şükela:  tümü | bugün
  • 140journos isimli youtube kanalında yayınlanan belgesel. türkiye'den siktir olup gitmek olayını canlı örneklerle anlatan başarılı bir yapım olmuş. muhtemelen bu ilk video ve devamı da gelecek.

    https://www.youtube.com/watch?v=wnwqo70amq4
  • türkiye’nin zararlı çıkacağı göçtür.

    mühendisi göçüyor, doktoru göçüyor, mimarı göçüyor, sanatçısı göçüyor, zengini göçüyor, yetişmiş insanı göçüyor.. bu ülkede değer üreten herkes birbir gidiyor. ancak malum güruh tarafından, ak partili olmayan herkes zaten vatan haini ve terörist olarak görüldüğü için bu göç bir kazanım olarak değerlendiriliyor.

    çok yazık. koskoca cumhuriyet 1980 sonrası iran’a döndü. şimdilik dinsel yasaklar topluma dayatılıyor. bir süre sonra da dinsel yükümlülükler dayatılmaya başlayacak. iran’daki gibi insanlara istemedikleri bir yaşam tarzını yaşamaya zorlayacaklar. olabildiğince yoz, ahlaksız, cehaletle örülü bir yaşam.

    ne oldu peki? ne oldu allah aşkına. şu an isveç’te bir çocuk öğrendiği algoritmayla kod yazıp senin yarın tüketeceğin o teknoloiyi üretirken, iran sokaklarında gençler hükümet aleyhine slogan atıyorlar. istemedikleri bir yaşamın kendilerine zorla dayatılmasına karşı haykırıyorlar. belki de sniperler tarafından öldürülecek birçoğu ahmedinejat döneminde olduğu gibi.

    bu mu isteğiniz? çok mu mutluluk vaat ediyor kafanızdaki sistem? çok mu ahlaklı olacak insanlar kafanızdaki sistem gelince? çok mu erdemli, çok mu özgür olacak insanlar? her şey güllük gülistanlık mı olacak?

    yahu dünyaya karşı neden bu kadar körsünüz?
  • göç edenler içinde dijital pazarlamacıları gördüm.

    bu meslek grubu daha kolay mı göç ediyor.

    eğer öylese hemen öğrenmeye başlamalıyım diye düşünüyorum.

    başta bir abi umut dedi.

    abicim ben cevabı veriyorum.

    umut bu toprağı terk edeni çok oldu. biz geride kaldık.

    ve evet abi bir ömrüm var sonra yok olup gideceğim ve ben huzurlu yaşamak istiyorum. ne dünya malı umurumda ne çok zengin olmak ne de çok tanınmış olmak sadece huzur başka bir şey istemiyorum
  • ilginç, ilginç olduğu kadar da keder verici video.

    akp gömlek değiştirdiği vaadiyle geleli 15 küsur yıl oluyor. akp’nin “kişisel özgürlükler” adına yaptığı sosyal evirme sonucu ülke cahil, bağnaz ve vasıfsız bir zümrenin kontrolünde.

    bu kontrol hem medya, hem yönetim hem de kapitalde. dolayısıyla gönüllerince at koşturup, pervasızca; adeta bir pavyon fedaisi gibi insanların hayatlarını ve zihinlerini kontrol ediyorlar.

    çiğ adamlar ve çiğ çıkarcı kadınların kıyak tuttuğu bu sistem, yerin dibine batsın.

    fakat ben gitmiyorum. gazi mustafa kemal’in askeri, daha sonra anadolu’ya gönderdiği cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden dedemin toprağını, kıblesi para ve riya olan bu zihniyete bırakmıyorum.
  • öncelikle, şunu söyleyeyim:

    yurt dışına gidip ekmeğinin peşinde koşanlara bir sözüm yok. herkesin kendine göre bir nedeni var, herkes kendine göre haklı veya haksız. ben burada ne desem anlamsız ve eksik olur. yurt dışındaki emekçi arkadaşlarımız, dost ve canlarımıza kolaylıklar diliyorum.

    yurt dışındaki emekçilere değil, ama onları ve onlar gibi yurt dışına gitmeyi düşünenleri etkilediği için bu “ideolojik yemeği” pişiren ahlaksızlara bir iki sözüm olacak...

