şükela:  tümü | bugün
  • çabuk olalım aşkım gibi tutar mı tutmaz mı bilemem ama yıldız tilbe'nin ilerleyen zamanlarda çıkaracağı albümünde okuyacağı hoş bir şarkı...

    hep istemiştim;
    başımı omzuna yaslayacağım bir insan
    ona ağlayıp, onunla gülmek
    onunla doyup, ona acıkıp ona susayıp
    onunla bakmak, onunla görmek
    heryere gitmek, herşeyi öğrenmek

    aşka doymadan
    mutsuz olmadan
    beraber yaşayıp
    beraber ölmek itemiştim

    seni o sanmıştım
    ne kadar da gençtim
    masum ve güzedim
    şimdi çok yalnızım

    ellerin vardı, dokunmak için yandığım
    gözlerin vardı, bakmak için delirdiğim
    yüreğin vardı aşk için, olmadı

    önce farklıydık
    aşkla bağlıydık
    sevişirken ağlardık
    sonra hep yalnız ağladım
    beraberdik ama yoktuk

    seni o sanmıştım
    ne kadar da gençtim
    senelerim gitti
    şimdi çok yalnızım...

    (bkz: sor/@bir kulum işte)
    (bkz: bir benim ol/@bir kulum işte)
  • aldatılası yüzeysellikteki hisliliklerin aciklama metinlerine ait cümle
  • insanı kapatan bir şarkı.

    dinlerken kapalı gözlerimin önüne, üstünde düğmelerini sıkı sıkı iliklediği bej rengi paltosu, boynunda kendi ördüğü yine bej rengi şalı ve elinde aynı çizmeleri gibi patlıcan moru el çantasıyla iğrenç puslu bir şubat akşamüstü cankurtaran'daki herhangi bir eski eve, kapıyı anahtarıyla açarak giren bir kadını getiriyor. eve kadar başı önde yürümüş, biraz üşümüş, "saçının boyası gelmiş".

    o kadının hisleri var bu şarkıda. yıldız tilbe yine başarmış, yine his yüklemeyi becermiş, yine duyguyu somutlaştırmanın nasıl da basit olduğunu göstermiş.

    müzikal yaşamının en başından beri yanıbaşında seyreden, ama çabuk olalım aşkım'dan bu yana iyice belirginleşen bir sadelik arayışı var sanki yildiz tilbe'de. bu özlem bu parçada vücuda gelmiş: basit intro, basit beslemeler ve sade partisyonlu, duru eşlikler.
    birkaç efekt de bence bütünlüğe hizmet etmişler. kıyıya vuran ve onu duyabileceğiniz kadar yalnız olabildiğiniz bir dalganın sesinden daha çok ne tıkar ki bazen insanın genzini? kalbinizi duyduğunuz anlar, onların getirdiği tedirginlik ve kalp atışı efektinin bir şarkıda ritmik altyapıya hizmet etmesi: harika!

    şarkı, biten bir aşkın ertesinde, arayışının bu aşkla da bitmeyeceğini görmüş birinin o baskı yaratan ruh durumunu anlatıyor. başlarda güzel giden şeylerin zaman geçtikçe nasıl da değiştiklerini, en umulmadık şeylerin nasıl da yaralayıcı olabildiklerini, en "normal" gelen, en "eski zamanlar"da fark bile edilmeyecek olan şeylerin insanı nasıl da tetikleyiverdiklerini yaşamış insanın boşalması niteliğinde bir şarkı.
    aşklarda dönemler olur. "gerçek aşkın ömrü"nün 3 yıl mı 4 yıl mı olduğunun tartışıldığı ve asıl acı olanın bu yılların pazarlığı yapılırkenki anlaşmazlıklar olduğu bir döneme girilmişse, bilin ki hasta gidici, abbas yolcu.

    işte bu dönemi geride bırakıp, artık yine kendine dönerek önündeki maçlara bakma psikolojisi, bir atmosferik rebellist iç çığlık, bir "yine mi amına koyim ya, yine mi" halet-i ruhiyesi, yildiz tilbe'nin o güzel puslu sesiyle yorumladığı güzel bir slow parçası.
  • yıldız'ın winamp listelerine soktuğu parçalarından biri daha...çok güzel meze olacak bu şarkı.
  • videosu yeni çıkan şarkı. yıldız tilbe bu şarkıyı beyaz bir piyanonun üstünde yatarak söylemektedir....şahsen benim favorim albümdeki "bir benim ol" isimli şarkı idi.
  • uyandığına pişman olunan sabahlarda, yaşadığına şükür etmek gibidir onu 'o sanmak.
  • hani böyle biter ya bazı şeyler. hani böyle içinizde hissedersiniz. işte sakın bu şarkıyı dinlemeyin o zamanlarda. yoksa aynı benim yaptığım gibi sözlüğe girer saçmalamaya başlarsınız. yıldız tilbe nasıl bir içtenlikle söylüyor bilemezsiniz ve durumunuzu da nasıl bu kadar güzel açıklıyor anlayamazsınız. çünkü bu durumu yaşamanız gerekmektedir. yoksa ancak hissetmek için hissedersiniz.

    bu şarkı var ya adama 150yle giderken duvara vurma hissiyatı yaratır. hem de uzman bir şoför olsanız bile. hani o zannetmelerin ışığında. fakir ama gururlu ruhunuzda. 150 güzel bir hızdır. ölümün sınırıdır.
  • fena bir farkındalık şarkısı. kafaya ''dank'' ettiren cinsten. çok sert vuruyor farkındalık bu şarkıyla birleşince. şarkının öldürücü etkisi biraz tilbe'nin sesinden biraz da bundan işte. diğer taraftan şarkı alabildiğine sade. sadece tilbe'nin sesine emanet nağmeler. arkada birkaç enstrüman tıngırtısı ve tilbe'nin devleşen sesi. yok, bu kadın sesini yüreğinden çıkarıyor, başka türlü açıklanamaz bu.

    http://www.youtube.com/…qc85z2pxo_e&feature=related
  • ben bir kuyunun başında durdum. siyahtı kuyu, geceydi. ''ben çok derinim, bakma bana fazla, içime düşersen boğulursun'' dedi kuyu. çıkardım ayakkabılarımı, atladım kuyunun içine. bir buçuk metreydi derinliği suyun, boyumu aşmıyordu. güldü kuyu, kahkahası çınladı gecenin siyahında. ıslandım. bileklerim kırıldı. ellerim kanadı.
    sonra bir yıldız kaydı simsiyah gökyüzünden, geldi önümde durdu. parlıyordu hala, yanıyordu belli içi. tuttu elimden o gece. ormanına sürüdü, köşesine kırık bileklerimi takıp. toprak yola bulandı kanım. iz bıraktım ardımda, kuyuya.
    saçlarımı okşadı o yıldız, kırılmış bileklerime nefesini üfledi. kuytu ormanın derin nehirlerinde yıkadı beni. soydu geceye yaramı, üstüne saçlarından kesti, koydu. bir ezgi tutturdu, tuhaf, sabaha doğru. yanıktı sesi, biraz kırık fazlaca kavruk. ağladı yıldız ışıltısını sabaha bırakırken. ''seni o sanmıştım, ne kadar da gençtim'' diye çınladı orman, bozdan renkli kuşlar uyandı içimde. göğe saldım. yıldızı gömdüm o gece o ormana. üstüne yaramın kabuğunu ektim. şimdi bazı gecelerde o yara kabuğu çağırır beni, o kuytu yıldıza.

    öğrendim sonradan, kuyuya bıraktığım izlere tilki sürüleri kusmuş.