şükela:  tümü | bugün
  • pascal'da bir object'in kendi instance'ina point eden pointer.. c++'ta bu this diye gecer..
  • ingilizce'de "kendi", "kendin", "cameron diaz" anlamlarina gelen bir kelime..
  • (bkz: ayna)
  • delphi pascal'da self anahtar kelimesi, cagirildiklarinda tum yontemlere otomatik olarak gecilen mutlak bir parametreye karsilik gelir. self, etkin nesneye bir gonderme olarak tanimalanabilir ve dil tarafindan bir yontem icinde o spesifik nesnenin alanlarina gonderme yapmak icin kullanilir. aslinda ayni class'dan bir kac object deklare ettigimizde, bir yontemi bu nesnelerden birine uyguladigimiz zaman yontem sadece onun verileri uzerinde islem yapacak ve diger nesneleri etkilemeyecektir.
  • carl gustav jungun analitik kuramında kişiliğin komponentlerinde bulunan arketiplerden bir tanesidir. (diğerleri; persona, anima, animus ve gölgedir.)

    ''merkez arketiptir. diğer arketipleri ve onların bilinç düzeyinde ortaya çıkışlarını düzenler, örgütler ve kişiliğin bütünleşmesini sağlar. eğer bu bütünlük sağlanırsa, kişinin kendini gerçekleştirdiği söylenebilir.

    kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için, ego ile işbirliği içinde olması gerekir. eğer ego self arketipinin çağrılarına uymazsa, bilinçdışı içeriğin self'e ulaşmasına izin vermezse, kişi kendini tanıyabilme olanağından yoksun kalır.

    kişi, bilinçdışı dünyasını bilinçlendirdiği oranda kendisiyle uzlaşır. bilinçdışı kaynaklarını tanıyabildiği oranda kendisiyle çatışmaz ve çevresine de o oranda hoşgörülü olur. self (ben) arketipinin gelişmesiyle, kişi kendini daha iyi tanımaya, algılamaya ve anlamaya çalışır.''
  • öz. ego bilincin merkezidir, ancak self hem bilince hem de biliçdışına ait olanı kapsayabilir. kişiliğin birbirinden ayrı ögelerine ve bilinçdışındaki süreçlere karşı toplayıcı bir mıknatıs gibi işlev görür ve egonun bilincin merkezi olması gibi self de bu bütünlüğün merkezidir.

    self, doğu'daki biçimiyle -atman parusha, brahman- gibi bilinen bir felsefi kavram durumundadır. hindu düşüncesinde öz(self), yüce ilke, varlığın yüce 'bir'liğidir.

    (bkz: ego)
  • active directory de tutulan kullanıcı, grup veya bilgisayar hesabına ait acl de bulunan özel bir grup hesabıdır. söz konusu hesaba ilişkin bilgilerin okunması ve değiştirilmesi gibi haklara sahiptir. örneğin kullanıcı hesabı acl inde self group una atanan yetki ile kullanıcı kendi hesap bilgilerini kendisi değiştirebilir
  • ricoeur “kendi”liği, oradan geçmişimize dair anlatılar “kurabileceğimiz” bir soyut nokta olarak görür – bu kendi anlatının “kim”ine verilen cevaptır. ne var ki, bu anlatısallığa indirgenen kendilik sorununda iki temel sorun belirir? bu anlatıların gerçekliğine dair sorundur. birinin “samimi” bir şekilde anlatı oluşturması bir garanti oluşturmaz. burada bazı kriterlerden söz edilebilir. örneğin, içsel tutarlılık, dışsal tuturlılık ( başkalarının onayı) v.s gibi. bunun yanında, ricoeur kendilik sorununu aydınlatmak için bir ayrıma gider. aynılık olarak özdeşlik (idem) ve kendilik olarak özdeşlik(ipse). birincisinde, bütün değişimlerin ötesinde aynı kalan bir töz düşüncesine gönderiliz; ikincisinde ise “ben neyim” sorusunun eşlik ettiği ve üstüne düşünmeye zorlandığım bir zamansallık boyutu açılır, yani her seferinde değişen amaçlarım, benimsediğim değerler v.s.. fakat kendilik sorununu anlatısallığa indirgediğimiz zaman gerçekten sorunu çözmüş olur muyuz? deneyimlerimiz anahtarlık gibi sahip olduğumuz bir şey değil, onlara eşlik eden öznel bir “his” de vardır, yani o deneyimin aynı zamanda nasıl bir şey olduğu. deneyimin öznelliğe gönderen yanı, yani “nasıl bir duygu (şey)” olduğu şöyle bir ayrımda daha net görürüz: nesnenin özne için nasıllığı ve “nesne deneyimi”nin özne için nasıllığı. buradan nesne ile nesnenin deneyimi yani nesnenin verilişinde bir öznel deneyim unsurunun da ortaya çıkması vardır. bu nesnenin deneyimdeki öznel yanı, birinci-şahıs bakış açısını ihmal etmek, yani nesnellik yanılgısına düşmek olur-fakat bu üçüncü-kişi bakış açısı olmadığı anlamına gelmez. kısaca, bir deneyimin bir özne için “nasıl bir şey(duygu)” olduğu deneyimin nesnesinden ziyade, bu nesnenin bana nasıl verildiği ya da deneyimlendiği ile alakalıdır.hiçbir zaman bir nesneyi doğrudan doğruya deneyimlemeyiz. her zaman belirli bir tarzda deneyimleriz. örneğin, yargılanmış, tanımlanmış, görülmüş v.s olarak. deneyimsel özellikler kırmızı veya mavi gibi değildir bunlar nesneye çeşitli erişim tarzlarımıza aittir. yani, aynı nesne kendini çeşitli erişme tarzlarının her birinde farklı sunar. nesneye her yönelişimizde farklı verilme tarzları vardır. her ne kadar nesneye erişme tarzlarında farklılık olsa da, bütün deneyimlerimize eşlik eden “benimlik” vardır. örneğin, acı duyduğumda ya da acıktığımda bunları yaşayanın öznesinin “ben” olduğum dolaysızdır. fakat bu bilinçli-ben’den ayrılmalıdır. burada tematize edilmemişlik vardır. her deneyime eşlik eden kendi deneyimin üstünde ya da deneyimle dışsal ilişkide bir şey olarak görülemez( kant’ın her deneyime eşlik eden ve hiç değişmeyen formel “ben”i gibi) bilinç akışına dışsal olarak durmaz, her deneyimde bu zaten mevcuttur. kısaca, burada anlatısallık olarak kendilikten daha kökensel olan bu kendi kendine gönderme yapan kendiliğin çekirdiği dediğim bir göndergeselliktir.

    şunu da eklemek gerekir: kendi deneyimde verili olmadığı ya da sonradan uydurulduğu ya da yansıtıldığı yollu hume- nietzsche çizgisindeki self kavrayışının yargısal ifade karşılığı “masanın farkındayım” değil “masanın farkındalığı var” şeklinde edilgen bir yargıdır. bütün son dönem düşünceyi belirleyen olay düşüncesinin v.s kökendinde bu her türlü kendiliğin fes edilmesi yatar.
  • (bkz: indüktor)
  • ilginc bir tesaduf olaraktan, telefonumda kendi numarami kaydettigim isim. yazar ayni zamanda, var herhalde.