şükela:  tümü | bugün
  • roma devletinin aristokrat unsuru. görev süresini tamamlamış magistra'lardan oluşurdu. senatus her ne kadar danışma organı olsa da magistra'lar senatus ile ters düşmemeye gayret ederlerdi. senatus'un görünürde yaptırım gücü olmasa da aslında taşaklı bir konumdadır. bir süre plep'lerin alınmadığı senatus en sonunda baskılara dayanamayarak pleb'leri de dahil etmiştir üyeleri arasına. magistra'lar gibi geçici olmadıklarından devletin devamlılığını sağlarlardı. imparatorluk dönemine doğru bütün özelliklerini kaybetmiş, önüne gelenin senatus üyesi olmasıyla beraber cılkı çıkmıştır.

    ayrıca sezar'ı öldürenler de bu meclisin üyeleriydi.
  • {sözlük içi mesajlaşma fasilitesiyle -bu konuda- bana ulaşan sevgili suser arkadaşlarımı tatmin etme maksatlı senatus kavramına açıklama gireyim dedim. ulan cnbce vermese diziyi, kimsenin aklına gelmeyecekti belki de.}

    roma 'nın soylular meclisi. [senatus, us -m-]

    "krallık devrinde

    § 5. senatus
    senalus, romanın ihtiyarlar heyetidir. filhakika senator'utı lügat manası "ihtiyar" dır. senatus azasına senator'dtkn başka patres ismi de verilirdi.
    efsaneye göre senatus azasını kral tayin ederdi ve romulus, senatus'u 100 kişilik olmak üzere, tesis etmiş; bilahare bu rakkam 300 e çıkarılmıştı.
    senatus azası adedinin 100 den 300 e çıkarılması rivayeti, civitas'dan önce 3 tribus'un birleşmesi ile üç senatus'un bir araya toplanmış olduğu ihtimalinden doğmuş görünmektedir.
    fakat bu rivayet asılsızdır. senatus azasının adedinin artmış olması ve bu artışın şekli, ilk zamanlarda bu heyetin gens reislerinden teşekkül ettiğini gösterir. filhakika patres'in, yani senatus azasının adedinin artması, yeni gens'lerin (alba'lılar, gens claudia, gibi) romaya iltihakı neticesinde olmakta idi. esasen patres kelimesi de, efendi, reis, asilzade demektir ve pater gentis (gens reisi), paterfamilias (aile reisi) gibi bîr ifadedir. her gens'in reisi senatus a dahil olurdu ve bu devirlerde kral tarafından seçilmeleri, her halde bahis mevzuu değildi. fakat gens teşekkülleri, reisleri ile birlikte, erken zamanda ortadan kalkmış oldukları için, tayinleri rex tarafından yapılmağa başlanmıştı.
    krallık devrinde populus, yalnız patricii'den teşekkül ettiğinden, senatus azası da, tabiatı ile yalnız onlar arasından seçilmiş kimselerdi.
    senatus kralın daveti üzerine toplanır, onun bir nevi istişare heyeti vazifesini görürdü (consilittm regis). kral, senatus'un istişari noktai nazarını takip etmek mecburiyetinde olmamakla beraber, ehemmiyetli olan meselelerde, fikrini alması âdet hükmünde idi. krala âdeta tâbi vaziyette görünmesi ise, salâhiyetlerinin ve bilhassa âmme hayatı üzerindeki tesirinin azlığını ifade etmemelidir. krallık devrinde ehemmiyeti fazla belirmiş gibi görünmeyen istişare fonksiyonu, ilerdeki asırlarda gelişecek olan bir fonksiyondur. bu devirde dahi kral, senatus'un bir adamı olduğundan, onun büyük manevi nüfuzundan kurtulamazdı. rex'in ölümü halinde her senatör, sırası ile interrex olabiliyor, hatta bu vaziyetlerde iktidarın senatus'a "avdet" ettiği söyleniyordu (imperium ad patres redit). kralı kontrol eder, patricii'nin, yani vatandaş menfaatlerinin korunmasını sağlardı. bu bakımdan komadaki iktidarın hakikî mümessili idi.
    diğer taraftan senatus, halk meclisi müzakerelerinde alınan kararları tasdik etmedikçe (auctoritas patram) bu kararlar muteber olmazdı. bu vaziyet, o devir için normal görülmelidir: gens azalarından müteşekkil halk meclislerinin aldığı kararların, o gens'lerin reislerinden kurulu senatus nezdinde tasdik edilmedikçe muteber olamayacakları tabiîdir.

