şükela:  tümü | bugün
  • oncelikle selamlasmak yuce, insani bir eylemdir, selamlasmayanlar esektir dombilidir taocudur diyerek sozlerimize baslayalim. lakin selamlasmanin en zor (veya komik mi desem ne desem) oldugu ortam denizdir, okyanustur. yuzerken, zaten az tanidigimiz, berberimizin, manavimizin, dayimizin once bayragini sonra bacasini en son olarak da govdesini yuz metreden gorduk diyelim ve o da farketti, bize dogru yuzuyor. iste surec baslamistir artik. yuzulur yuzulur yuzulur o da bize dogru yuzeer yuzeer yuzeer... bitmeyen bu yolculukta yuzdukce icte sikinti buyur, o buyudukce agizdaki tuz eksir eksir kukurt dioksit olur, tatli-eksi yosun salatasi olur. selamlasmak , eger ardindan sohbet edilemeyecekse kisa bir surectir der isek ve birbirlerine dogru yuzen insanlarin gecisme surelerinin sonsuzlugunu da goz onune alirsak, uzaktan seyri zevk veren gozden yas getiren, ancak basa geldiginde kusturan bir etkinlige donusur. en yakin konumda ileri hiz vektoru sifirlanir, durup debelenerek yukselinir (bkz: periskop yukari), sag el havada "selam", "aleykum selaaam" denildikten sonra ciddilesilir herkes kendi yoluna yuzer. yazlik sitelerde eski alacaklilarindan kacanlarin yaninda, selamsiz sabahsiz kisiler olarak taninan insanlarin da su altindan gitmeyi tercih ettikleri ve buna dayali alternatif bir yasam sekli, bir sualti trafik yapilanmasi olusturduklari gozlemlenmektedir.

    son olarak bu vesileyle buradan butun denizcileri, basta jacques cousteau olmak uzere saygiyla selamliyorum. terliksi hayvanlara, suda yasayan ufak tefek zerzevata ve suda selamlasmak zorunda kalan, ismini su anda hatirlayamadigim nice kutsal varliga onlerindeki zorlu evrim yolculugunda basarilar diliyorum.
  • medeni bir davranistir. ücretsizdir. güleryüz esliginde yapildigi vakit ise insana anlik bir mutluluk verir. tanimadiginiz kisilere bile verdiginizde, sizden birsey eksiltmez. burdan herkese selam ederim...
  • (bkz: selam vermek)
  • serbest piyasa ekonomisinde insan ilişkilerinin de içinde bulunduğu fiziksel olguların başlangıcındaki temel etmenlerden bir tanesi toplumsal izdüşümcü bilinç yapısıdır. bu yapının temelinde en basit tabiri ile bireyler arası iletişim yatmakta ve bunu "selamlaşma" olarak tanımlamaktayız. 3 ayrı pencereden bakabileceğimiz selamlaşma olgusu kişilerin hatta kurumların iletişim yetilerini suyüzüne çıkaran faktörlerden ilki olarak lanse edilmekte.

    göz ile selamlaşma dediğimiz kavram, hareket halindeki iki yaşam formunun birbiri ile yeterli yakınlığa geldiğinde gözkapaklarının kapanması ve açıldıktan sonra göz halkalarının hafif genişlemesi hareketi ile oluşmaktadır. acele durumlarda ya da durup konuşarak iletişim kurmak istemediğimiz durumlarda uygulamaya koyduğumuz bir yöntemdir. resmidir ve bir o kadarda içedönüktür. karşımızdakinin bizim hakkında o an aklından geçenleri kestirmenin zor olduğu bir yöntemdir.

    diğer bir selamlaşma yöntemi olarak mimiksel yaklaşımların ve kısa kelimelerin kullanıldığı selamlaşma yöntemini ele alabiliriz. göz ile selamlaşma yönteminden biraz daha uzun mesafeden de uygulanabilir bir yöntemdir. bunun gerekçesi ses fonksiyonununda kullanılmasıdır ki sesin insanın fiziksel hareketinden hızlı olduğunu varsayarsak iletişim çok daha önce gerçekşemiş olur. örnek olarak "selam", "baba naber yaaa!", "iyi günler falanca bey/hanım", "hey dostum nasıl gidiyor?" gibi kalıpların kullanıldığını görebiliriz. kimi bölgelerde yöresel hitap şekilleri de mevcuttur. "hafız n'aber?", "hey moruk ne alemdesin?" vb. örnekleri kullanan kendini bilmezlerde karşımıza gün içinde fazlası ile çıkmakta. bu yöntemin işlemesi sırasında karşımızdakinin bizim hakkında düşüncelerini göz ile selamlaşma yönteminden çok daha kolay bir şekilde anlayabiliriz. gülümsemenin yapmacık olup olmadığını anlamanın yöntemlerinden bir tanesi de selamlaştığımız kişinin gözlerinde herhangi bir değişim olup olmadığını farketmekten geçiyor. bu selamlaşma yönteminde gözkapaklarımızın kapanmadığı gerçeğini ele alırsak gözsel temasında öneminin büyüklüğünden bahsetmek çok da zor olmasa gerek. göz bebeklerinde hafif bir büyüme gördüğümüzde karşımızdakinin bizden aldığı pozitif enerjinin varlığını ortaya çıkardığını biliriz. ses fonksiyonunun da var olduğu süreçte karşımızdaki yaşam formunun vurgusu bizim için başka bir ayırd edici yöntemdir.

