şükela:  tümü | bugün
  • kendi adına açılmış başlığın altında kimokuduya gitmesini istemediğimiz kadar önemli;

    basit, cevabı çok kısa bir soruyu sorma isteğimizden kaynaklanmış mektuptur...

    sayın selahattin demirtaş beyefendi;

    şahsen benim için mesele şu kadar net...

    ilk turda ekmelettin ihsanoğlu beyefendi elenip;

    sizin recep tayyip erdoğan ile ikinci tura kalmanız halinde;

    hiç tereddütsüz oyumu alabilecek bir adaysınız...

    mesele ben ve benim gibi neye karşı olduğunu bilmekte olanlar için bu kadar basit ve nettir...

    asıl mesele ve problem şu...

    siz ve sempatikzanlarınız;

    ekmelettin ihsanoğlu recep tayyip erdoğan ile birlikte ikinci tura kalacak olursa;

    o her fırsatta vurguladığınız;

    size göre türkiye halklarını, bana göre türkiye insanlarını;

    recep tayyip erdoğan'ın karşısındaki adaya oy verecek kadar;

    düşünüyor musunuz... düşünmüyor musunuz...

    yoksa her şartta pazarlıklara açık bir ikirciklikte ve güvenilmezlikte mi olacaksınız...

    yoksa halkların kardeşliğinden dem vurup belli bir etnik kimliğin menfaatleri için;

    türkiye halklarının geleceğine ipotek koyacak mısınız...

    hep birlikte bir uçuruma sürüklenmemize göz yumacak mısınız...

    bu sorunun cevabını, bugün yani ilk tur seçimlerinden önce açıklamıyorsanız...

    aldığınız oy oranını akp ve rte ile bir takım gizli pazarlıklara meze edecekseniz;

    benim ve benim gibiler için sadece ve sadece politik bir acıolarak kalacaksınız...

    ve ülke siyasi yaşamında her dönem karşımıza çıkan;

    toplumun menfaatlerini her şeyin üzerinde göremeyenlerden biri olarak anılacaksınız...

    iki dakika vatandaş olun... politikacılığın alemi yok...
  • ahmet hakan beyefendi'nin programında yanıtı aranmış mektup...

    düşün bak tüm bu yaşananların ışığında;

    yani adam 12 yıldır ülkenin yaşadıklarını gözlemlemiş bir politik acı olarak;

    bazılarımızın kanaatinin önderi olarak;

    bazılarının cumhurbaşkanı adayı olarak;

    uzağı yakını en iyi görmesi gereken bir başkomutan adayı olarak;

    recep tayyip erdoğan için;

    türkiye insanlarının geleceği için;

    türkiye demokrasisinin daha yakın yarınları için;

    - son tahlilde her şartta desteklenmeyecek bir adaydır...

    açıklamasını yapamamış ve çeşitli dans figürleri sergileyerek;

    reveranslardan referans vermiştir...
  • sayın demirtaş,

    öncelikle 2015 seçimlerinde hdp'nin yakaladığı olağan üstü başarıdan dolayı sizi tebrik ederim, seçim öncesindeki mantıklı ve seviyeli muhalefetiniz ile, sıkı seçim çalışmanızın meyvelerini aldınız tebrikler, hem de bazı siyasilerin eşitsiz ve güç üstünlükleri ile birlikte propaganda ve baskılarına rağmen.

    genç yaşınız, modern ve çağdaş çizgideki imajınız ve başarılı kariyer geçmişiniz ile türkiye'nin siyasi hayatına yeni bir soluk getirdiğiniz. uzun zamandan beri ihtiyaç olunan bir eksiklik idi bu.

    hdp 2015 seçim sonuçlarından barajı geçerek başarı ile çıktı, bu aslında pek sürpriz değildi artık bunun olması gerekiyor idi çünkü.
    fakat asıl önemli dönem bundan sonra başlıyor, ve bu süreçte sizin sorumluluğunuz da inanılmaz büyüktür.

