şükela:  tümü | bugün
  • aynı türdeki (bkz: musallat) filminin yarattığı gerilim ve korkuya yaklaşamamış başarısız türk korku filmi.
    efendim semum adlı filmimizi izleyemenler için kısaca hikayesini ve filmi anlatmak isterim.

    --- spoiler ---
    canan ve volkan isimlerindeki kafiyenin yarattığı hoşluğa da aldanarak evlenirler. canan ve kariyer ne de çcouk yapmış modern bir bayandır. volkan ise otomatik cam kapısı olan büyük bir şirkette takım elbisesi üzerinde iken işaret parmağı ile sağı solu göstermekle görevli bir üst düzey yöneticidir.
    bu şirin çiftimiz ve kızları damla (ki kendisi kedidir) ceplerinde 550 bin (birimini bilmiyorum artık) tiko parayla ev aramaya çıkarlar. yavşak bir emlakçının gösterdiği villayı gezerler. canan villayı gezer ve sevinç içinde kocasına koşarak "hayatım bu paraya bundan daha kasvetli, daha karanlık, daha berbat, daha ahşap bir ev alamayız, tam istediğim gibi lütfen alalım" der. adamda karısını kırmaz ve derhal eve taşınırlar. günler geçer eve yerleşirler. volkan her gün işine gidip parmağıyla sağı solu işaret edip bilmem kaç bin dolar maaş almaya devam eder, canan kah komşularla kavga ederek kah bahçıvandan kıllanarak günlerini geçirirler. cananın bir arkadaşı ev ziyaretine gelir, nazar boncuğu tablosu hediye eder vs vs. (canan tabi bu esnada içinden "ulan mini cooper'a biniyorsun getirdiğin hediyeye bak, hiç olmadı bi borcam getirirsin" diye geçirse de bunu açıkça söyleyemez.
    genç çiftimiz yeni evlerine alışmaya çalışırken zamanla canan kızımıza bi haller olmaya başlar, garip rüyalar adam silüetleri falan görmeye başlar. bunu her ne kadar volkanla paylaşmaya çalışsa da volkan pek iplemez, ses görüntü algılama falan diye afilli cümleler kurup sakinleştirmeye çalışır karısını. karısı mevzuyu uzatınca, "lan allahsız karı, akşama kadar vergisiydi ssk'sıydı, nakliyesiydi, bunlarla uğraşıyom kafam bi milyon oluyo zaten, akşam da evime gelip ayaklarımı uzatıp forşt forşt diye erik yiyip maç izlemek isterim ben" diye azarlıyor bunu bi güzel. günler böyle geçerken volkan arkdaşımız 3 kapılı cipi ile evden çıkarken evin kızı damlayı (hatırlatırım kendisi kedi) h.ssktir ve civuaakkk efekti eşliğinde ezer. "ulan şimdi bu karının ağzından hayatta kurtulamam" diye düşünerek bahçıvandan kediyi gömmesini ve olayı unutması ister. akşam karısı kediyi sorunca da "ya biliyosun onunda bazı ihtiyaçları var pompa ister o da" diyerek gerçekten bir kızları olsa aslında ne kadar modern bir baba olacağının sinyallerini verir. "gel hadi akşam dışarıda yemek yiyelim" der karısına ve biz izleyiciler derin bir ohh çekeriz ferah bi mekan görücez diye. lakin nasıl buldularsa artık, evden daha bi kasvetli daha bi sıkıcı restoranta giderler. "kardeşler pide salonuna" gitseler daha iyiydi diye düşünürüz ama nafile.
