1. kanımca "seni sevmiyorum" demekle eş anlamlıdır. karşınızdaki insan için "sevmek" fiilini kullanabilecek kadar birşeyler hissetmiyorsanız, o hislerin dile getirilmesine hiç gerek yoktur zaten.
  2. her turlu manitacilik giri$imi konu$sal platformunun yumu$ak karnidir.

    - senden ho$laniyorum...
    yani,
    home: 0 visitor:1
    (gol de konu$anin kendi kalesine)
  3. kişi veya kişileri ürkütmemek için kullanılır bu hoşlanıyorum kelimesi, kibarlık açısından. sonuçta, senden hoşlanıyorum'un anlamı da seni seviyorum'dur. hoşlanmak, ilgi duymayı uyandırdığından, ilgi duymak, değer vermek derken son nokta sevgiye ulaşır. seni seviyorum kelimesi kesin sevgiler için kullanılabilir. ama birini yeni tanıdıysanız ve hakkında pek fazla birşey bilmiyorsanız, (biliyor olsanız bile), hele hele arkadaş ortamında tanıştıysanız ve üç beş muhabbetiniz döndüyse onunla, drek söylemek eziklikten çok abest kaçar. en ideali hoşlanmaktır ki, zaten kabul ettiği takdirde, seni seviyorumm kelimesi yüz kere, bin kere söylenecektir. haa şöyle de birşey vardır ki, bazı insanlar netlikten hoşlanır.
  4. ho$lanmak "ama" ile kullanilir yani; "senden ho$laniyorum ama yemek yerken agzini $apirdatiyorsun onun icinde sadece ho$laniyorum" gibi

    zamanla olacak biseydir sevmek: (ili$kimize zaman tani repligi)

    - saclarin dalgali ve gozlerin renkli oldugu zaman. boyunda 10 cm daha uzun olabilir zamanla. lutfen ili$kimize zaman taniyalim biraz. sana kar$i asla bo$ degilim, senden ho$laniyorum. bunu sende anlami$sindir zaten (cumlenin sonuna dogru, rimelli kirpikler salinim hareketini daha hizli yapar. bu da "senden ho$laniyorum"un peki$tirme sifatidir)

    hayirli olsun nurtopu gibi bir cambaziniz olmu$tur.
  5. "senden hoşlanıyorum" bir balangıç cümlesidir bazı ilişkilerde.
    hoşunuza gider, ilginizi çeker, bunu söylersiniz o kişinin de ilgisini bu cümleyle toplayıp mutlu mesut bir başlangıç yapabilirsiniz.

    ama bazen de "senden hoşlanıyorum" zaman doldurucu, gelip geçicidir.
    "evet, şu an hoşlanıyorum lakin yarın bir halt olur hoşlanmam geçer ne bileyim"dir, emin değildir. o yüzden sevmekle aynı konumda olsa da "sevmek" kadar emin olunmayan "hoşlanmak" kelimesi seçilir. artık bir ilişki başlar mı başlamaz mı bu tarafların hoşlantılarının devamına bağlıdır.
  6. geçenlerde bir dizide denk geldim. türk dizisi. bildiğin komedi ağırlıklı, aile konulu, boş zaman geçirgeçlerinden olan bir dizi.

    neyse işte, bu dizide bildiğin bakkal çırağı var. bir kıza karşı boş değil, gidip ona açılmak istiyor. buluşuyorlar. lafı eveliyor, geveliyor, utanıyor falan.. sonunda cesaretini toplayıp söylüyor lafı, cevabını da alıyor:

    -ben senden hoşlanıyorum!
    -ben de senden hoşlanıyorum galibaa..

    bana hiiiç gerçekçi gelmedi bu diyalog. sanki, basın aracılığıyla gündelik hayatımıza sızdırılmaya çalışılan bir cümle gibi bu. şahsen, bir insana açılacaksam, ya onu sevdiğimi söylerim ya da aşık olduğumu. yani, hoşlanma aşamasında açılmam. bu kadar modern bir ülkem yok benim.
    "ben sana azıcık gıcık kapıyorum gibi, ama du bakalım merve"
    "ben senin burnunun ne kadar büyük olduğuna hep şaşırdım ahmet"
    "sen bugün çok çekiciydin selami"

    hayır hayır, bu laflar bana göre değil. ben daha içten yaşayan, ama duyguları belirli bir limiti aştığı zaman, açılmayı beceren bir insanım. hoşlandım mı belki azıcık cilve yapabilirim, ya da çaktırırım, ama hoşlandığımı söylemek için bir buluşma da ayarlamam yahu.

    her şey bir yana, o kadar ıkınıp sıkılan bir oğlan, sonunda benden hoşlandığını söylerse, bir türk kadını olarak da incinirim. o kadar zorlanmaya insan tek taş eşliğinde evlilik teklifi bekliyor haliyle.

