeri ve bunların katıldığı marmelat, reçel, konposto türevleri, bal, meyve/ağaçtan elde edilen şuruplar -özellikle mısır şurubu en çok tüketileni- ve reçine, esmer şeker, malt şeker, maloz, meyveler.

    şeker neden zararlıdır? neden bazı şeker bazları zararlı değil de bazıları zararlı?
    monosakkarit ve disakkaritler tekil ve çiftli şeker bazlarıdır. oysa polisakkarit dediğimiz yapılar çoklu şeker bazlarının bir araya gelmesiyle oluşur ve kırılması için, çoklu bağ sayıları dolayısıyla, daha fazla enerji gerkemektedir. dolayısıyla monosakkarit ve disakkaritler direkt kana karışabilirken, polisakkaritlerin önce bir güzel sindirilmeye ihtiyacı vardır. aşırı özet geçersek, monosakkaritler vücuda girer girmez hiç vakit kaybetmeden karaciğere doğru ilerlerler. ne yazık ki bu geçiş süreci o kadar hızlı olur ki karaciğer bu kadar fazla şekerle baş edemez ve 'şimdi yatayım yarın sabah erken kalkar çalışırım' diyerek basar insülini. insülin, fazla şeker bazlarını yağ olarak depolar. fakat bu depolanan yağ öyle göt göbek yapından ziyade iç organlarınızın çevresini kaplamaya başlar ve iç yağlanma oluşur. siz 45 kilo bile olsanız karaciğerinizin yağlı olabilmesi bu nedenle olasıdır. iç yağlanması olan zayıf insanlara da gizli obez deniliyor ve tahmin edemeyeceğiniz yüzdelerle toplumlarda mevcutlar. bitti mi? bitmedi. şeker günümüzde kalp hastalıkları, diyabet-2, uyku bozuklukları, yüzdeleri değişmekle beraber bazı kanser türleri, damar hastalıkları ve alzheimer gibi pek çok hastalığın en önemli faktörlerinden biri. böyle söyleyince kulağa hiç de tatlı gelmiyor değil mi?

    yani şimdi bir portakal yemek ile bir portakal suyu içmek arasında ne fark var?
    sindirim. sen portakalı yerken, posalı lifli yapısı sayesinde karaciğere yavaş yavaş gönderilir. dolayısıyla karaciğer insüline abanıp yağlanma yoluna gitmez.

    peki şeker neden bu kadar öcü? tatlıyı keseriz olur biter! baklavasız da yaşayabilirim...
    hah. dananın kuyruğu işte bu noktada kopuyor sevgili okur. kafandaki 'şeker' algısını değiştirmen lazım, hepimizin sorunu bu. yukarıda çok cool isimler sıraladığım bir liste var, o ve onun daha fazlası, hepsi şeker. senin sabah sofrana koyduğun ekmeğin içinde de şeker var, tuzlu krakerin de, git bak bütün konserve yemeklerin içinde de var, 'form' mısır gevreklerinde hatta müslilerde, meyveli yoğurtlarda, 'form' ürünlerin tümünde, 'diyabetik' ürünlerin tümünde. zira form ürünler yağ azaltılarak yapılıyor, diyabetik ürünler de şeker bazı değiştirilerek yapılıyor; yani mısır şurubu koymuyorlar ama örneğin maltoz koyuyorlar. halbuki aynı şeyin laciverti. ha bir de son zamanlarda bu şeker modası, insülin direnci filan çok tutunca 'aspartam' gibi kimyasal yapay tatlandırıcılar ürettiler. bu yapay maddelerin de kanserle ilişkisi tartışma konusu, artık o kısım size kalmış. yaklaşık 200 gr şekerin tadını 1 gr aspartam verebiliyor örneğin. şahsen kimyasallara karşıyım. neyse devam edelim.

