şükela:  tümü | bugün
  • öpüşmeler, tokalaşmalar, kafa tokuşturmalar, sarılmalar, merhabalar, selamaleykümler, eğilip-bükülmeler, gözleriyle selamlaşmalar.. içinde tanışma yoksa selamlaşmak çok saçma geliyor bana. ortama direkt dalmak geliyor içimden. ortamın çok ayıp bir şeymiş, bir eksikmiş ya da nezaketsizlikmiş gibi algılayacağı için selamlaşmak zorunda kalıyorum.

    ilk selamlaşanlar askerlermiş. tabiki rütbesiz askerin rütbeliye, rütbelilerin de daha rütbeliye selam vermesi ile başlamış selamlaşma. burada, bu ilk selamlaşmada rütbesizin ya da erin yalakalığı mı korkusu mu saygısı mı söz konusu belli değil. belki de rütbelinin talebidir. üst olduğunu gösterme, hükmü altında olduğunu hatırlatma ya da karşısındakine haddini gösterme. velhasıl selamlaşmanın başlaması her ne açıdan bakılırsa bakılsın aşağılık bir şey, normal değil. gelişimi de öyle:

    sonraları bu bilginler arasında da yaygınlaşmış. daha bilgisiz bilgili karşısında selam durmaya başlamış. daha sonra ise zenginler ve fakirler arasında başlamış. fakir zengine selam durmaya başlamış.

    en sonunda bu ayrımcılığa, bu ilkelliğe son vermek yerine herkes birbirine selam versin denilmiş. artık selam vermemek bir aşağılama olarak görülmeye başlanmış. bugünlerde durum bu yani. çok eskiden gelen bir aşağılamanın, ayrımcılığın bir tezahürü bu selamlaşma.