    öncelikle atacağınız adımları sağ duyunuz ile atmanız çok önemli, lütfen tahrik ve provokasyonlara kendinizi kaptırmayın ve parti üyelerinizin de bunlara kapılmasına izin vermeyin. adına derin devlet dediğimiz karanlık oluşum sizi bu çizgiden çıkartmak için ellerinden geleni yapacaklardır, lütfen bunlara aldanmayınız, serin kanlı ve sakin kalınız.

    sn. demirtaş, yakaladığınız bu güzel başarıyı daha da ileriye taşıyabilmek ve sürdürülebilmek için bazı önemli hususlardan bahsedeceğim size, ben sade bir vatandaş olarak bu hususların size bir fikir ve ilham vermesini isterim, en nihayetinde türkiye büyük bir ülke ve hepimiz burada kardeşçe yaşayabiliriz.
    bu tavsiyelerim 40 yaşında bir türk vatandaşı olarak şimdiye dek yaşadığım, içinde bulunduğum ortamlardan hissettiğim, duyduğum ve gözlemlediğim noktalardır.
    askerliğimi 1995-96 yıllarında güneydoğuda jandarma olarak yapmıştım, o yüzden türk ve kürt halkının geçtiği sıkıntıları da çok iyi biliyorum.

    bundan sonraki dönemlerde ve hiç bir dönemde abdullah öcalan adını ağzınıza almayınız, çünkü öcalan türkiyenin terör ve kan dolu günlerini temsil ediyor ve halkın gözünde, olan bitenin baş suçlusu olarak kabul ediliyor, nefret ediliyor, lütfen bu zat ile ilişkinizi kesiniz ve onu unutulmaya terk ediniz, çünkü anadolu insanı merhametlidir ve kolay affeder, bundan sonraki dönemde türk ve kürt halkının birlikte barış dolu yaşayabilmesi için bu şart. onunla olan ilişkinizin dozu halkın gözünde samimiyetinizi belirleyecektir.

    pkk örgütünün derhal tasfiye edilmesini ve silah bırakmasını sağlamak için elinizden geleni yapınız, bildiğiniz üzere pkk ezilmiş kürt halkının haklarını savunmak için dağda olduğunu savunuyor idi, şimdi hdp mecliste olduğuna göre artık bu işler demokratik bir platformdan yürütülmelidir, pkk gibi bir oluşuma gerek yoktur, artık zaman barış ve kardeşlik zamanıdır, silahlar derhal ve sonsuza dek susmalıdır.

    bu ülkenin ortak değerlerinden olan atatürk ve onun inkılap ve devrimlerini unutmayınız, biliyorsunuz ki kendisi çok büyük bir lider idi ve onun devrimleri sayesinde bugün diğer müslüman ülkelerden daha demokratik ve çağdaş bir ülkeyiz, onun düşünce ve devrimlerini lütfen es geçmeyiniz, hatta daha da ileriye nasıl taşıyabiliriz onun için çalışınız.

    yolsuzluk ve hırsızlığa asla taviz vermeyiniz, partinizden hiç kimsenin bu işlere bulaşmasına izin vermeyiniz, adı bir şekilde karışan olursa da bu her kim olursa olsun partinizden ihraç edip ilişiğinizi kesiniz, bu halk yıllarca soyguncu ve vurguncular dan çok çekti, gelecekleri çalındı, ipotek edildi. bunu sizde çok iyi bilirsiniz. bu konuda çizginiz net ve duruşunuz kararlı olsun.

    türkiye'deki tüm halkların barış ve huzur içinde yaşaması ve ortak güzel bir geleceğe ilerleyebilmesi için lütfen herkese karşı eşit mesafede ve adil olunuz, sizden önceki iktidardan bu halk çok ama çok çekti, birileri sevilirken diğerleri ötekileştirildi, sessiz ve pasifleştirildi, sindirildi. bu konuda sizin çağdaş bir vizyon ile tüm halkları kucaklayan bir lider olabileceğinize inanmak istiyorum.

    sn. demirtaş, lütfen yukarıda bahsettiğim bu 5 hususa önem veriniz ve takipçisi olup kararlı bir şekilde ilerleyiniz. bunları yaptığınız sürece gerçekten bu halkların kardeşliği ve barışı için çalışmış ve bu ülkeyi hep birlikte ileriye taşımız olursunuz. artık bir şeylerin değişmesi gerekiyor ve siz bu konuda umut vaat ediyorsunuz, lütfen ben gibi sizi destekleyen insanların yüzünü kara çıkartmayınız.

