şükela:  tümü | bugün
  • kanadalı filozof charles taylor ın devasa kitabı. iş bankası yayınlarından çıktı.
    dost körpe çevirdi. benim gibi acınası bir felsefi derinliğe - sığılığa mı demeli - sahip bir adam da bunu okumaya çabalıyor. yüz sayfayı devirdim. ilginç bir kitap ama bilemiyorum, vurup kafayı uyumak veya gavur dizilerini izlemek daha iyi geliyor sanki.
    neyse.
    1000 küsür sayfa. insan ne yazar arkadaş.

    adam diyor ki, 1500 lü yıllarda tanrıya inanmak son derece doğal bir durumken, nasıl oldu da günümüzde inanmamak dahil birçok seçenek önümüze seriliverdi. bunun macerasını anlatıyor. üç tip sekülerleşme modeli koyuyor önce ve hangisinin daha açıklayıcı ipuçları sunduğunu inceliyor.

    bir zamanlar dünyanın 'sihirli bir yer olduğunu' söylüyor ki bu söylemi max weber den alıyor. taylor diyor ki, eskiden, ilk çağlardan modern zamanların başlarına kadar her şey insana dıştan geliyordu. cinler, periler, büyü dolu doğa, ağaçlar, cadılar, bizzat tarının kendisi dışarıdan insana gelen olgulardı. sihir her yerde idi. bu korku ve büyü dolu durumda inanmak ve sığınacak bir liman için güçlü bir koruyucuya ihtiyaç kaçınılmazdı.bu da tanrıydı elbette ve her şey onun gölgesinde oluşuyor her şey tanrıyı merkeze koyan bir konumunda meydana geliyordu . o günün ateistler bile naif bir ateizm içinde idiler.
    ancak günümüzde sihirli dünyadaki ruhlar, cadılar, büyücüler ve hatta tanrı, insanın artık dışında değil, zihinsel süreçlerinde varlık bulabiliyorlar. bu da aslında çok büyük bir kırılmadır, diyor yazar.

    seküler çağın başlangıcı ile birlikte taylor'un 'dışlayıcı hümanizm' dediği şey ortaya çıkıyor. peki bu noktaya nasıl gelindi. din savaşları, reform hareketleri gibi olaylar, yine yazarın ifadesi ile söylersek tanrıya naif şekilde inanma durumu yerini , tanrının kolayca tartışılır duruma gelmesine bıraktı.

    işte bu sihri insanlığın, daha doğrusu batılı insanın nasıl yitirdiğini sorguluyor. dünya artık sihrini kaybetmiş ve tanrı tahtında indirilmiştir. artık ne dün gibi tanrıya inanılmakta ne de ateistler bile naif tanrı inkarını sürdürmektedir, diye ekliyor. yüz sayfada bunlar var. belki devam ederiz.
  • charles taylor' ın 2007 templeton ödüllü kitabı. iş bankası kültür yayınlarına teşekkürler.

    yazar; tanrı'ya inanmamanın neredeyse imkansız olduğu 1500' lü yıllardan, inanmanın güç olduğu günümüze nasıl gelindiğini, tanrının sihrini kaybetmesinin sebeplerini açıklıyor. tanrı merkezcilikten, insan merkezciliğe doğru bir yolculuk...

    yazar; platon, faucault, derrida nietzche gibi öncülerin zihin dünyalarına eğilmiş, dostoyevski'nin isa ile gerçek arasında isa'dan yana tavır almasını sağlayan ortama dahi değinmiş. modernitenin sıkıntılarını mercek altına alıp, ölüm sonrası sorununa başlık açmış. savaşlar, komünizm, kapitalizm, ortadoğu vs. derken kitap 1033 sayfayı bulmuş doğal olarak.
  • kitaptaki perspektifin sekülerizmi daha çok antropolojik açıdan ele alan talal asad'ınkiyle karşılaştırılması
  • ben bi tane kitap okuyayım, yüz kitaba hatta iki yüz kitaba bedel olsun, işte öyle bir kitap arıyorum, diyorsanız işte size kitap...

    '... içkin karşı aydınlanmanın ana temalarından biri ölümün merkeziliğinin yeniden idrak edilmesidir... nietzche tabi ki, en yüksek hedefimizin hayatı korumak ve artırmak, acıyı engellemek olduğu fikrine baş kaldırıyordu. bu fikri hem metafizik, hem de pratik açılardan reddediyordu... öldürmeyi ve acı çektirmeyi yasaklayan bir hayat dini, kısıtlayıcı ve küçültücüdür. nietzche platon öncesi ve hristiyanlık öncesi savaşçı etiklerinin mirasını, onların cesareti, yüceliği, seçkinci kusursuzluğunu övmelerini devraldığını düşünür. ve bu etiklerin merkezinde ölüme önemli bir yer ayrılmıştır hep. ölümle yüzleşmeye gönüllülük, onuru ve saygınlığı yaşamdan önde tutmak bir savaşçısının ve onun üstünlük iddiasının nişanesi olmuştur hep.
    hayatı onaylayan modern hümanizm korkaklığa yol açar...

    bu karşı kültürün ürünlerinden biri faşizmdi elbette... walter kaufman nietzsche'nin bir proto-nazi olduğu mitini, bu basit miti geçerli bir şekilde ve haklı olarak çürütmüşse de nietzsche'nin faşizme hiç etkisi olmadığı söylenemez.
    buna karşın ölüme ve şiddete duyulan ilgi örneğin bataille, derrida ve foucault da da görülebilir. james miller'in foucault üstüne yazdığı kitap, 'hümanizme' kurtulunması gereken boğucu bir hücre olduğu gerekçesiyle ediien bu isyanın derinliklerini gösterir...'