şükela:  tümü | bugün
  • osmanli'nin ahlaki curumesini ve onun devami olan turkiye'deki cogu bozuklugun ozeti sayilabilecek misra.
  • orjinali "selam verdim rüşvet değil deyü almadılar" olan dize.
  • fuzûlî'nin şikâyetnâme'sinden alınmış bir nesir parçasıdır: "... huzurlarına gitdüm. bir cem gördüm, hikâyetleri perişan, ne safâdan anda eser ve ne sıdkdan nişan var. selâm verdüm, rüşvet değildür deyu almadılar. hükm gösterdüm, fâidesizdür deyu mültefit olmadılar. eğerçi zâhirde sûret-i itâat gösterdiler, amma zebân-ı hâl ile cemi suâlüme cevab verdiler..."
  • deniz ve mehtap'ı dinlerken farkettim, orada da zera hanım kızımız [bence adı zera o kızın], şahsının, mehtabın ve martıların şamar oğlanı olduğundan dem vuruyordu. mehtap arkadan dedikodusunu yapıyormuş, martılar çığlıklarıyla dalga geçiyorlarmış falan.

    az biraz evhamlı, azdan çok alıngan mıyız ne? hayır, kim görmüş ama kim [mehtap görmüş sözümona] eleni'yi öptüğümü? ve dahi, martı hayvanı kahkahaya benzer bir ses ile idame ediyorsa hayatını bundan kime ne? bu çığlıkları, üzerine alınmanın alemi var mı hakikaten? dün gece 10 dakika kadar yeğenime "hadi yalın, kenan doğulu gibi gül dayıcıım" diyerek alaycı kahkahayı öğrettim, bunun da sizin terkedilişinize yönelik olduğunu iddia etmeyeceksinizdir umarım.

    bu paralelde bu dizelerin yazarı fuzuli'nin de alınganlık yaptığı kanaatindeyim ben. selam vermiş, rüşvet değil deyu almamışlar. ya arkadaş, duymamış olamazlar mı? kaldı ki; kime selam veriyosun? güpegündüz hiç tanımadığım biri gelip selam verse işkillenir, iki sefer düşünürüm. hea, efendi bi insan olduğumdan ekseriyetle alırım selamını; fakat sevgili fuzuli, sevgili diyorum, alınmıyosundur umarım, anla ki hiç kimse, hiç kimse ben değil, hiç kimse benim kadar canından öte can değil. ha, almadılar mı selamını, muhattabını bilir, ikinci sefer vermezsin, olur biter. olayı kamuya mal edip " rüşvet versem alırlardı ama" diyerek niyet okumak şık değil.

    öyle, ana britannica'ların futbol'u tanımlayan ciltlerinin [açar açar okurduk çocukken] sonunda kendine yer etmek için yaptıysan şayet bu açıklamaları yazık kere yazık beyim. keşke üçüncü dereceden tebaaya saracağına bir davut güloğlu misali cahil cesaretiyle hayko cepkin'e edeymişin bu lafları a bağdat'ın pablo neruda'sı.
  • fuzuli'nin adeta günümüz üniversitelerindeki öğrenci işlerinden bahsettiği sikayetnamesinin başlangıcı. rüşvet derken sadece parayı kastetmiyor bence fuzuli. bu adamlar iyilik karşılığı çalışırlar. mesela bi kaşe bastıracaksındır. girersin odaya. selam falan hak getire, senle alakası olmayan bir şey yaptırır sana; der ki şu dosyayı bi getir bakayım bana (emir de veriyor bak). götüreceksin ki dosyayı kaşeyi bastırmaya hak kazan. bu adamların sıfatlarını her gördüğünüzde gelir fuzulinin dizeleri aklınıza. bi sikayetname de biz yazsak siklerler mi acep? yok ya veremeyiz bile yazdığımızı rüşvet değildir deyü.
  • fuzuli'nin yazmış olduğu şikayetname'de geçen bir cümledir. olayın hikayesi kitaplarda şöyle geçmektedir. kanuni 1534 yılında bağdat'ı fethettikten sonra fuzuli, osmanlı sarayının hizmetine girer. fuzuli'de o zamanların iyi kaside sunan ender kişilerden biridir. kanuni, fuzuli'nin kasidelerini çok beğenir. fuzuli kanuni'ye güzel iltifatlar eder onu över. kanuni'de fuzuli'yi boş geçmez ve ona 9 akçelik bir maaş bağlar. ancak işler değişir aradan belli bir zaman geçer fuzuli 9 akçelik maaşını alamamaya başlar. buna tepki gösteren fuzuli şikayetname'yi kaleme alır. bu sefer tam tersi devlet büyüklerini yerer onları yerin dibine sokar. ''selam verdim rüşvet değildir diye almadılar'' cümlesi de şikayetname adlı eserde geçen en bilindik cümledir.

    edit: kelime düzenlemesi.
  • fuzuli bu sözü, kendisine maaş bağlanması amacıyla verilen tekaüd berâtını ilgili vakfın mütevelli heyetine sunma ânını tasvir için söylemiştir. söz, devamıyla birlikte şöyledir:

    "selâm verdim, rüşvet degüldür deyü almadılar; hükm gösterdim fâidesüzdür deyü mültefit olmadılar."

    sözkonusu mütevelli heyet nihayetinde fuzuli'yi "zevâyiddür, husuli mümkün olmaz..." (yani, vakfın gelirleri önceden tayin edilen kişilere, yerlere maaş vs. olarak dağıtıldıktan sonra arta kalan miktardan maaş verebiliriz, yani nanay kardeşim nanay) diyerek baştan savmıştır.

    halil inalcık, --belki biraz da vaktiyle şâh ismail'e bağlı râfizîlerden olması hasebiyle-- kendi döneminde fuzuli'nin, osmanlı edebiyat çevrelerinde pek bilinmediğini, ne türlü bir cevher olduğunun anlaşılması için zaman geçmesi gerektiğini söylemektedir. (bkz.: has bağçede 'ayş u tarab, s. 403 ve civarı).