    artık canan kızımız gittikçe daha kötü bir hal almıştır.bu arada canan kızımız artık evdeki varlığı net şekilde görmeye başlamıştır. seganın ünlü karakteri sonicten başkası değildir bu. üstelik 3 boyutlu olarak modellenmiştir. ve çok kötü şekilde bir gece kızımızın içine sonic kaçar. artık canan kendisini kontrol edememekte onu elinde sega oyun kolu bulunduran birileri kontrol etmektedir. öyleki volkan bunu bir akşam yan evde oturan adamı kesmeye kalkarken yakalar. adamdan binbir özür alır kadını eve getirir, "kızım sen napıyon, adam ya şikayetçi olursa, jandarma bölgesi kızım burası polis bi şekilde tamam da jandarma affetmez kızım adamı, başçavuşla üsteğmenle muhabttap ettirme beni" diye bağırır ve karar verir cananı psikiyatriste götürmeye. klinikte doktor buna bikaç afili laf eder aynalar yansımalar falan fistan, tabi canan buna öyle pis bir bakış atarki, doktor tırsar ve içinden "o son lafı demesem iyiyidi sanki" der. bunlar ayrılırken doktordan, doktor volkana "bişi yok yav iyi maşallah, akşamları suya biraz kolonya döküp içiriver bişeyi kalmaz" falan der. ama tabi işler böyle değildir. canan artık iyice çığrından çıkmış etrafa saldırmaya başlamıştır. volkan bi gün çaresiz bunu bileklerinden yatağa bağlar ve "aman yetiş" diye doktoru arar. doktor koşar adımlarla eve gelir ve yatak odasına girer. cananı bileklerinden yatağa bağlı halde görünce "vaayyyy basic instict fantezisi haaa, köftehorlar siziiiiii" şeklinde sulu bir şaka yapar. canan korkunç şekilde hönkürünce "ehöm ortamı yumuşatmak için şeyetmiştim" der. neyse doktor bakıyor buna evde olcak gibi değil, "abi bunun motoru falan yanmış hep burda olmaz bu tükkana götürmek lazım" gibisinden bişiler der volkana. volkan tabi hemen kabul etmez "tamam ustam biz bi bakalım da olmazsa kendimiz getiririz" der. şirketten, henüz parmağıyla sağı solu işaret etme seviyesine ulaşamamış arkdaşını arar. arkadaşı gelir bakar. " hafız bu böyle doktorluk kliniklik bi iş değil" der."bizim bi arkdaşın başına da gelmişti de hoca çözdü bu işi" diye devam eder. volkan tabi kabul etmez " manyak mısın yaaa koca şirkette parmağıyla sağı solu gösteren adamım ben, hocayla mocayla işim olmaz" dese de arkdaşının "olm seyfi abini adını veririz fiyatta güzelikte yapar diyerek volkanı ikna etmeyi başarır. derhal hocanın 3hmm(3 harlilerle mücadele merkezi) adli şirketine gidip alır gelirler bunu. tabi giderken ön koltukta oturan volkanın arkadaşı, dönüşte bütün yancılarda olduğu gibi, gelen 3. kişiye ön koltuğu bırakıp arkaya oturur. neyse hocamız evin içinde incelemeler yapmaya başlar, hatta bi yerde tam harmandalına başlıcakmış gibi bi hareket yapsada başka bişey yapar ve biz izleyenleri dumur eder. evin sağında solunda dolaşırken 13 yazısını görür. "hay ananı lan bugün ayın 13. gelir geçici verginin son günüydü" diye düşünür. efendim akabinde hoca efendi bu sonic'i tanır konuşur laf atar kızdırırır falan derken, birden ortalığı sivrisinek basar. hoca efendi cebinden telefon defterini çıkarır belediyeni telefonu arar falan. derken birden bunlar mortal kombat aleminde dövüşmeye başlar.hoca hafiften tırsar ve tekrar cebinden telefon defterini çıkararır " kaçtı ..mınakoyim bu ghostbusters'ın cebi" diye aranırken birden iman gücü gelir buna. tabi doğal olarak hoca bunu flawless victory yaparak döver. tam fatality yapacakken de "hay ..mına koyim elim kaydı tuşa basamadım yoksa veriyodum fatalityi " gibisinden bişiler zırvalar. neyse herkes kurtulur iyidir hoştur ve bütün bunları yapanda aslında canan arkadaşı banuymuştur. bu banu cezalandırılmalıdır derken liu kang olaya dahil olur. bunu direk mortal kombat alemine alır ve orda ejderhalı mejderhalı ateşli falan bi fatality yaparak olayı bitirir. the son.
    --- spoiler ---