    cumhuriyet devrinde

    § 13. senatus

    a) cumhuriyetin ilk devirlerinde. — cumhuriyetin ilk devirlerinde pleb'ler nasıl, eşit şekilde değilse bile, halk meclislerine nüfuz etmişlerse, senatus"a da nüfuz etmeğe muvaffak olmuşlardı. bunun ne zaman ve hangi şekilde vaki olduğu kat'î olarak bilinmemekte ise de, eski bir tarihte olduğu muhakkaktır.
    pleb'lerin senatus'a girmeleri de, patricius'larla aynı ve eşit şartlar altında olmamıştı. bir kere şekil bakımından kendilerine, patricius'lara verilen isim verilmezdi. senatus azalığını gösteren pat-res tabiri, patricius'lara mahsus olarak kalmış, pleb azalarına ise conscripti (veya adlecti) denmişti.
    hak ve salâhiyetleri bakımından fark daha büyüktü. comitia'-larda cereyan etmiş olan müzakerelerin tasdiki (auıctoritas patrum) yalnız patres'e aitti. bundan başka, devlet riyasetinde kesinti olduğu vakit, niyabet (interregnum), yine sadece onlar tarafından icra edilirdi. bunun sebebi, bir taraftan magistraların comitia'lara hakim olmaya henüz devam etmeleri, diğer taraftan magistralıkların sadece patricii elinde bulunması idi.
    ayrıca, senatus'daki istişarelerde de, patricius'lar üstün vaziyette idiler. zira, senatus'a riyaset eden kimse, istişare edilecek olan meseleyi izah ettikten sonra, senatus azalarından her birisine, fikrini beyan etmesini (dicere sententiam) söylerdi. her aza kendi noktai nazarını bildirir veya başka birisinin fikrine iltihak ettiğini beyan ederdi. reis, bir takrir halinde verilen noktai nazarları kaydederek reye koyar, ekseriyeti kazanan fikir karar haline gelirdi. fakat, patricius olan senatus azalarının konuşmaya haklan olduğu halde, pleb sınıfından olan senatus azalarının bu haklan yoktu; sadece reye iştirak edebilirlerdi. şu halde bunlar, kendi fikirlerini ileri sürerek müzakereler üzerinde bir tesir icra edememekte idiler.
    durumlarındaki bu büyük eksikliğe rağmen, pleb'lerin se-natus'a girerek istişari fonksiyona, rey hususunda bile olsa, iştirak edebilmeleri, onlar için büyük bir kazançtı. esasen patri-cius'lara has olan, halk meclisi kararlarını tasdik ve niyabet hususlarındaki imtiyazlar, gittikçe ehemmiyetini kaybedecek, buna mukabil pleb'lerin iştirak ettikleri istişarî fonksiyonun ehemmiyeti zamanla çok artacaktı. zira senatus, cumhuriyet devrinin, muvakkat zaman için seçilen ve mesul olabilen ma-gistraları karşısında, krallık devrine nisbetle çok daha nüfuzlu idi ve devletin devamlılığı fonksiyonunu ifa eden organdı. ma-gistralar birbirlerine karşı intercessio'su olan müteaddit kimseler olduktan başka, tribunus karşısında zayıf kalmakta, buna mukabil senatus, icabında, magistranın alacağı kararların hilâfına bile hareket edebilmekte idi. halbuki bir magistranın, senatus'a danışmadan bir iş görmesi, hemen hemen imkânsızdı. demek ki, daha bu devir bile, magistraların zayıflamasının; comitia ve senatus'un, yani halk kuvvetlerinin ise gelişmelerinin başlangıcı sayılmalıdır. senatus, bilhassa idarenin, hakikî merkezi haline gelmekte idi.

    b) cumhuriyetin ileri devirlerinde, — senatus azasının consul' ler tarafından seçildiği vakitler, her defa, eksilen kişi yerine yenisi seçilirdi. fakat m.ö. 312 senesinde çıkan bir kanunla (lex ovi-niaı) bu salâhiyet censor'lara hem de çok geniş bir takdir imkânını haiz olacak şekilde, verilmişti. bu kanuna göre, senatus azalarının eksilen miktarının, ancak muayyen census devrelerinde tamamlan-ması mümkün olabilmekte idi; zira, bildiğimiz gibi, censor'lar, se-natııs azası olması gerekenleri de, vatandaşların içtimaî durumunu tesbit ederken, belirtmekte idiler.
    ('ensor'lann bu salâhiyeti, censor'luk makamı devam ettiği müddetçe sürmüş görünür. ancak hakikatte, comitia'ların artan kudreti kendisini burada da hissettirmiştir. gerçi halk meclislerinin magistra seçer gibi, senatus'a aza seçtikleri görülmemiştir, fakat yeni usule göre, halk meclisleri tarafından seçilen magistralar, va-zifeleri bittikten sonra senatus azası olmak hakkını iktisap ediyor-lar, senatus'a dahil olmak için census'u bekliyorlar, vakti gelince censoır tarafından listeye dahil ediliyorlardı. hatta, bu bekleme dev-resinde bile, senatus'a giderek fikirlerini beyan edebilmekte idiler dicere sententiam). liyakatsizlik gibi mühim bir sebep tesbit edil-memişse, censor, bunları aza listesine kaydetmek zorunda idi.
    (önceleri senatus azası olmak hakkı yalnız büyük magistralara dictator, consul, praetor) tanınmıştı; fakat sonraları, vazifesini bi-tirmiş küçük magistralara da (aedilis, quaestor, tribunus) teşmil edildiğine göre, halk meclislerinin bu sahadaki vasıtalı tesirlerinin bü yük olduğuna şüphe yoktur; çünkü bunlar, esasen, boşalan azalık ları kapamağa kifayet etmekte idiler ve censor'a, bu bakımdan bir iş düşmemekte idi. azalık tesbitinde görülen bu değişikliğin diğer bir neticesi de, pleb'lerin senatus içinde, patricius'iarla eşit sartları ihraz etmiş olmalarında görülür. magistra olan pleb de, diğer magistralar gibi, senatus'a girmek hakkına sahipti. senatus âdeta bir "eski magistralar heyeti" haline geldikten sonra, patricius'larda kalan tek üstünlük, müzakerelerde ilk suale muhatap olan azanın, en yaşlı eski patricius censor olmasından ibaretti. onu müteakiben konuşma sırası, işgal edilmiş olan makamların derecesine göre tayin edilirdi: sırasına göre dictator, consul, praetor, aedilis, tribünün ve nihayet quaestor. eşit sıra halinde, evvelâ patricius konuşurdu. senatus'un normal aza adedinin, bu devirde 300 olduğu görülmektedir. muayyen unvan ve şeref payelerine sahiptiler. senatus azalarının, belki de m.ö. 218'de çıkarılmış bir lex claudia ile büyük mikyasta gemi sahibi olmaları ve deniz nakliye ticareti ile iştigal etmeleri yasak edilmişti. bu yüzden bunlar, daha ziyade, büyük arazi sahibi kimseler haline gelmişlerdi; bu suretle bir nevi toprak asilzadesi sınıfı teşkil etmelerinin ise, cumhuriyetin son zamanlarındaki krizle alâkalı olduğunu göreceğiz.

