şükela:  tümü | bugün
  • ing. kenar demektir. jean pantalonunuzun paçasını kıvırdığınızda bazen bir bakarsınız kırmızı, lacivert gibi renklerde kumaş parçası vardır. pantalonun iç yan dikişine dikilen bu detaya denim terminolojisinde selvedge denir.
  • tekstil kariyerim boyunca en çok denim'den keyif aldım. denim'le uğraşmanın da en keyifli kısmı selvedge'di.

    selvedge kumaşların kesinlikle kendilerine has bir karakteri var. genellikle diğer denim kumaşlarından daha kalın/ağır oldukları için çok daha uzun bir kullanım ömrüne sahipler. uzun kullanım ömrü de bu kumaştan yapılmış ürünlere zaman içinde, en pahalı yıkama işleminin bile veremeyeceği bir "yaşanmışlık" hissi veriyor.
    ürünlerdeki bu "yaşanmışlık" hissinin bir diğer sebebi de, selvedge kumaş sektörünün lideri olan japonlar'ın (kurabo, kaihara, nisshinbo, v.s.) yaptıkları işi çok iyi bilmeleri; kumaşın dokumasında ve finish'inde uyguladıkları teknikler kesinlikle selvedge'in ruhunu en doğru şekilde yansıtıyor.

    1-2 sene öncesine kadar türkiye'de selvedge denim satan çok fazla marka yoktu. bunun sebebi, belki de, selvedge kumaştan yapılan ürünlerin diğer ürünlere göre daha pahalı olmasıydı. evet selvedge pahalıdır; çünkü bu kumaşın dokunduğu tezgahlar, denimin endüstrileşmesinden önceki dönemde geliştirilmiştir ve kumaşın en fazla 85-90 cm eninde olmasına müsaade eder (bugün kullanılan standart dokuma tezgahlarında ortalama kumaş eni 145-150 cm civarindadır). kumaş eni dar olduğu için selvedge kumaştan imal edilen bir denimin birim sarfiyatı normal denimin yaklaşık iki katıdır.
    ayrıca, selvedge ürünlerde kumaş kenarının, ürünün belirli noktalarına denk getirilmesine (yan dikişler, cep ağızları, v.s.) dikkat edilir. bu detay imalat aşamasında kalıp yerleşimini etkiler; haliyle kumaş sarfiyatı da biraz daha artar.
    türkiye’deki denim alıcısı kitle son yıllarda ciddi anlamda büyüyünce özellikle büyük denim markaları selvedge ürünlerini de pazara sokmaya başladı.

    selvedge ürünler genelde “raw” görünümlü olarak piyasaya sürülür, yani üzerlerinde çok fazla yıpratma, eskitme, yıkama efekti olmaz.
    bunda, yukarıda bahsettiğim gibi, selvedge’in günümüzdeki en sıkı takipçileri ve geliştiricileri olan japonların etkisinin olduğunu düşünüyorum.
    japonlar, görünümlerinin kendilerine özgün olmasına ve giydikleri kıyafetlerin bir hikayesinin olmasına dikkat ederler. bu açıdan, yıllarca giyilebilecek dayanıklı ve zamanla kendine has görüntü elde eden selvedge denim bulunmaz nimettir. zaten denimin atası olan selvedge pantolonlar, ceketler çok uzun yıllar boyunca bu şekilde “raw” satılmıştır.
    japon gençler birbirinin aynısı eskitilmiş kıyafetler yerine, yıkanmamış-ham denim ürünler alıp kendi kafalarına göre yıkayarak (ya da aylarca yıkamayarak), zımpara ile sağını solunu eskiterek bir anlamda modifiye ederler. bunun sonucu olarak evisu, prps, sugarcane gibi japon denim markaları da, sattıkları ürünlerin üzerine birer parça zımpara kağıdı iliştirerek müşterilerine “bizi yıkamayla uğraştırmayın, alın zımparanızı, kafanıza göre takılın” demişlerdir (yakın zamanda bizim yerli markalardan bir kaçı da aynı konsepti uyguladı ama türkiye’de kim zımparayla falan uğraşır, onu bilemiyorum)
    bütün bunların yanında, selvedge ürünlerin “raw” olarak satılması biraz da satış stratejisi gibi geliyor bana. gerçi şimdiye kadar çalıştığım hiç bir müşterim bunu direkt itiraf etmedi ama zaten kumaşından ötürü pahalıya mal olan selvedge bir pantolonun üzerine bir de yıpratma, eskitme, bleach, reçine gibi işlemler eklerse fiyat iyice havalara uçacağından, birçok marka “selvedge pantolonun olayı budur; üzerinizde eksimesi lazım” diyerek fiyatlarını makul seviyelerde tutmaya çalışıyor. selvedge ürünlerin üzerinde göreceğiniz uzun yazılı uyarı kartları da aslında bunu anlatmaya çalışır.

