şükela:  tümü | bugün
  • adres tarif etmek hadisesinde bir akım, bir ekol.
    bilginizi karşı tarafa, ufak bir aşağılamaya 'acını paylaşıyorum' mesajı katarak aktarma sürecinin başlangıcı.
  • van'da izmir yolunu sorarsanız alabileceğiniz, tadına sonuna kadar varabileceğiniz cümle (bkz: adres sorma fetişi) ayrıca yaz aylarında emlakçı dükkanında otururken en az on kişiye tekrarlamak yüzünden cinnet geçirmeme neden olan cümle (bkz: benzer yer adları)(bkz: çeşme)(bkz: çeşmealtı)
  • söyleyenin içinde gülme krizleri patlatan , söylenen kişinin de kendisini daha iyi tanimasina yarayan bi siktir git çay koy cümlesinin eş seslisi.
  • doğduğumda ablam demişti bunu.*
  • genelde devaminda "simdi tam geri donun burdan 20km gidin" gibi agir cumlelerle sonlanir bu. insanin kanina dokunur.
  • buna cevap olarak mutlaka "yapma yaaaa" denir. sanki cok acikli bir "yapma ya" cekersek adam bize aciyip ebesinin amina kadar geri gondermekten vazgecekmis gibi icten soylenir, ama adam her seferinde "valla oyle" diye baslayip sayisiz saga donmeli yol tarifine baslar.
  • işte navigasyon cihazına neden ihtiyaç duymadığımızı özetleyen en güzel laf. ya yolculuğun tadı tuzu bunlar. giderken bakkala manava soracaksın yolu. adam elinde sigara yolda dalgın dalgın yürürken yolu sorucaksın, ''valla ben de buralarda yeniyim'' diyecek veya bilmese de sallayacak bir şey başka yollara gireceksin. yanlış yerden dönecek baba, anne de ''bir öncekinden dön demiştim, şurdaki adama sor işte.'' diyecek. birtakım tartışmalar yaşanacak arabada. 3 saatte anca varacaksın. yolculuğun zevki, sosyalleşmenin köşe taşları bunlar.

    '' sen çok yanlış gelmişsin kardeş. burdan 10 km kadar git. sonra sola dön. dört yol ağzı var. soldan girdiğine göre sağında kalan yola dönüş yapacaksın. ilerde yüksekçe bir bina göreceksin. yanında dar bir sokak var oraya girip tekrar sol yapacaksın. ışıklara vardığında sağa dön. iki yanında siteler göreceksin. solda kalan yola gir. u dönüşü yap bir şey olmaz. çift yönlü yol var orda. sonra da ikinci sağa gir düz ilerle. asıl güzergah o zaman oturur.''
  • atensiyon sivuple: yaşanmıştır.

    tatile tek başına çıkmak zorunda kaldığınız en abazan döneminizde turistlerden bile yüz bulamayacak kadar kötü durumdasınızdır. öyle ki, 12 senelik eğitimle gayet akıcı ingilizce; du bist mein lokomotiv andreas, pro7, rtl ve sat1 destekli almanca bir de 3 kur destekli rusça gibi jeoturistik öneme haiz dillerle haşır neşirsinizdir fakat nasıl bir bahtsızlıksa deyim yerindeyse sinek avlamaktasınız. son çare olarak acil seviyeye gelmiş işinizi halletmek için profesyonel yola başvurmak kalmıştır. bunun için de beldedeki barlarda damsız girebilmek için kanka muhabbetine girdiğiniz bodyguard abilerden destek ister adres sorarsınız. hasbelkader bir iki mekan telaffuz edilir ve alınan gazla mekanlar aranmaya başlanır. gecenin bir yarısı zar zor da olsa mekan bulunur ve içeri dalınır. mekan sorumlusu arkadaşlara utana sıkıla dert anlatılmaya başlanır. fakat inanılmaz yabancı hissetmektesinizdir çünkü dinleyicileriniz dumur bakışlarla sizi süzmektedir. en sonunda derdiniz anlaşılınca mekan sahibi olduğuna kanaat getirdiğim bir zat, sen çok yanlış gelmişsin kardeş demek suretiyle bu dumur halini bitirir. bu zattan mekanın el değiştirdiğini, artık bu tür hizmet(!) ler verilmediğini öğrenir bir de mekan sahibinin size adresi veren kişinin annesine olan selamını alır kaçarcasına ortamdan uzaklaşırsınız. diğer zikredilen adreslere gitmek tabiri caizse yemez.