    başarılar dilerim,
  • sayın selahattin demirtaş,

    1999 yılında hakkari yüksekova’da askerlik yapmış, bölgeye ilişkin ciddi gözlemler yapmış ve bugüne kadar birçok şeyle birlikte iki devlet politikasından çok ciddi rahatsız olmuş biri olarak bu satırları yazdığımı ve bu soruları sorduğumu bilmenizi isterim.

    türkiye cumhuriyeti’nin bugüne kadar uyguladığı en temel yanlış politika ve bunların neden olduğu ciddi iki sorun vardı.

    bunlardan birincisi çocukluğumdan bugüne kadar siyasetin dilinden düşmeyen irtica paronayası ve ortak vatan vurgusu yapıldığı halde kürt nüfusunun yaşadığı doğu ve güneydoğu anadolu bölgesine uygulanan asimilasyon politikaları idi.

    1- irtica paranoyası neredeyse bir neslin kaybolmasına ve türkiye’de radikal grupların (hizbullah vb benzeri örgütlerin yaygınlaşması) binlerce beyin göçü, öz vatanlarında üniversite sıralarından kovulan insanların hayal kırıklıklarıyla birlikte devlete ve demokrasiye düşman olarak yetişmeleri sağlandı. sonuçta her şey gibi o da normalleşti ve irtica diye bir korku bu toplumlarda yeşermedi.

    2- uygulanan kürt politikası, baskıcı rejim ve sorunu askeri yöntemlerle çözmeye çalışan anlayış ise boşaltılan köyler, ötelenen bu ülkenin insanları, yapılamayan yatırımlar, götürülemeyen hizmetler, yol, su, elektirik, üniversite, havalimanı vs onlarca yatırımdan mahrumiyet getirdi. bir bölgenin bizim denmesine rağmen mahrum bırakılması elbette ciddi travma yaratır. güneydoğuda 15 sene önce yaşayan bir insanın bu devleti sevmesi, sahiplenmesi, aidiyet göstermesi elbette bu şartlarda mümkün değildi.

    ak parti iktidarı bu toplumun neredeyse %70 oranındaki nüfusuna anlatamayacağı açılımlar yaparak güneydoğuya yatırım yapmaya başladı. (olması gerektiği gibi) çünkü burası bizin dediğiniz her yere eşit vatandaşlık ve hizmet götürmek zaten devlet ve hükumetlerin en temel göreviydi.
    yapılan bu hizmetlerin en temel devrimi zaten bu bölgelerin de türkiye cumhuriyetinin bir parçası olduğu ve eşit vatandaşlık haklarının verilmesi gerekliliğinin kabulüydü.
    duble yol, üniversite, su, havalimanı, kentleşme gibi imar sorunlarının halledilmesi başta olmak üzere, kürtlerin kendi dillerinde konuşabilmeleri, çocuklarına istedikleri isimleri koyabilmeleri, boşaltılan köylere geri dönüşler, sıkıyönetim ve olağanüstü halin kaldırılması, siyasetin önünün açılması, derin devlet tarafından yapılan onlarca faili meçhullerden bölge halkının kurtarılması, güvenlik güçlerinin geçmişte yaptığı pervazsız ev basmaların önüne geçilmesi vs onlarca şey sayabiliriz.

    bütün bunlar olup biterken yani devletin yaptığı açılımları toplumun tamamı tarafından gözlemlenirken tarafınızca ya da temsil ettiğiniz siyasi hareket tarafından sürekli bir memnuniyetsizlik ve verdikçe (yapılması gerekenler bir lütüf değil onlardan bahsetmiyorum) daha fazlasını istemeye, verildikçe daha fazla demeye ve yapıldıkça rahatsız olmaya başladınız.