    bırakın bu lafları, özünüze dönün kardeşim.
  7. "umut"tur bu cümle.. henüz hiç bir şeye elleriniz değmemişken, araya gururlar, egolar, stratejiler, oyunlar girmemişken.. yolun en başında iki uçtan birbirinize şaşkın şaşkın bakıyorken.. seni ayakta tutan hatta belki yeniden canlandıran umudun cümlesidir.. ne vaad vardır içine, ne yıpranmışlık ne de yaşanmışlık..

    sanki "üzme beni" der gibisindir bazen, geçmişinden getirdiğin yaralarını sarıp, yola devam etmek isterken..sanki “üzmeyeceğim seni” der gibisindir, “o”nun gözlerinde korkuyu görüp, bildiğini anlamamasını dilerken.. “istersen hiç başlamasın” yoklamasıdır bazen de, sessizce, ortalığı yıkıp dökmeden..
  8. ama seni sevmediğimi biliyorsun diye de devam eder bu. neden anlamak istemiyorsun seninle bi ilişki düşünmüyorum, canım istediğinde senle gezip tozayım takılayım istiyorum denmek istenen cümledir aynı zamanda. sana değer veriyorum da sos olarak paketin içine koyulabilir. bu da sen bu hoşlantım var gerzekliğini yemekte tereddüt edersen benim için değerlisin vallaaa boş beyninde yankılansınki sonraki ihtiyaç molasında hazır ve nazır ol diyedir
  9. sallantılı bir his. zamana karışıp kaybolabiliyor. bazen aşklara dönüşüyor bazen dostluğa, bazen kocaman bir boşluğa... bir anıyla süslersek daha net anlayabiliriz diye düşünüyorum.

    o zaman hayatımda birisi olsun istemiyordum. bilmem boşa dolan günleri kalbimde barındırmak değildi niyetim.. yeni başlangıçlara karşı fazla seçici davranıyor gibiydim. iş çıkışı onunla yan yana buldum kendimi. teklifine kayıtsız kalmadım n’olcak yani bir şeyler içer sohbet ederiz diye düşünüyordum. sonra muhabbet devam ederken bana bakışlarının değiştiğini, sevecenlikle baktığını farkettim, bal gözleri ışıldıyordu. onunla ilgili düşüncelerimde kararsızdım. bir sevgilisi olduğunu ondan yeni ayrıldığını öğrenmiştim. tanıştığımız ilk zamanlar bana bunu anlatma gereğini duymadığını, neden sevgilisi olduğunu saklama gereği duydu ki diyorken demek ki o da benden hoşlanıyor dedim. neden sakladığını sormayı şimdilik içimde biriktiriyordum.

    "senden hoşlanıyorm" dedi, "iki gündür senden hoşlanıyorum."şaka yapıyor olmalı heralde dedim. sadece iki gün mü? ellerini uzattı. tutmadım. fırladım hemen yerimden o hışımla hesabı ödedim.

    hey garson fazla para almış olmalısın ama o an umrumda değildi. anladın halimden. aferin. neyse...

    o saniye sadece kaybolan aşklarıma üzüldüm. zaman-aşklar-hoşlanmak adı her neyse kavramların birbirine karıştığını düşünüyordum.

    "dürüst oldum" dedi, keşke olmasaydın dedim içimden. üzüldüm. yeni yeni tanıyorduk birbirimizi heyecan katıyordu günler günlere. sanırım ben senden iki günden çok süredir hoşlandığım için içim acır gibi oldu ve istemedim seni. kırıldı bana, uzaklaştı. ama arkadaşlığımız devam etti. bazen içtenlikle bazen önemsizce. bir yıl geçti başkasıyla olmayı denedi, kendisini terkedilmiş bir şekilde içi acırken bulduğunu söyledi. sevindin mi? diye sordu bana.
    benim için üzülüyor olsan belki dedim. pisliğine.

    buluştuk. içini döktü, geçen günlerin anlamsızlığından boşunalığından yakındı. saat akıp gidiyordu, birlikte yürüyorduk. “keşke benimle olsaydın, tüm bunları yaşamazdım, sen benim içimi acıtmazdın bu kadar” dedi. üzüldüm. elimden hiçbir şey gelmiyordu. sen dedim keşke o zaman sevgilin olduğunu saklamasaydın benden. bir şekilde belli etseydin “aslında saklamadım” dedi ama sakladığını o da biliyordu. seninle ilgili kararsızlığım sebebi bu olabilir dedim. “belki de ondan senin için ayrıldım” dedi belkiler keşkelere karışırken onun kalbi başkası için acıyordu benimki sızlamıyordu bile...

senden hoşlanıyorum hakkında bilgi verin