    son olarak tanım: hak yoluna gidecekken bok yoluna gitmemeniz için yapılan köprüden önce son çıkış ikazıdır.
  • bu sözü ve ardından da çok ağır yeni tarifleri duymak üzücüdür.

    bense bunun bir level ilerisini yaşadım.

    ankara'da birkaç defa akraba ziyaretinde bulunduğum için ben dahil dört kişilik arkadaş grubumuza müstakbel ankara gezimizde rehberlik edebileceğimi sevinçle haykırdığımda arkadaşlarım da salakça bana güvenip mutlu olmuşlardı ve hep birlikte hafta sonu ankara'ya gitmeye karar vermiştik.

    aşti'de otobüsten inip ankaray ile kızılay'a kadar geldiğimizde kasılmaya başladım. sanki ankaray'ı ben kullanmış gibiydim.

    o yıllarda ankara'da maltepe pazarı vardı ve ucuz ürünleri orada bulmak mümkündü. daha önce bir tanıdığım ile bir defa gittiğim için arkadaşlarımı oraya rahatça götürebileceğimi düşündüm. maltepe pazarı ile maltepe camii'nin yan yana olduğunu biliyordum.

    "şurdan gidelim, burdan geçelim!" diye diye maltepe bayırının başına getirdim grubu. bayırın başını bile bulana kadar yorgunluktan ölmüştük. ustaca manevralarla arkadaşlarımı kandırıp "bulamadım sanmayın ha! bakın şurayı da görün istedim." gibi yalanlarla onları oyaladığım için bayırın başına geldiğimizde "artık başka yer gösterme lütfen! gidelim şu pazara." demelerini problem etmedim. çok yaklaşmıştık.

    bayırı çıktıkça karşıdaki harfler beliriyor, arkadaşlarım da seviniyordu; "geldik lan işte!" diye.

    ......pe, .....epe, ....tepe derken iyice yaklaştık ve yazı ortaya çıktı: "kocatepe"

    yazı belirir belirmez üçü de kaldırıma oturdu. pes etmiş; mücadeleden vazgeçmiş ve "ne olacak oğlum şimdi? kaybolduk lan!" diyen gözlerle bana bakmaya başlamışlardı.

    "üzülmeyin lan! gelin burayı da gezelim. fena mı oldu? tarihi cami işte!" demiştim kocatepe'nin tarihi bir cami olmadığını bilmeden.

    gezdik camiyi. geniş avluda fotoğraflar çektik. sıra maltepe'yi bulmaya gelmişti. onları tekrar azimlendirmiştim. tek şartları yola çıkmadan önce birine sormaktı. bunu da tabii ben yapacaktım.

    oradaki çeşmede abdest alan bir adamın yanına yaklaştım. abdest almayı bitirmesini bekledim ve sordum: "abi maltepe camii diye buraya geldik de; yolu tarif edebilir misin?"

    adam sesimi ilk duyduğu anda ilgiyle bana dönüp bakışlarını da tebessümle gözlerime doğrultmuştu ama tam ben "sen çok yanlış gelmişsin kardeş" diye tarife başlamasını beklerken sorumu algılamış olacak ki birden arkasını döndü. gidecek gibi oldu. sonra tekrar bana döndü; dilinin ucuna kadar gelen bir sözü söylemekten vazgeçmiş gibi bir tavırla tekrar arkasını döndü. tek bir hece bile söylememişti. yavaşça uzaklaştı.

    arkadaşlarım beni izliyorlardı. adama ikinci bir defa seslenip "ne oldu abi? neden cevap vermedin?" bile diyememiş olmamı da izlediler tabii. uzun süre kahkahalar eşliğinde dalga geçmelerine rağmen aslında onların da gergin olduğunu şu sorularından anlamıştım: "nereye getirdin lan sen bizi manyak?"