    olayı küçük bir örnekle açıklayacak olursak; van depremi sonrası 1 yıl içinde halledilen sorunlar ve konut teslimine bile burun kıvırdınız. mesela toplumun bütün kesimleri kaçak elektrik konusunda bile eşit vatandaşlık temelinde hak, hukuk gözetilmesini isterken bölge halkının kaçak elektrik kullanımının önüne geçip bunun rahatsızlık uyandırdığını bir türlü halkınıza anlatamadınız. (anlatmayı denemediniz bile, çünkü en başta sizin belediyeleriniz buna öncülük yapıyordu) mantığınız hep aynıydı; devlet bize bakacak.
    peki devlet size bakacak da, sizi düşman görürken dost olan devlete karşı niye bir empati geliştirmiyoruz? siz devletin sizi sahiplendiği kadar bir kere bu devlet bizim demeyi denediniz mi?
    hayır.

    konu uzun ama niyetimin ne olduğun az çok anlaşılmıştır diyerek birkaç soru sormak isterim;

    - belediyelerin tamamında pkk ya da kck mensuplarının işe alınması ve kandil tarafından yönetilmesini sizi kardeş gören, pkk’yı düşman gören ve onlarca evlatını şehit veren biz nasıl anlayalım?

    -demokrasi ve insan haklarından bahsedip seçimlerde sandığa giden insanların oylarına neden silah ve tehdit yoluyla ipotek konuldu?

    -bu ülke size meclisini açmışken elinde silah, yüzünde maskelerle yol kesen, haraç toplayan, araç yakan, adam kaçıran pkk militanlarına bir kere bile “yaptığınız yanlış” derhal bu saçmalığa son verin neden demediniz?

    -uykusunda iki polisin ensesine kurşun sıkan şerefsiz pkk militanlarının (pkk üstlenmese ben bile derin devlet işi diyecektim) neden çıkıp durun diye haykırmadınız, ses çıkarmadınız?

    -kobani’yi bahane ederek 6-7 ekim olaylarında katlettiğiniz gençlerin, kurban eti dağıtırken sakallı diye öldürdüğünüz yasin börü ve diğer insanlar için bir kere olsun neden o naif ve kucaklayıcı üslübunuzla ses çıkarmadınız?

    -6-7 ekim olaylarında insanları neden sokağa davet ettiniz?

    -siniz eşiniz ve kızınızın gözleri önünde size (binbaşı alparslan komutan) gibi kurşun sıkıldığını ve bunun toplum ve insanlar üzerinde ne türk travmalar yapabileceğini düşündünüz mü? bu empatiyi kurduysanız bu alçaklık için bugün meclis kürsüsünden neden tek bir cümle kurmadınız?

    -trafik kazası var diye polis çağırıp çapraz ateşe aldığınız o polislerin çocukları ve eşlerinin yüzüne bakmaya, başlarını okşamaya cesaretiniz var mı? bunu yapanları lanetlemek gibi bir girişiminiz olacak mı?

    -7 haziran seçimlerinden bugüne yapılan 281 terör eylemi nedeniyle suçlamadığınız pkk terör örgütüyle ilgili aleyhte tek bir beyanatınız yokken, devletin asker, polis, gençlerini katledenlere karşı yaptığı operasyonlar için ‘saray gladyosu’ tabirini kullanmanız insaflı mı?

    -hergün kanallarında onlarca kürt öldüren, kck operasyonlarında belediye başkanlarınız dahil onlarca insanı kelepçeli kameralar karşısına çıkaran paralel polisler ve paralel yapının tv kanallarına çıkıp, bu polislere ve gazetecilere özgürlük derken hiç mi utanmadınız?

    -eş başkanınız arkasını yasladıklarını sıralarken saydığı terör örgütlerinin bu toplumun diğer kesimlerinin hassasiyetlerini ve kinini artıracağınızı hesap edemediniz mi?

    -dünyanın hangi ülkesinde yukarıda sıralanan suçlara bulaşan insanlar devlet tarafından cezalandırmaz sorusuna verecek bir cevabınız var mı?

    -demokrasiden anladığınız bu hümanist söylemlerin hepsini hep kendi cephenizde olanlara karşı mı konuşmaktır, türkiye partisi iddanızla ne kadar bağdaşmaktadır?

    -pkk terör örgütüdür ve yaptığın bu eylemler meşru görülemez demek sizin için zorsa, bu toplum içinde bunu kabullenmenin çok zor olduğunun farkında mısınız?

    -sizi bu topluma umut olarak aşılayan ve gönüllerinize girdiğiniz onlarca farklı inanç, mezhep, cemaat, parti ve gurupların hakkınızda yaşadığı hayal kırıklığı için de afilli bir cümleniz var mı?