    umarım iyi vakit geçirmişsinizdir. (filmi izlerken değil entryimi okurken)

    --edit: yav bütün volkanları hakan diye yazmışım
  • baş rol oyuncusunun (bayan x) (ismi yazıyodur buralarda bi yerlerde, yaptığı beyanattan sonra adını anmayacağıma and içtim)
    "benim de başıma benzer olay geldi, 15 yaşlarındaydım, üzerime yeşil, sivri dişli, çocuk gibi bişey oturdu." açıklamasıyla içimi titrettiği, bam telime dokunduğu.
    arkadaşım 2008 yılındayız. (ahahah vaktiyle benzeri açıklamaları "arkadaşım ms. 500'deyiz artık bi gelişin!" diye yapanların olduğuna da adım gibi eminim) uyku felci geçirmişsin haberin yok. yanaklarından öptüm. allah rahatlık versin. (bkz: enter sandman) (bkz: yattım allah kaldır beni)
  • animasyonları yapan elemanların, ` :dilim varmıyor` doom 2 yi gördükten sonra " oha grafiklere bak, bunları aynen filmde kullanalım" diyerek, ve bunu 10 sene sonra hayata geçirerek filmin genel yapım şeklini sekteye uğratmamışlardır. ` :calip cirpmak`

    bir filmin fragmanı korkutmak amaçlı iken sessiz salonda sadece gülümsetmekle kalmıyor, anırarak gülmenize sebebiyet veriyorsa; o film hayatınızda ki en kötü filmlerden biri olacaktır. en kötü film ödülüne layık olup olmadığını ise izleyip göreceğiz. ` :allah saklasın`
  • her haltı anlarım. imkanlar bu kadar, korku filmi anca bu kadar çekilebiliyor memlekette...

    ama gerçek bir hikayeden alınmıştır diye yapma reklamını be güzelim.
    ya yemişler hasan karacadağ'ı, "hocam bizim arkadaşın başına geldi" diye önceki gece seyrettiği exorcisti anlatmış bazı kankaları.
    ya da gidip sorunca "nedir bunun gerçek hikayesi?" diye iç cebinde exorcistin senaryosunu çıkartacak "bak hikaye, gerçek dokun bak, eki eki eki" yapcak bize.
  • türk gençliğine yeni geyik kapıları açacak, bir iki hafta korkutmak şöyle dursun yüzümüzü güldürecek gündem çıkaracak, "olmayacağı" fragmandan belli olan film.. hadi yaratık (cin, semum, deccal, dabbe, yecüc, edi, blanka, her neyse..) tasarımı aşırı uyduruk ve yaratıcılıktan yoksun bir bayağılıkta olmuş, bir şekilde yedik diyelim.. ama imamla yaratığın "vs" modunda karşı karşıya geldiği ve arkaya bol kırmızı çalınmış konstantin'in cehennem tasvirinin 5. sınıf kopyası gibi duran o sahne neydi ya? din öğeleri korku filmleri için her zaman büyük ekmek kapısı, buradan güzel örnekler çıkarabilecek kadar ürpertici ve zengin bir din-kültür sentezine sahibiz.. güzelim konuları şu kıyrıtık yapımlarla harcamayın gözünüzü seveyim..
  • hasan karacadağ’ın zavallı bir oyuncu kadrosuyla çektiği semum’da, hollywood korku klasiklerinden, uzak doğu popüler korku sinemasından, islam terminolojisinden kimi özellikleri, ikonik elementleri bir araya getirerek bir kolaj oluşturmaya çalıştığı söylenebilir.

    uğursuz 13 rakamı, yaradılış öyküsü, exorsizm, perili ev klişesi, meşum yan-karakterler, evlilik korkuları, katastrofik öyküler belli başlı nitelikler olarak göze çarpıyor. william friedkin’den (the exorcist), dario argento’dan (kamera kullanımı açısından; opera, non ho sonno, inferno, tenebre gibi filmler), mary lambert’tan (pet sematary) esintiler var. saygı duruşu ya da gönderme olarak düşünülebilir. çok titiz kamera açıları bulunmasına karşın basit bir filmdir. oyunculukların zavallılığı yüz kızartıcıdır.

    film noir bağlantıları: özellikle kamera açıları, yamuk kadraj seçimleri, ışık-gölge çalışmaları stilistik anlamda noir evreninden yararlandığını gösterir yönetmenin. tematik bağlamda; yeni evli güvensiz çift tipolojisi, bastırılmış cinsellik, kıskanç figürler, tekinsiz burjuva yaşamı karanlık öykünün çatısını oluştururken yönetmenin aynı zamanda filmin senaristi olarak üzerinden geçtiği meseleler olduğu söylenebilir.
  • fragmanından anladığım kadarıyla yılın en iddialı komedi filmi. öyle ki; tam arkamda oturan 70 ile sonsuzluk yaşı arasında ki teyze gülmekten koltuğumu yumruk manyağı yaptı. bu arada kocası olduğunu düşündüğüm amca da fragman bitip film başladıktan dakikalar sonra bile "bööğğğğ" tarzı sesler çıkartmakta bir sakınca duymadı, eh yaşlandıkça çocuklaşıyor insanlar. abd bombardımanında ki düşük çözünürlüklü ruhumu bir yana bırakıp fragmana dönersek; amiga 500 teknolojisiyle hazırlanan cin/şeytan/hellboy/yusufkaplan/noel baba karışmında ki renk cümbüşü tam bir bomba olacak gibi. exorcist çakmalı imam vs boya kitabı sekansı ise yılın sekansı olmaya aday. yine de ümidimizi kaybetmeyelim; belki alt metin günümüz türkiye'sine göndermelerle doludur-imam, recep, şeytan, sıra altlarına yapıştırılmış sakızlar, jilet parçalar, bir galon petrol, zıvadan çıkan medya-70'lik teyze ve altın yumrukları..
  • --- spoiler ---

