şükela:  tümü | bugün
  • antalya merkeze yak. 2 saat uzaklıkta yer alan, beşkonak beldesi sınırları içerisinde antik bir dağ şehri. antik coğrafya sınırları baz alındıgında pisidia bölgesi'ne düşen bu şehir, aslında bir çok bakımdan daha güneyindeki pamphylia şehirleri ile ortak özellikler içeriyordu. yaşam kaynagını köprüçay (eurymedon) nehrinin oluşturduğu selge, nemli ve bogucu antalya sıcagında kaçılacak bir cennet gibi. kalıntıların çogunun, tiyatro dışında, ilk bakışta hangi yapıya ait oldugu anlaşılamasa da, dikkatle gezildiginde bunların ne olduklarını keşfetmek oldukça keyifli. antik kentin içinde yer alan köyün ismi ise zerk, açıkça selge'den devşirilmiş. buranın köylüsü, denize yakın olanlar gibi parayla oynamıyor. aksine, sadece bugday ekip, gelen üç beş ziyaretçiye kendi yaptıkları takılar, oyalı yazmalar ve tahta kaşıkları satmak için çırpınıyorlar. antalya sınırları içinde hemen hemen bozulmadan kalmış bu köy ve selge, igrenç bir şehirleşmeyle tecavüze ugramış antalya'da nefes alınabilecek bir yeryüzü cenneti gibi adeta.
  • yıl 1991.
    buraya bir yaz günü bir turist kafilesi ile gitmiştim.
    benim aklımda kalan iki önemli ayrıntıdan birisi;
    burada karşımıza çıkan insan tiplerinin kesinlikle ne antalyalılara ne de türklere benzemedikleri idi.
    daha beyaz tenli ve renkli gözlü kızları da çok güzel olan bu insanlar aynı zamanda alabildiğine vahşi idiler.
    kah vahşi kızılderililere kah uygarlıkla tanışmamış vahşi kabilelerin bireylerinin davranışlarına benzettim, bu insanların davranışlarını.
    tipleri ise; bu insanların türkler, müslümanlar henüz bu topraklara varmadan önce düşmanları tarafından zarara uğramamak için bu yüksek yerlere kaçıp saklanan eski uygarlıkların torunları olduklarını düşündürttü bana.
    diğer konu ise;
    turist kafilelerine adeta toplu saldırılar düzenleyen çocuklardı.
    gerçekten yüzlercesi kaçan bir hayvanın peşinden koşan ilk insanlar gibiydiler.
    şaka gibi ama değişik çocuk grupları yüzlerinde büyüklere ilişkin ifadelerle sanki turistleri kesip yiyeceklermiş gibi kendi alanlarından turistlere toplu "saldırılar" düzenliyorlardı.
    lkokul çağındaki önlüksüz yüzlerce çocuğun (abartmıyoruam yüzlerce çocuk)
    oraya çeşitli araçlarla gelen turistleri taciz edip korkutuyorlardı.
    şundan kesinlikle eminim ki ailelerinin onayı ile davrandıkları belli olan bu çocuklar turistlerden para eşya vb bir şeyler koparabilmek için son hızla sağa sola koşturuyorlar buldukları turistlerin üzerine "abartısız" çullanıyorlar.
    hatta kiralık bir araçla oraya ulaşan,orta yaş üzeri batılı bir turist çiftin araçlarını çepeçevre saran koşturup bağıran çocuklar çifti öyle korkutmuşlardı ki,kadının yüzündeki korku ifadesi hala gözlerimin önünden gitmiyor.
    çocukların çoğunda sırt çantası olduğunu da gözlemlemiştim ama turistlerden alınan ya da elde edilen ya da hediye kabul edilen sırt çantalarıyla sağa sola koşturup ama gerçekten insanları korkutan bir atmosfer yaratarak koşturup turistlerden bir şeyler koparmaya çalışıyordu bu çocuklar.
    dönüş yolundaki turistlerde ise ne maceraydı be bakışıyla bir rahatlama gözlemleniyordu.
    benim aralarına karışarak gittiğim turist grubundan bir adam köyden uzaklaşırken " sürrealist bir maceraydı" demişti.
    o zamandan beri gitmedim buraya şimdinin çocukları nasıl davranıyorlardır bilemem ama geçen zaman için
    de turistlere alışmışlardır herhalde.
  • bu antik yerde şu an ikamet eden köylüler inanılmaz bir fakirlik içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışmakta. oldukça yüksek bir dağ köyü olan selgeye şu an altınkaya ismi verilmiştir. milli park vasfında olduğu için köylünün tapusu yoktur. çevirdikleri yerleri ekip diken bu dağ köylüleri, yabani çilek ağacından yaptıkları kaşıkları ve süs eşyalarını satarak hayatlarını idame ettirmeye çalışmakta. sahibi oldukları birkaç keçiyi ise başıboş bırakmışlar. bir de dağ inekleri var ama bu inekler bildiğiniz ineklerden değil, minyatür boyutlarda inekler. çoğu bir keçiden biraz daha büyük. buranın halkı o kadar fakir ki, normal şartlarda bizle muhatap olmadan otlaması gereken inek, kayaların arasında zorla bulduğu otları bırakıp elimdeki poşete kitlendi kaldı. elimdeki poşette biraz üzüm ve kavun vardı. dayanamadım kavunu ve üzümü açlıktan ölmek üzere gibi duran küçük ineğe verdim. insanları da, inekleri gibi zayıf, kısa boylu ve çelimsiz insanlar. zaten pek fazla genç nüfus kalmamış. sürekli gelen ziyaretçilere birşey satmaya çalışan birkaç kadın var sadece. memleketim dediğim antalya'nın çoğu yerine gittim, gittiğim yerlerde ise pek çok insanla tanıştım ama selge kadar inanılmaz bir fakirliğin olduğu yer görmedim diyebilirim. tarihi eser olarak ise antik tiyatrodan başka pek bir şey kalmamış. bu tiyatronun da içerisinde birkaç keçi, bir tane zayıf inek ve bana süs eşyası satmaya çalışan teyzeler vardı.
  • pisidia bölgesinde bulunan, antalya ilinin, manavgat ilçesinin, taşağıl beldesi kavşağından, köprülü kanyon milli parkı istikametinden devam ederek varılan, müthiş ötesi bir antik kenttir.

    burası 1. derece sit alanı olduğu için etrafında bir tek çivi dahi çakamazsınız. ama gelin görün ki vakti zamanında antik tiyatronun dibine birkaç ev yapılmış. ve yaşayanlar olduğu için o birkaç ev yıkılmıyor. artık o taş evler de oranın simgesi olmuş.
    görsel bu da mobilden göremeyenler için link: .....

    pisidya dilindeki eski ismi stlege 'dir.

    antik kentte bulunan köyün ismi zerk 'tir.

    zerk köyünün de günümüzdeki ismi altınkaya 'dır.

    dünyaca ünlü peri bacaları 'nın bir değişiği olan, konglomeralardan meydana gelen adam kayalar da bu antik kentte bulunmaktadır.

    yine günümüzde bir reklam ile tanınırlığı artan tazı kanyonu da burada bulunmaktadır.

    tarihi anlatmakla bitmeyecek enfes bir yerdir...

    bu da bonus olarak 1990 yılına ait zerk ve civar köylerden kilim belgeseli : .....
  • antalya il sınırları içerisinde bir antik kent.
    bir de doğan kız çocuğuna isim.
    memlekette kaç tane vardır bilmem ama ben bundan 30 sene önce birini tanımıştım.. şimdilerle 50’lerinde olmalı.