    -silahlar susacakken bu operasyonları yapıyor diye suçladığınız devlet size 2 senedir eylemleri ve silahları sustur çağrısı yaptığın halde neden sözünüzde durmadınız?

    -pkk’nın silah bırakması için operasyonlar durmalıdır demeden, biz aracı oluyoruz pkk operasyonlarını durdurduk devlete de çağrı yapıyoruz demek ne kadar zor?
  • bir yenisi yazılmış.

    "sayın demirtaş, izmirizmir.net sitesinin kurucuları olarak biz izmir'in sıra dışı bir sesiyiz ve bu açık mektubumuzla sizi övmeye de, gömmeye de gelmedik.

    ancak sizi överken gömülüyor hissetmeniz, gömerken de övülüyor duygusuna kapılmanız, tamamen sizin algınıza bağlıdır...

    dostça eleştiriye bugün en çok sizin ihtiyacınız var.

    biz ellerin tetikten çekilmesini, akan kanın durmasını, çözüm sürecinin devam etmesini ve adaletli bir sonuca kavuşmasını istiyoruz. bunun ilk adımının pkk'dan gelmesinin tartışmasız zorunluluk olduğunu biliyoruz ve bunu politik partiler planında dile getirenin de sizin olmanız gerektiğine inanıyoruz. bu açık mektup bunun için...

    barışın o kadar kolay olmadığını, tek darbede gelemeyeceğini, değişik dönemeçlerden geçileceğini, inişlerin çıkışların olacağını, işin özünün bir yol olduğunu ve bu yola çıkmanın kendi başına onur olduğunu da biliyoruz. aslında hayat bir yol ise -ki öyle, biz çok uzun zamandır bu yoldayız...

    (...)

    hdp ne zamandan beri sosyolojik saptamaları, sınıfsal bakış açılarını tamamen terk etti? tüm gelişmeyi kişisel hırslara, psikolojik sorunlara, korku tahlillerine ne zaman indirgedi?

    "türkiye, müslümanların değiştiği kadar değişecek" ise, bu değişime yardımcı olmak, bunun için çabalamak, 100 yıllık türkiye macerasında, çekilecek temel halkadır. biz hdp'ye oy verirken bunu bilince çıkarmayı, bu ittifak umudunu diri tutmayı istemiştik. ancak ne yazık ki oy verdiğimiz parti tamamen ters taktiklerle, yanlış "baş düşman" seçimleriyle bizi bugüne getiren ana figürlerden birisi oldu. bunu eleştirmez isek nasıl daha ileriye gideriz?

    kürtlerin 100 yıllık macerasına göz atalım. yanılgı belli değil mi? kürtlerin, en önemli kazanımlarını aldığı 10 yıllık sürecin ve bu süreçte önemli bir aktör olan ak parti'nin, sanki kürtler açısından tarihin en kötü döneminin imzacısı gibi gösterilmesine neden izin veriliyor. bu gerçeğe göz yumanların, ak parti tabanına ulaşması kolay mı? bunu dile getirmek ise neden ak parti taraftarlığı olsun? tabanını, özellikle genç kuşağını durmaksızın ak parti düşmanlığına inandıranların, sonra "biz bu tabana hakim olamıyoruz" diye şikâyetlenmeye hakkı var mı?