    “seküler göçü”; aslında, bu ülkedeki laik, yurtsever ve ilerici ilkeleri benimsemiş insanlara yönelik bir tür ideolojik saldırıdır. bu ideolojik saldırı kurgusunun belli ayakları var.

    öncelikle, mevcut durumdan bir olgu ortaya çıkartılıyor: dinci bir zihniyet tarafından despotça yönetilen, tüm özgürlüklerin kısıtlandığı, insanların haklarının yendiği, özellikle laik ve ilerici kesimlerin yaşam alanlarının daraltıldığı, halk üzerindeki baskıların arttığı ve yaşam kalitesinin son derece düştüğü sinir bozucu bir ortamın fotoğrafı zihinlerde oluşturuluyor.

    yurt dışına giden insanların ifadeleri ile bu fotoğrafın temelini oluşturan bulgu ve argümanlar güçlendiriliyor.

    ardından, “sen de gitmelisin. burada umut yok. umut olmayacak. yaşayamayacaksın, nefes alamayacaksın; seni ve aileni diri diri kesecekler” korkusu işleniyor.

    korku önemli bir kavramdır. bir insanı en hassas olduğu şey ile tehdit edip onu korkuttuğunuz, örnek olsun, “aileni kesecekler. çocuğun hiçbir zaman iyi bir eğitime sahip olamayacak. okusa da işsizler ordusuna katılacak. küçük kızına tecavüz edecekler ve tecavüzcüsünü salacaklar”, dediğiniz zaman, dünyanın en uyuşuk insanını harekete geçirirsiniz.

    sağ olsun; yeni türkiye denilen ortam da bu bulgu ve argümanları destekleyecek binlerce olayı üretiyor.

    henüz tam ikna olmadınız mı? korkup da harekete geçmediniz mi? kararsız mısınız?

    şunu diyorlar;

    “yahu, yurt dışında tuvaletleri bile temizleyenler senden fazla kazanıyorlar ve insanca yaşıyorlar. burada mühendis olmuşsun ama borç içinde yüzüyorsun. ay başını bile getiremiyorsun. git oraya, sokakları temizle, daha fazla kazanırsın (yalan! bok kazanırsın! meraklı olan gitsin milletin bokunu temizleyip yesin)”

    yani, bu yurdun yetişmiş, laik, ilerici ve yurtsever insanlarını korkutmak ve onları belli bir göçe (hiç değilse umutsuzluğa) zorlamak için bu tür ideolojik saldırılar tasarlanıyor.

    bunun adı psikolojik savaştır. size verilen mesaj son derece keskin aslında: “bu ülkeyi sahiplenme”.

    her ideolojik girdinin bir de amacı olur. benim düşüncem, burada iki temel amacın olduğu yönünde:

    1. yetişmiş iş gücünü batı ülkelerine yönlendirip, ucuza kapatmak. geçenlerde bir arkadaşım isviçre’ye gitti. çok değerli bir mühendis. on iki yıldır sektörde. canavar gibi çocuk. türkiye’de uluslararası şirketlerde çalışmış. boğaziçi bilgisayar mühendisliği mezunu. bu çocuğa üç-dört yıl önce gelen teklif 7000 avro/ay (net) şeklindeydi. ev ve araba veriyorlardı. şimdi, aynı şirket, benzer bir pozisyon için 4200 avro/ay (brüt) teklif çekmiş. tek göz bir odanın kirasını altı ay için karşılayacaklarmış. geçenlerde bu arkadaşım ile buluştuk. kadıköy’de zeplin’de oturduk, biralarımızı içtik ve sohbet ettik. çocuk, “umudum kalmadı. burada 15-20 bin kazanacağıma, orada daha azını kazanırım ama insanca yaşarım”, diyor. nasıl insanca yaşayacaksa artık... avrupa ve abd’deki şirketler bu durumun farkındalar. çaresizliğin kokusunu almışlar. almanya ve hollanda, doğrudur, türkiye’den gelen yetişmiş insan gücünü kabul ediyorlar, ama maaş skalaları geçen yıllara göre düşmüş durumda. kapitalizmin kuralları burada da işliyor: arz-talep. o yüzden, bu sosyal medya üzerinde, “bulduğunuz işe ve aldığınız maaşa şükredin. türkiye’de kalsanız bu dinciler sizi keseceklerdi. burada demokrasi var. oh, mis!”.