    şimdi arkadaşlar, gördüğünüz üzere marketten aldığınız, işlenmiş, paketlenmiş her şeyde şeker var. bi tek yumurtalarda yok galiba, onlar da antibiyotik basılmış tavuklardan çıktığı için apayrı bir entry konusu. neyse, haliyle senin 'tatlıyı kesmen', günlük şeker tüketiminin aslında o kadar ufak bir kısmı ki... 'bana verilerle gel malmazel' kısmına geçiyorum.bir günde bir erkeğin tüketmesi gereken toplam(yediği her şeyin içindeki toplam şeker bu, çayına attığından yediğin ekmeğine kadar) miktarı 37.7 gram, kadınlarda ise 25 gram olmalı. türkiye verilerine göre bu sayı 80(seksen) gram.

    gelelim şekerin 'bağımlılık' kısmına. ilginçtir ki şeker, kokain, kafein ve seratonin (spor,çikolata,seks) beynin aynı bölgesine etki eder(ventral tegmental area). bu bölge de sizin haz alma bölgeniz işte, fiziksel zevkler filan. olayın devasa bir kimyasal tepkimeler zinciri var, merak eden dopamin ve fosb keywordleri ile araştırabilir, ben direkt sadede geliyorum: beynin ödül sistemi. vta da tam olarak bu işte. nereye varıyoruz? bağımlılık.

    farkında bile değiliz. zira ne kadar şeker tükettiğimizin farkında değiliz. daha kötüsü, hala daha kalori/şeker gramaj hesabı yapmanın doğru olduğunu sanıyoruz olayın hormonal ve fiziksel detaylarını atlayarak.

    peki ne olacak? hazır tüketim gıdaların zararlarını son dönemde fazlasıyla duyar olduk. daha dün bir entry stt geçen tavukların fast foodlara satıldığından, reçel üretilen kazana bardak dolusu antibiyotik atıldığından bahsediyordu. sahi, biz neler tüketiyoruz?

    amerika ne yaptı?
    öncelikle ürünlere konulan şeker gramajının paketlere yazılması gerekliliğiyle ilgili yasal düzenlemeler yaptı. ürünlere şeker kotası getirdi. taze sebze-meyve pahalı olduğu için fast food servis eden amerikan okulları artık kendi yemek üretimlerini kendileri yapmak zorunda örneğin, bu büyük bir adım. michelle obama'nın başlattığı let's move kampanyası da başlarda şeker tüketimi sınırlandırılmasını desteklerken şimdilerde sadece 90lar sabah kuşağı aerobik seansına dönmüş maalesef, bunun sebeplerini de ufak bir araştırmayla şeker lobisinin diklenmesi olduğunu rahatça görebilirsiniz. özellikle amerikada 'low-calorie', 'fat-free' akımının başladığı dönemleri takriben üretim ve ekonomik gelişmeleri incelemeniz, süreci anlamanızda yardımcı olacaktır. ****

    ayrica (bkz: terazilerin efendisi)

    kaynakça
    1. joint who/fao expert consultation, 2003, "who technical report series 916 diet, nutrition, and the prevention of chronic diseases", geneva
    2. ebey soman, scienceray, regulation of glucose by ınsulin, may 4, 2009. retrieved november 1, 2009.
    3. kushner, robert (2007). treatment of the obese patient (contemporary endocrinology). totowa, nj: humana press. p. 158. ısbn 1-59745-400-1. retrieved april 5, 2009.
    4. phillipson, o. t. (1979). "afferent projections to the ventral tegmental area of tsai and interfascicular nucleus: a horseradish peroxidase study in the rat". the journal of comparative neurology 187 (1): 117–143. doi:10.1002/cne.901870108. pmıd 489776.
    5. trantham-davidson, h., neely, l. c., lavin, a., & seamans, j. k. (2004). mechanisms underlying differential d1 versus d2 dopamine receptor regulation of inhibition in prefrontal cortex. the journal of neuroscience, 24(47), 10652–10659.
    6. brain scan image. retrieved from http://www.thinwomanbrain.com/…food-addicts-big.jpg
    7. johnson rk, appel lj, brands m, howard bv, lefevre m, lustig rh, sacks f, steffen lm, wylie-rosett j; american heart association nutrition committee of the council on nutrition, physical activity, and metabolism and the council on epidemiology and prevention. retrieved from http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/19704096
    8. helgi library, sugar consumption per capita per countries data. retrieved from http://www.helgilibrary.com/…consumption-per-capita
    9. türkiye istatistik kurumu. retrieved from http://www.tuik.gov.tr/…haberbultenleri.do?id=16056
    10. european cardiovascular disease statistics. retrieved from http://www.escardio.org/…isease-statistics-2012.pdf