    bu ve benzeri yanlış algılarla mücadele açısından hdp içindeki radikallere değil, bir çoğunu yakından tanıdığımız ysgp, dsip gibi partilere güveniyorduk. burada da bir hayal kırıklığı yaşadık. onlar da derin bir suskunluk içine girdiler. uzun yıllara dayanan marjinalliğimizi, ilk kez terk ediyor olma hissi galiba onları esir aldı. bu derin suskunluk ile aslında birikimlerimizi heba ettiğimiz fark edilemiyor. örneğin şiddet ve silah konusundaki kategorik karşıtlığa dair dostça eleştirileri şimdi yapmaz isek, yarın ne kıymeti olacak? halk savaşı fantazilerine kapılmak, ses etmemek pkk ve hdp'nin içindeki küçük bir azınlık dışında kimseye yakışmıyor. öz yönetimin bu denli yanlış taktiklere kurban edilmesine ses çıkarılmaması kabul edilebilir mi? "eleştiri yaparsak bu, rakiplerin işine yarar" mantığından geçmişte çok çekmedik mi? bugün yanlış taktiklere bu kadar bağımlı kalmamızın altında; geçmişteki sahte "demokratik" merkeziyetçiliğin, oportünist "kol kırılır yen içinde kalır"cılık politikalarının hiç mi rolü yok? daha da "kötüsü", yarın öcalan devreye girip bir tür özeleştiri dönemi başlatırsa, başkaları söylediğinde küplere binilen, karşı durulan kimi eylemler çabucak itibarsızlaştırılınca, buna adapte olmak bugünkü politikanın bağnaz savunucuları için biraz zor olmayacak mı?

    sonuç olarak, kürt hareketini sri lanka tarzında tümden yok etme çabalarına karşı en geniş cepheyi oluşturabilmek, bu konuda umuda kapılanları durdurabilmek gerek. bu amaçla hdp'nin kendi içindeki eleştiri - özeleştiri mekanizmasını gerçekten çalıştırmak şart. bunun için daha ne kadar kişinin ölmesi gerekir?

    dağda yaşamaya zorlanmış, algısı ve bilgisi öylece şekillenmiş iki üç kişinin fantazileri için binlerce insanın sürüklenmesi engellenemez mi? bu sürüklenme, bu kan deryası, tam tersine belirli bir lider kadronun da sayın öcalan'ın da ilerde yasal politikada daha etkili olabilecekleri yolları tıkamaktan başka ne işe yarıyor?

    dış güçler, komplo teorileri, istihbarat oyunlarından hiç söz etmiyoruz. onların da bir biçimde ve bir ölçüde devrede olduğunu varsaymak bile yeterince ürkütücü. ancak sürece iç dinamiklerle ve 100 yıllık bir tarihsel perspektiften baktığımızda gerçekler zaten yeterince net.

    ya her şeye sivil, demokratik çerçevede bakacağız ya da militer sarhoşluklara kapılacağız.

    ya 100 yıllık statüko tarafında bulunup, menderes'in son zamanlarında olduğu gibi, bilerek, bilmeyerek, onun için yakılmış ateşe odun taşıyanlardan olacağız; ya da kâh tartışarak, eleştirerek, atışarak, barışarak, koalisyon yaparak, bazen de bozarak da olsa, ülkeyi gelecek yıllarda da "islamcı" kesimle değiştirmeye dönüştürmeye devam edeceğiz. buradaki değişimin karşılıklı olacağı da çok aşikâr...

    sayın demirtaş; mevcut iktidar ve muhalefetteki politikacılarla ve taktikleriyle başa çıkabilmek için bir fırın ekmek yemeniz gerekiyor. olsun, bu ekmeklerin yenmesine hep birlikte yardım edeceğiz. edeceğiz ki süre kısalsın, edeceğiz ki fazla ekmekten yanlış kilolardan dolayı sıkıntıya düşmeyin. belli ki siz sıkıntıya düştükçe biz de, ülke de sıkıntıya düşecek.

    bu yüzden, bize söyleyemeseniz de biz gözlerinizden okuruz; şu sırada pkk ya eleştiri getirebilmeniz kolay değil. biz sizin adınıza bunu yaparak sizin işinizi de kolaylaştırmak istedik çünkü bir dünya vatandaşı da olsak yaşadığımız toprakları en az sizin kadar seviyoruz. ancak ülkenin evlatlarının da, bu kanlı inatlaşmanın, kötü politikaların kurbanı olmasını istemiyoruz. çünkü bir numaramız devlet de, toprak da değil, insandır!

    vesselam.

    izmirizmir.net kurucuları

    mektubun tamamı şurada: [http://www.izmirizmir.net/…manifestosu-3-y4265.html http://www.izmirizmir.net/…manifestosu-3-y4265.html]
  • "birilerinin neredeyse bir yıl önceden bazı gerçekleri görüp, yalvarırcasına demirtaş'ı uyarması, onların büyük politikacı olduğunu göstermez ama bu, demirtaş'ın yetersizliğini açığa vurur" diye yorumlanacak, açık açık gerçekleri dile getirmiş mektuptur.
  • kimi eski yaşlı solcu arkadaşlarım ve onlara inanmış bazı gençler oradan buradan ulaşıp hdp’ye oy istiyor. onlara yazdığımı buraya ekleyeyim, yönümüz belli olsun .

