şükela:  tümü | bugün
  • eski dilde, "şikayet". can yücel'in aynı isimli bir şiiri mevcuttur:

    "eskici diye çağırıyor adam sokaktan
    müştekî bir sesle
    neden tarihçi yetişmiyor diye
    şekvâ ettiğim bu beldede
    onun için de eşkiya oldum ya ben"
  • "~ etmek" için (bkz: sızlanmak).
  • takvaya sığınmak mümkün olsa, şekvadan da kurtulmak mümkün olur, gel gör ki kafa olmuş mukavva, nerede akıl, nerede takva?
  • can yücel bu şiiri ahbapı* ilber ortaylı'ya yazmıştır. ortaylı'ya şiir yazan bir başka isim; (bkz: hüseyin hatemi)

    (bkz: zaman kaybolmaz)
  • diğer bir anlamı su kabının ağzını açmak olan kelime.
  • 1898 yılından beri ilk kez muhayyile bey tarafından kullanıldığını keşfettiğim kelime. ahmet hamdi tanpınar'ın bile pek rağbet etmediği, kulağı okşayan dilde hafif bir tatil rehaveti bırakan kelime. bundan böyle sık sık kullanacağımı hissediyorum. allah etrafımdakilerin yardımcısı olsun.*
  • genelde şikayet etmek anlamında kullanılır.
    şikayet, yakınmak, sızlanmak gibi anlamlar yüklenir.
    aşık sümmani'den bir örnek verelim:

    " vay desinler ateşim yok közüm yok
    dahi yare yalvaracak yüzüm yok
    yokladım kendimi bir kem sözüm yok
    yara şekva etmiş ruzigar beni. "
  • mizmizligin bir yasi olmali diye dusunuyorum.

    mesela resit olduktan sonra mizmizlik kademe kademe azalmali ve birkac yil icinde zihni terk etmeli.

    sizlanmanin, benim gozumde deger azaltmaktan daha somut bir cezasi olmali. nebliyim, sartli tahliyeyi bozmak, kolestrolu yukseltmek, kansere 1. dereceden vesile gibi bazi somut etkiler insanlarin bu huylarindan vazgecmesine yardim edebilir.

    huy dedim ama, huy insanin yaradilisiyla gelen mizacidir. surekli sizlanmak, durmadan mizmizlik, sumugunu koluna silmek, bunlar haslet adedilebilecek ozelliklerimiz degil aslinda. her seye burun kivirmak, hayattan bunalmak, cok sorguluyorum maskesiyle varligina zillet, hicbir sey benim ozgur iradem degille kimyana illet, surekli meyledilen bir tipoloji olarak gillemendlik. napicaz bu sopaliklari?

    napicaz, daima, surekli anlamaya ve anlatmaya calisicaz. sopalik insanlarin genel ozelligi anlamamakta israrcilik oldugu icin nefesimizi verimli kullanicaz.

    -

    her seye sukretmenin bildigim kadariyla sagliga zarari yok ve yasalar cercevesinde de hala legal. yine de her seye sukretmenin, bir sure sonra sorgulama alanimizda yaratabilecegi kisitlama goz onunde bulundurularak, pollyanna diger kimligimiz gibi bir havaya girmememiz tefekkurumuz icin en iyisi. bu yuzden hayatimizda yapmamiz gerekenler, evvela sahip oldugumuz nimetler icin tesekkur etmek olmali. sikayeti, tamamen kisinin takdirine birakabilirken, takdiri iradeye teslim etmeden once bir aci bali agza calmak gerekiyor. takdir etmek butun kemikli dillere gunluk exersizler olarak odev edilmeli.

    ankara'daki sokak sokak pekmez satan amcaya bu sabah denk geldim. kendisi 82 yasinda. ilk dikkatimi ceken sey hic sikayet etmemesi oldu. ve buna bayildim.

    evren, herkese ayni davranabilir ama bana bir kiyak gecmeli simarikligi,
    elim kolum gozum cirkin kompleksleri
    yemegim var ama keyfim yok densizligi
    yasiyorum ama mutsuzum hadsizligi
    insanlarin mevcut butun gozeneklerinden cikan mutlak bir memnuniyetsizlik.
    memnuniyetsizliklerine nasil bulacaklarini bilmedikleri kiliflar.
    hep, bir seylerden muzdarip olmalari.
    ya aptalliktan, ya zekilikten, ya varliktan, ya yokluktan, ya psikolojik sorunlar, ya fizyolojik eksiklikler, durmadan, nefes almadan sikayetciler. hepsi birbirinin ayni oldugu halde hepsi bir digerinden yana sizlanan bir avlu dolusu tursu bidonu.

    besin kaynaklari daima bir konudan sizlanmak oldugu icin hicbir zaman rahatlayamayacak zihinleriyle surekli daha fazlasini istemeye programli bir avuc metal teneke.

    normale duydugum tarifi zor ozlem.

    o kadar uzun zamandir birinden ben normal biriyim'i duymadim ki.

    dogduklari zaman hoca efendi kimsenin kulagina just be simple diye okumamis.

    herkes komplike ve anlasilmaz. anlasilmazligin sikayetci tiynetlerine gizem kattigini sanma gafletleri.

    sanirsiniz dunyayi tasima gorevini atlas bunlara paslamis
    yukleri tasinmaz, dertleri asilmaz
    hepsi birer mecnun i gayr i mutbik
    gunleri gunlerine uymaz
    pygmalion etkisi ustelerine dikilmis
    bu hallerindeki avalanche durusa idrak, sanki mumkun kilinmamis

    etrafimizdaki guzellikleri, ben, yine de yilmadan ve bikmadan hepimize anlatacagim.
    ve en basta bana erismesi 1. derecede mumkun olanlar bunlari gormek istemeyecek.
    bazen isim ne kadar zor diye kederlenecek gibi oluyorum
    ne kadar sevdigimin onemi azinsamaya
    ne kadar ihtiyac duydugumun asikarligi sarakaya
    ne sekilde didindiklerimse sanirim tamamen uzaya karisiyor.

    ama tabii ki butun olumsuzluklari gorerek, bilerek, hissederek, anlayarak bertaraf etmeye calisiyorum. cunku dunya uzerindeki kotuluklerin bile degisigi gelip beni seciyor. pure evil benimle tanistiktan sonra biraz pisman oluyor, aralarindaki degisikkotu gelip bana konuyor, mesela seker alerjisi bile. ben de bu yuzden davsanli sapkami takip "iyi ok" diye sirtimi donmek yerine havsalalari zorlanana kadar pes etmiyorum. zaten hasletim geregi pes etmiyorum.

    cunku bizim,
    "yok iştikâ-yı cevr-i felekten nisâbımız,
    serlevhasında hamd ile başlar kitâbımız."

    anladigim o ki insanlik, tevhid kapisina gelene kadar once sekva kapisinda bir sinav vermeyi bekliyor. maslow ne der bilmiyorum, ama butun ihtiyaclar bu sorun cozulene kadar tek bir ihtiyacta zuhur ediyor: etrafimizdaki guzellikleri gorebilme ihtiyaci.

    nefsaniyet, yavrum, biraz buyu artik.
  • şikayet, sızıltı, hoşnutsuzluk.
  • (bkz: bais-i şekva)