    konu dışı olarak bahsetmek istediğim bir de mesajlaşma öğesi bulunmaktadır. sevgiliden, arkadaştan ya da bir yakından gelen bir mesajı okuyoruz.
    "selam naber, nasılsın?" dikkat edeceğimiz unsur buradaki "naber" ve "nasılsın"
    kelimelerinin sıralanış şeklidir. "naber" kelimesi "nasılsın"'dan önce gelmekte gördüğümüz gibi. yani mesajı atan varlık ilk olarak bizi değil de etrafımızdaki haberleri önemsediğini açık açık dile getirmekte. oysa ki "selam, nasılsın, ne var ne yok?" gibi bir mesaj geldiğinde önce bizim nasıl olduğumuz sorusu daha önem kazanmaktadır.

    bir başka örnek olarak bir sevgiliden gelen mesajı ele alalım. "merhaba canım, (hayatım, meleeeem, vb. bilimum lakap) nasılsın? özledim seni." burada dikkat edeceğimiz unsur "özlemdim" ve "seni" kelimelerinin diziliş sırasıdır. "özledim" kelimesinin önce yazılması kendi özleminin senden daha önde olduğunun bir işaretidir ki bu karşımızdakinin bize bencilce yaklaşımına işarettir. oysa ki "merhaba canım vb. nasılsın? seni özledim." şeklinde gelen bir mesaj da önemli olan kişinin sizi özlemiş olmasıdır ki bu insanın mesajdan aldığı hazzı hatırı sayılır bir miktar yükseltmektedir.

    konumuza dönecek olursak son selamlaşma şekli olarak fiziksel temas kullanarak selamlaşma yöntemini ele alabiliriz. bu yöntem belki de selamlaşmanın en ilkel yöntemidir. fakat bu ilkellik onu eski yapması ile topumsal iletişimde önemli bir noktaya taşımıştır. yüksek mertebede iş görüşmelerinde tokalaşma diye tabir edilen karşılıklı iki kişinin birbirlerinin sağ ellerini avuç içleri birbirine bakacak şekilde birbiri ile buluşması olarak tanımlanabilir. tuvalet temizliğinin genel toplum kurallarına göre sol elle yapıldığı bilindiğinden bu selamlaşma yönteminde sağ el kullanılmaktadır. solak insanların başlarda zorlandığı bu konu zaman geçtikçe ve tokalaşma işlemini sıklıkla kullandıkça alışılabilinir bir durum haline gelmektedir.

    karşımızdaki kişi ile samimiyet arttıkça sırası ile "tokalaşıp öpüşme", "tokalaşmadan sarılarak öpüşme", "enseye tokat burun deliğine parmak" şeklinde ilerlemektedir ve insanoğlu yaradılış itibari ile bu konuda sınır tanımamaktadır.

    toplumların, kültürlerin farklılıkları sebebi ile birçok farklı selamlaşma yöntemi ortaya çıkmıştır ve çıkacaktır. iletişimin ilk aşamasında selamlaşma karşımızdaki kişinin bizden edineceği ilk izlenimi oluşturacağı için önemi fazla, besin değeri olarak yüksek rakamları yansıtır. bu çerçevede ....bla bla bla... öyle bişey işte.. önemlidir ama ihmale gelmez.
  • "bekliyorum bir kapının önünde,
    cebimde yazılmamış bir mektupla.
    bana karşı ben vardım
    çaldığım kapıların ardında,
    ben açtım, ben girdim
    selamlaştık ilk defa." *
  • her lisanda ayrı, her kültürde farklıdır.

    hindular sağ ellerini, dışı muhataplarına, ayası kendilerine dönük olacak şekilde hafifçe yüzlerine yaklaştırırken uzakdoğulu her iki elini birleştirip öne doğru eğiliyor. batıda reverans varmış eskilerde, bizde temenna...tokalaşmak, sarılmak, el öpmek hâlâ geçerli...tazim için her nabza göre şerbet var, isteyene...söze bile gerek yok çoğu zaman, vücut dili yeterli.