    7 haziran 2015’de hdp’ye verdiğim oy; bana küstalık, burnu büyüklük, gerilla övgüsü, şiddet yanlılığı, canlı bomba üreticiliği olarak geri döndü yazık ki :( uyarılarımıza, açık mektuplarımıza aldırmadılar. “siz kimsiniz ya, ateş olsanız cürmünüz kadar yer yakarsınız, sizin oyunuz da olmaz olsun” dediler burnu büyüklükle :(

    1 milyona yakın kişi oyunu geri çekince de yine uyarıyı anlamamakta direndiler. çünkü asıl kararı veren yıllardır ülkeden kopuk yaşayan silahlı kandil baronlarıydı. onlara direnecek, onları ikna edecek gücü kendilerinde göremeyenleri ben de artık dikkate alamam...

    kasım 2015’de geri çektiğim oyumun yönünü değiştirmek için de henüz bir gerekçe görmüyorum. pkk'nın silah bırakması için açık ve net tavır almayan bir parti/kişi, kendisini kendi elleriyle politik anlamda yok etmiş demektir. böyle bir özeleştiri de henüz ufukta görünmüyor :(

    özetle, kategorik muhalif tutum, seni başkan yaptırmayacağız sekter çizgisi sürdükçe, bu çizgiden uzak durma yanlısıyım.

    "bu ülke, müslümanların değiştiği kadar değişecek" ve “bu ülkedeki son 15 yıllık dönüşüm müslümanların ve en geniş anlamda kürtlerin birlikte davranmasıyla oluştu” yaklaşımını temel alıyorum.

    bu durumda ise; yerim belli ki o taraftadır. eleştirerek, doğruyadoğruyanlışayanlış çizgisini savunarak, bu değişim, dönüşüm sürecinde kolaylaştırıcı olmaya devam edeceğim.

    avrupa merkezci, oryantalist, eski solcu çizgilerimizin hdp şemsiyesi altında, özeleştiriden uzak, marjinalite içinde yok oluşlarını, çökerken kürtlerin bir kısmını da yanlarında sürükleme tehlikesini ibretle izlemekteyim.

    marjinalleşmiş, halktan tamamen kopmuş bu “solcu”ların, hdp içinde vitrin süsü olmalarından memnun oluşları ise ancak trajik olarak nitelenebilir. örneğin dsip ya da yeşil sol gelecek partisi'nin kendi içindeki yok oluştan, ufalanmadan ders almayışı da öyle...

    pkk'nin, "suriye'de devlet biçiminde ona usa tarafından sunulan elma şekeri"ne kanıp, kürt barışını hendeğe gömmesine, dsip, ysgp ve hdp'nin sessiz kalmasının bedeli; dsip yönünden yerinde saymak, ysgp açısından sıfıra yaklaşmak, hdp açısından da, eskiden arka bahçesi saydığı geniş kürt tabanından giderek daha fazla kopmak olacaktır.

    eski sisteme dönüşçülerin yolunun, çıkmaz sokak olduğu açıktır. yeni olanın herkes ne kadar çabuk farkına varırsa, kendisi ve çevresine o kadar az zararı olur.

    yıkım ekibinden uzak durmaya gayret ediyorum.

    ağustos 2015’de izmir’de selahattin demirtaş ve ertuğrul kürkçü’ye elden verilen manifestoya selahattin demirtaş'a açık mektup tekrar göz atılmalı. oradaki uyarıları ciddiye almayıp, “siz üç kişi de kasım seçiminde bize vermeyin” diyenler, seçimde cevaplarını aldılar. 1 milyona yakın kişi oyunu çekti.

    demirtaş ve çevresi oradaki uyarılarımızı ciddiye alabilseydi, en azından bu kadar insan hendeğe gömülmez, kentler yıkılmaz, barış havaya uçurulmazdı. abartılar, abartılarıları doğurmaz; kendisi de şimdi hapiste olmak yerine, cb yardımcısı olarak seçimlere hazırlanıyor olurdu.