    2. laik ve yurtsever kesimde oluşan öfke ve enerji birikimi sistem sınırları içerisinde tutmanın yollarından biri de bu. chp ve hdp, sağ olsunlar(!), özellikle gezi sonrasındaki süreçte insanların umutlarını sandığa gömdüler. 2015 seçimlerinde yenilen ak parti’nin iktidardan gitmesi, son referandu üzerindeki şaibeler, yani milletin iradesinin hiçe sayılıyor olması da, “bu adamlar seçimle gitmeyecekler” olgusunu kafalarda iyice yerleştirdi. orhan gökdemir’in “dincinin dinciye darbe girişiminde bulunması” olarak tanımladığı 15-16 temmuz günleri ve sonrasında gelen ohal de bu algıyı güçlendirdi. bu durumda, ülkemizin ekonomisinin %90’ını sırtlarında taşıyan, vergilerini ödeyen, bu ülkeye güzel çocuklar yetiştiren, vatani görevlerini yapan ve üreten bu dürüst, namuslu ve yurtsever insanların önünde iki seçenek kalıyor: ya bu ülkeyi terk edeceksin, ya da düzelteceksin. bu tür ideolojik saldırılar da diyor ki, “düzeltme! sende o güç yok. bunlar çok güçlü. sen bize gel, bizim ülkemizdeki patronlara ve devlete karşı domal; seni onlar değil biz düzelim. biz vazelin kullandığımız için sana daha demokratik ve ‘insancıl’ gelecek; rahatlayacaksın”, diyorlar.

    durum budur.
  • türkiye'de altındaki kıçı kırık araba 70-80 bin tl, o da krediyle. onu aldığında benzin 6 lira, mazot da o civar. hadi yola çıksan, çıktığında can güvenliğin yok. bir maganda da dövebilir bir koltuklunun koruması da. hatta ölebilirsin de.

    bu sadece tek kalemden bir örnek. gitmek de kalmak da bir tercihtir, kimse gidene niye gittin diyemez.
  • uzun uzun yazmayacağım ama bu videonun aksine, yaşı 30+ olan her vicdan sahibi vatandaş, tarafsız olarak değerlendirirse, ülkemizin her anlamda, özellikle, insan hakları ve demokrasi ve ekonomik olarak 80-90lı yıllardan çok daha iyi durumda olduğunu görebilir.

    buradaki tek sorun;

    en iyiyi kendisi bilen, en güzeli kendisi düşünen daha doğrusu böyle yaptığını zanneden yani bunun dahi farkına varamayan, insan hakları, demokrasi, modernlik gibi ilkeleri sadece kendisine aitmiş gibi sahiplenen ve sadece kendisi için olduğunu zanneden, kendi egosundan başkalarını düşünmeyen, kendisini seçilmiş insan görerek diğerlerini ötekileştiren, kendisi gibi düşünmeyenlere hayatı dar eden, bu şekilde eğitim görmüş ve yetiştirilmiş şahıslar.

    bir siz modernsiniz, bir siz akılcı ve medeni, o kadar çok okudunuz ki, şimdiye kadar olan tüm gelişmeler size ait, o kadar çok biliyorsunuz ki atomu parçaladınız, nobel ödüllerini sıraya dizdiniz, o kadar çok eğitim aldınız ki her parmağınızda ayrı bir marifet, sanat sizde spor sizde, bilim ve teknolojide çığır açtınız uzaya çıktınız, o kadar çok ahlaklısınız ve empati kurabiliyorsunuz ki her biriniz adeta bir filozof.

    he yavrum hee!

    siktirolup gidin de kurtulalım sizden.
  • 2. bölümü bana kalırsa 1.den daha güzel olan kısa belgeselimsi film.

    bilhassa almanya'daki mal zihinlilere almanya'da yaşamın neden türkiye'den daha zor olmadığını anlatmaya çalışırken çıldırma raddesine gelen adam çok komik.