    fakat yine de en güzeli, özlediğinin gözlerinin içine bakmak, taa içine...kuyunun sâdasını duyarmışcasına, kendi sâdanı onun kulağına fısıldarmışcasına...lisandan, hâlden, arzdan, beyandan azade "seni diledim geldin, beni diledin geldim" dercesine...

    ama insan her zaman gözünün gördüğünü özlemez. ya da her özlediği gözünün gördüğü değildir. işte belki o vakit, selamlaşırken, sağ el sol göğsün üstünde olabilir. pıt pıt atan kalbe "sakin ol, sakin ol, sakin ol" demek için...
  • sadece el sıkılarak yapılanını güzel bulduğum fiil.
  • bulunduğumuz coğrafyanın (ortadoğu) genel yerleşik uygulamalarına göre, büyük küçüğe, şehirli köylüye, devedeki attakine, attaki eşektekine, eşekteki yayaya, yaya durana, ayaktaki oturana, az çoğa, efendi hizmetçisine, baba oğluna selam verirmiş.
    kaynak: tuğla kalınlığında bir kitap (iş bankası yayınlarından. yalan değildir ellaam.).
  • bugün cuma hutbesinin konusuydu selamlaşmak nacizane bende birkaç düşüncemi paylaşmak isterim bu konuda.
    insan enerji kaynaklı bir varlık aynı zamanda sosyal kalabalıkta,otururken,yürürken gözgöze geldiğimiz insanlar oluyor işte o anlarda enerji geçişleri oluyor bakışlarda selam bunun zararlarını önlemenin en güzel yolu, zarar derken bilerek verilen zarardan bahsetmiyorum, yolda manasızca süzmekten bahsediyorum işte o anlarda gözgöze gelindiğinde verilecek bir selam o enerji birikimini önlüyor ha bilimsel bir araştırma değil dediğim gibi benim yorumum.
    türkiyede çevremizde bizim selamlaşmamamıza gelince o daha derin bence çünkü dünyanın neresine giderseniz gidin insanlar selamlaşır.avrupada da,amerikada da, uzakdoğuda da heryerde insanlar bizden daha çok selamlaşır bu net.bunun sebebi ise yine benim yorumum son yüzyılın yenik milleti olmamızdan kaynaklı, yaşadığı hayatın bir dayatma olduğunu bilen şanlı tarihinin bittiği ve yeniden böyle de olur diye dayatılarak yaşatılmaya çalışılan hayata uyumsuzluğumuzun bile bile lades dememizin sebebidir selamlaşmamak, içten içe biliyoruz çünkü karşımızdaki de biliyor uyutuluyoruz ve bunu selamlaşarak paylaşmıyoruz.şu anki düzeni biz kurmadık,biz kölede satmadık biz soykırımda yapmadık,biz islam adına iyilik,paylaşmak ve insanlık adına yaşadık ve yaşattık.şimdiyse görüyoruz afrika aç ortadoğu kan gölü ve birileri fazlasını istiyor o yüzden kardeşim türk selamlaşamıyor.o yüzden kardeşim islam coğrafyası kan ağlıyor.üstünde levis kotunla,rayban gözlüğünle selamlaşamassın sen doğruyol üzerinde değilsin biliyor ama yaşamaya devam ediyorsun işte bu yüzden ağzından selam çıkmıyor ülkende, yurtdışına çıktığında ise direğe bile selam veresin geliyor.
  • selam sözcüğü islam sözcüğüyle aynı kökten olup, selamet, birinden salim olma, teslimiyet anlamlarını içerir. hristiyanlıkta da selam ve selamet, ruhsal kurtuluş kavramları aynı kökten (salve) gelir. selamı büyüğün küçüğe vermesi esastır. böylece güçlü olan zayıfı gözetmiş olur. şehirli köylüye, devedeki attakine, attaki eşektekine, eşekteki yayaya, ayaktaki oturana, az çoğa, efendi hizmetçisine, baba oğluna selam verir denmiştir.
    kime selam verilemeyeceği de ilmihallere konu olmuştur. örneğin, klasik kaynaklara göre ibadetle meşgul olanlara, satranç türünden oyun oynayanlara, kumar oynayanlara, içenlere ve şarkı söyleyenlere, aşikar günah işleyenlere, yabancı kız ve genç kadınlara, kadınlara bakanlara selam verilmez. 4 halde ise selam, yalnız bu hal süresince verilmez: zevcesi ile meşgul olana, avret yeri açık olana, abdest bozmakta olana, yemek yemekte olana.