    semum var gücüyle şeytani bir şekilde böğürmektedir. hoca "ulan nerede kaldı benim kalp için kullandığım dil altı haplarım" edasıyla kur'an-ı kerim'e ulaşmaya çalışır.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    baş kahramanımız hoca efendinin cehennemde mana shield çakıp frostbolt atmak suretiyle semum'u yok ettiği filmdir.

    --- spoiler ---
  • teoride ve kağıtta başarılı gözüküp aynı başarısını pratikte gösteremeyen film. hasan karacadağ'ın ilk filmi dabbe'yi oldukça başarısız bulan birisi olarak bu filme önyargıyla bakmaktan kendimi alamadım. bir de son yıllarda çekilen başarısız türk korku denemeleri de cabası. neyse hasan'ın ikinci korkusu dedim, dudağımı büzdüm, açıkçası o kadar da pişman olmadım.

    --- spoiler ---

    filmin artılarına bakalım:
    + filmin çıkış konusu ve yaratılan gizemkli öykü başarılı. yan komşu ve kaybolan karısı aldatmacası ise oldukça hoş bir fikir. bu tür filmlerin olmazsa olmazıdır zaten hedef şaşırtmak. ki hem komşu hem de raci adlı bahçıvan şüpheleri üzerlerine çekerken banu'dan şüphelenmek kimsenin aklına bile gelmiyor.
    + yine komşuyla ikişkilendirilen 13 işaretinin b harfine dönmesi ve ortaya banu'nun çıkması da şaşırtmacanın devamı. şahsen ben b harfini gördüğümde mesajı "boku yediniz" olarak algıladım ama yanılmışım :)
    + cem kurtoğlu oyunculuğuyla assolist gibi olaya noktayı koymuş.
    + canan'ın yaşadığı dejavu tandanslı bazı sahneler oldukça etkileyiciydi.
    + nazli ceren argon. sen nasıl güzel birşeymişsin yav. takipteyiz.

    gelelim eksilere:
    - burak hakkı'nın rezil ötesi oyunculuğu. size sadece volkan'ın gündüz evine gelen yan komşunun evine gidip sinirlendiği sahneleri izlemenizi tavsiye ederim. sıradan bir oyuncunun bile az buçuk başaracağı bu sahnelerde hakkı'nın yerlerde sürünen performansı fikir sahibi olmanızda işe yarar bence.
    - eddie vs. imam konulu komik olmaktan öteye gidemeyen street fighter modundaki animasyonlar. hakiakten çok komikti.
    - din bilime karşı konulu repliklerin gözümüze sokulurcasına bayağılıkta olmaları.
    - canan'ın yaşadığı dejavu temelli kötü anlarının bozuk plak gibi üstüste verilmeleri. yani burda yönetmen bu sahneleri aralara yerleştirip bu sahneler arasına farklı bir bakış açısı katabilirdi. ne bileyim yan komşunun yapacağı garip bir hareket veya canan'ın normal hayatı gibi. bunların üstüste olması hatalı bir tercihti.
    - bu tür filmlerin olmazsa olmazı kadının yaşadıklarına bir türlü inanmayan koca objesi boku çıkarılarak gözümüze sokuldu.
    - yılların teen-slasherlarında izlediğimizi lisenin garip hizmetlisinin bahçıvan olarak aynı şekilde karşımıza çıkması
    - the exorcist'in tıpatıp aynısı sahneler. gönderme falan yok abicim direk aynısı.

    --- spoiler ---

    bir garip film, taktik olarak iyi görünüp sahada isteneni veremeyen bir takım gibi. iyi miydi kötü müydü diye sorarsanız vereceğim cevap:

    (bkz: bilemiyorum altan)