    silahlarını bırakmış pkk, müslümanlarla işbirliği içindeki (bu işbirliğini vitrine bir tane başörtülü koymak olarak anlamayan) hdp; barışa ve türkiye’nin bütün ortadoğu’da en güvenilir, etkili, adaletli bir büyük güç haline gelmesine katkıda bulunmuş olurdu. terörü bitirmiş türkiye, türk’üyle, kürt’üyle tüm halklarına daha fazla özgürlük, barış, refah ve mutluluk taşırdı. daha çok demokrasi uzaklarda değil, elimizin hemen altında olurdu. hdp ve etkisiz bileşenlerine soruyorum; öcalan dahil, bu barışa katkısı olanlar da, bugünkünden daha özgür durumda olmazlar mıydı?

    ancak suriye’deki elma şekerine ve usa desteğine kanan kandil baronları ve onun yolunu parlatanlar, bugün elma şekerinin ellerinde kalmış sopasıyla baş başa durumdalar.

    şimdi bir daha düşünelim, hangi yol doğruydu? “seni başkan yaptırmayacağız” çizgisi mi, yoksa bu uğurda baldıran zehri içmeyi göze almışlarla yapılacak sahici bir barış için sahici bir işbirliği mi?

    ya her şeye sivil, demokratik çerçevede bakacağız ya da her cenahtaki militer sarhoşluklara kapılacağız.

    bu ülke müslümanların değiştiği, demokratlaştığı kadar değişecek, demokratlaşacak ise; bu değişimin, dönüşümün kolaylaştırıcısı olmaktır biz eski kuşaklara düşen.

    ya 100 yıllık statüko tarafında bulunup, menderes'in son zamanlarında olduğu gibi, bilerek bilmeyerek, onun için yakılmış ateşe tapıp, şimdi de erdoğan için yakılana odun taşıyanlardan olacağız; ya da kâh tartışarak, eleştirerek, atışarak, barışarak, koalisyon yaparak, bazen de bozarak da olsa, ülkeyi gelecek yıllarda da "islamcı" kesimle değiştirmeye dönüştürmeye devam edeceğiz. buradaki değişimin karşılıklı olacağı da çok aşikar.

    15 temmuz darbesine karşı destansı direniş, tüm dünyaya, özellikle geniş orta-doğu coğrafyasına ilham verdi. ancak hala ona tiyatro diyen eski, yaşlı avrupa merkezci, oryantalist sağcı ve solcularımızdan özellikle solcular; 15 temmuz darbesini engelleyip rüşdünü ispat eden halkın, buna benzer aptalca planlara pabuç bırakmayacağını anlamamakta ısrarcılar.

    şimdilerde yaşlı kuşağın, 50 yıllık hatalarını genç kuşağa bulaştırarak, böylece kendilerini hala haklı görmeye çabalaması, bu nedenle insanın içini daha da sızlatıyor.

    hele geçende kadıköy’de che guevara posteri açıp polisle çatıştırılan gencecik liselileri öne sürerek yeni gezi hayalleri yaratmaya, yeni “mağduriyetler” oluşturmaya çalışmaları ise zavallıcadır.

    bu kuşağın “en akıllıları” ise, seçim sonuçlarını şimdiden şaibe altına sokacak “şiddetsiz eylem” planları yapıyor, avukatlar üzerinden “devrimci durum” yaratma hayalleri ile oyalanıyorlar.

    bunları ciddiye alan herkes, 24 haziran ile birlikte planlarını kökten değiştirmek zorunda kalacaklardır.

    yıkım ekibinden ve -pkk’nin silah bırakmasını savunmadıkça- hdp’ye oy oyculuktan, uzak duruyorum. vesselam.
  • pkk ile arana mesafe koy. başımızın üzerinde yerin var.
  • pkk'dan uzak artık selo başkan. bak ciddwn çok iyi siyaset yapıyosun ve senin tek kanburun bu pkk illeti.

    ketıldan biri başkanın kulağına fısıldasın
  • aponun heykelini dikeceğiz diyen bir adam pkk'dan uzakmış. buna kediler bile güler.