    c) senatus'un salâhiyetleri. — senatus'un salâhiyetlerinden bahsederken bir taraftan comitia'lar karşısında, diğer taraftan magistralar karşısında iktisap etmiş olduğu durumu belirtmek icap eder.

    halk meclisleri karşısında senatus'un iktidarının gittikçe azaldığı görülür.bir kere halk meclisleri,magistraların seçimini, tamamen kendilerine inhisar ettirmek suretiyle, senatus'un magistra tayin etmesini önlemişlerdi. eskiden yeni magistrayı seçen kral naibi, artık sadece, seçimi yapan halk meclisinin reisliği ile iktifa eder. diğer taraftan, halk meclislerinin aldıkları kararların senatus tarafından tasdik edilmeleri keyfiyeti, alelade bir formalite haline gelmişti. o kadar ki, m.ö. 339 senesinde çıkarılan lex publilia hükmüne göre kanun müzakerelerinde; 309 senesinde çıkarılan lex mae-via hükmüne göre seçimlerde, senatus, daha meclis müzakereye girmeden önce, verilecek kararı tasdik etmek zorunda idi: halk meclisinin vereceği kararlan, ne şekilde tecelli edecekleri henüz belli olmadan, tasdik etmek mecburiyetinde kaldığına göre, sena-tus un bu faaliyeti, bütün ehemmiyetini kaybetmiş demekti.
    bununla beraber, senatus'un kanun yapma faaliyetinde bir rolü olmadığı zannedilmemelidir. kanun projeleri, halk meclisine arzedilmeden önce, senatus içinde müzakere edilirlerdi. sonraları ple-biscitum lar da kanun mahiyetini iktisap edince, onlar da senatus'-la müzakere mevzuu olmuşlardı. bu suretle, magistranın halka arz elliği kanun projesi, hakikatte, senatus tarafından düzenlenmiş ol-makta idi.

    bu devirde senatus'un asıl mühim rolü, istişari sahadaki faaliyetinde görülür. bu onun, magistra ile olan münasebetidir. muvakkat vazife gören, geniş imparatorluk mekanizması üzerinde nafiz bir hale gelmeğe vakit bulamadan vazifeden ayrılan magistralar karşısında, idarî istikrarın merkezi sadece senatus'du. hele adetlerinin artması ile magistraların salâhiyetleri de dağılıp azaldığı için, senatus'un bunlar üzerindeki kudret ve nüfuzu artmakta devam etti. hakikaten, günlük ve alelade icra işleri hariç, devletin mühim işlerinin, mühim siyasî kararların, daima senatus tarafından verilmiş istişarelere uyarak icra edildiklerini görmekteyiz. kanun projelerinin hazırlanmasında, haricî münasebetlerde ve hattâ iç meselelerde, askerlik işlerinde, malî meselelerde, ibadetlerde, senatus'un, kararlar üzerinde daima müessir olduğu, magistraların alelade birer icra organı haline geldiği, konlaylıkla müşahede olunmaktadır."

    kaynak: prof. dr. ziya umur / roma hukuku [ist. üniv.]
  • (bkz: roma hukuku)
  • çok kısaca açıklamak gerekirse roma tarihindeki cumhuriyetçi görüş taraftarlarından oluşan, devletin bir organıdır.