    eğer denime meraklıysanız gardrobunuzda selvedge bir (hatta mümkünse birden fazla) pantolonun olması şiddetle tavsiye ederim. paçasını kıvırarak giyeceğiniz için sneaker’ın veya botun üzerine aynı rahatlıkla giyilebilir (her denim pantolonu her ayakkabı ile kolay kolay kombinleyemezsiniz). iyi bir selvedge denim, üzerine sadece beyaz t-shirt’le bile giyildiğinde son derece şık durur. yine paçasını kıvırarak giyeceğiniz için pantolonun boyu biraz uzun bile olsa kısalttırmaya gerek kalmaz, bir kez fazla kıvırırsınız olur biter.
    paçanın kıvırma payı kişinin zevkine göre değişmekle birlikte çalıştığım birçok farklı müşteri bu payı 4-5 cm civarında tutuyor ki bence de gayet hoş duruyor. tabii daha uzun kıvırarak ortalıkta red kit gibi dolaşmak isterseniz, o da zevk meselesidir, karışılmaz.

    piyasada farklı fiyat aralıklarında birçok selvedge ürün bulmak mümkün. diesel, g-star nisbeten daha pahalı ama selvedge’larında en iyi kumaşçılarla çalışıyorlar. levi’s, jack&jones gibi markaların fiyatları daha makul ve bildiğim kadarıyla daha çok türk selvedge’larını tercih ediyorlar (isko, gap, bossa, v.s.).
    bir de bunlardan ayrı olarak selvedge’in ağa babaları diyebileceğimiz evisu, prps gibi markalar var ama onları türkiye’de bulmak biraz zor. bulunsa da çok fazla seçme şansınız yok. yurtdışında, saydığım markaların hepsinin geniş selvedge koleksiyonları mevcut. sırf bu yüzden zaman zaman metzingen’e (stuttgart yakınlarında, diğer adı outlet city) gidip ortalığı talan edesim geliyor.

    özetle, selvedge iyidir, denimin şahıdır; biraz pahalıdır ama her kuruşuna değer.
  • guzel, hoşbir denim kumaş çeşididir ama kullanmasını bilene! bir kere el boyar bunlar, el de değil herşeyi boyarlar yıkanmadan işlem yapılmadan satıldığı için. bu ürünlerden aldıkları mağazalar geri getiren çoktur, donumu boyadı elimi boyadı diye. bu denim pantalonu giyenin biraz da pis bir adam olması lazım; aldığın pantalonu en az 6 ay yıkamadan giyeceksin ki kişiselleşsin, senin olsun, hep aynı yere koyduğun cüzdanının izi çıksın...

    cool adam işidir, öyle bilmem nerenin ceo'su bu pantalonu sırf pahalı diye alıp giyince kıçına palyaço gibi yapar adamı!

    zordur kullanması ama ilk 6 aydan sonra mükemmel bir denim pantalonunuz olur, giymeye kıyamazsınız.
  • üretim metodlarının değiştiği 70'li 80'li yıllarda amerikalıların elden çıkarttığı makineleri toparlayan japonlar almış yürümüştür.

    (bkz: okayama)
  • japonca da kulak demek olduğunu okumustum,
    denim lover birisi olarak en çok sevdiğim kumasdır diyebilirim.
    hem atmaya kıyamam hem bakamalara,
    evimde masa örtüsü olarak da halı olarak da kullanmak istiyorum o kadar seviyorum yani.