şükela:  tümü | bugün
  • dünyanın en kötü duygularından biri..
  • duygular lisan-ı kal ile dillendirilemeyecek raddede yoğunlaştığı/derinleştiği noktada sesin yalnızca lisan-ı hal ile yol alabileceğinin farkındalığı ve suskunluğu.

    aşk; insanın belkide hayatında ulaşabileceği en üst mertebe, tüm derilerinden soyunduğu en insani, en yalın hali. bu kadar özel bir anda aşkı şehvetten ayırabilecek kadar gün ışığı görmemiş bünyelerin en ucuz iltifatlarının baş aktörü olan bu sözcüğü kullanmak ilk kez tanıştığı hislerinin bu en saf haline tercüman olamayacağının farkındadır aşık ve diyemez maşukuna o iki kelimelik belkide onlarca dilde anlamını bildiği sözcükleri.
    (bkz: derin acılar dilsizdir)
  • mutlu bit(e)meyen pek cok hikayenin sonu..
    yeryuzundeki yuz milyonlarca homo economicus'un yurek sizisi cekmesinin sebebidir ilgili kisiye "seni seviyorum" diyememek, cunku isin ekonomisi basittir: sevdigini soylediginde kazanacagini dusundugun sey, ki bu [askina karsilik buldugunda kazanacagini dusundugun toplam fayda*bunun olma olasiligi] gibi bisey olsa gerek, soylemediginde kaybetmeyecegin seyden, ki bu da [halihazirda elinde olan arkadasliktan aldigin haz*1]'e tekabul eder, fazla degilse, soylememeyi secersin..

    kilit nokta zaten hislerinin karsilikli olma ihtimalinin kestirimindedir* bu durum genelde soyle isler gibime geliyor: okuz degilsin ya, once yaklasirsin bir adim, o da yaklasir belki. sonra bir adim daha yaklasirsin, annecim o da ne, o da yaklasir. bir bakar gulersin, o da guler, bir dokunursun, eneee o da dokunur.. sonra bi bakmissin zaten sessiz sedasiz asmissin o citi, artik yanlis anlasilmayacak sekilde frekans degismis.. ama citin oncesinde dolaniyorsan uzun zamandir, eger hislerini acik etmek icin bunu yuksek sesle soylemene gerek kaldiysa, belki de zaten karsilik bulma ihtimalin dusuktur. belki de bu coktan reddedilmeye gebe bir ataktir. o yuzden de susarsin iste.

    ya da, varsayalim dedin ki, "bisey beklemiyorum valla, sadece bilsin sevildigini, herkesin sevildigini bilmeye hakki vardir.".. ama yine de soylenilecek seyin gercekliginden, agizdan ciktigi gibi iki kisinin arasinda havada asili kocaman bir kaya gibi masif, yok sayilamayacak, elle tutulur bir hal almasindan korktugun icin susarsin. halbuki o iki kelimeyi birine soylemek icin yanar tutusursun bazen. icinden tasar sanki, ama o kadar seversin ki, incitmek de istemezsin; bazen o guzel insani, sen sevdigini soyleme ozgurlugunu kullanirken, sevemedigini soyleme sorumlulugu altina sokmak istemezsin, zira reddetmek bazen reddeden icin de cok zordur..

    nihayetinde unutana kadar kalpte o cizikle gezersin.
  • diyemediğinizi sansanız da gözleriniz sizi ele verir ister istemez. ama başkadır bunu kelimelere dökmek.
    bir alaycı bakışla karşılaşmak, önemsenmemek ve türlü kötü senaryolar aklınızı kurcalar, söyleyemezsiniz.
    peki sonra ne olur? o çok sevdiğiniz kişi sınıftaki piçlerden biriyle çıkmaya başlar.
    piç dediysem laf olsun diye. çok iyi biri de olabilir. ama kim iyidir ki? sizden daha çok kim sever ki? başka kim onu sabahlara kadar düşünür? kim gözlerini ayıramaz sizin kadar? o ağlayınca kim dünyaları yakmak ister sizin kadar? kim? kim? kimse sevemez işte sizin kadar... ama o bunu bilmedikten sonra neye yarar?

    en çok seven siz olursunuz, ama o piç dediğimiz çocuk gider söyler, seviyorum diye. muhtemelen daha önceden de 50 kıza söylemiştir bunu, o yüzden yüzü kızarmaz söylerken, ve çekinmez de reddedilmekten. siz korkularınızla yaşarken, o sevdiğinizle yaşar... siz ya alay ederse diye söylemekten çekinirken duygularınızı, o piç sevdiğiniz kızla gönül eğlendirir, alay eder. siz seyredersiniz, gerçek acı budur.

    şimdi düşünün, hangisi daha büyük bir pişmanlık yaşatır size? seviyorum dediğiniz için kaybetmek mi? yoksa susup sevdiğinizi başka kollarda görmek mi?
    kaldı ki siz sevdiğinizi söylemedikçe, o zaten hiçbir zaman sizin olmayacaktır, ve siz zaten sizin olmayan birini kaybetmekten korktuğunuz için duygularınızı ifade etmiyorsanız, zaten kaybetmişsinizdir baştan.

    gidin söyleyin, çok seviyorum deyin. bırakın gülsün geçsin, alay etsin... ne farkeder? olsa olsa sevginizi ne kadar hak etmiş görürsünüz, sonra "değmezmiş be abi.." diyerek ağlayacak bir omuz ararsınız...
  • yaşadığım bir durum bu. sevdiğimi söyleyemiyorum arkadaş. sonra da gelsin öküzler gitsin duygusuzlar. ama yok zor çıkıyor ağzımdan. sanki yalan söylüyormuşum gibi geliyor. hani hissediyorum ama seni seviyorum başka bir şey gibi geliyor. o nedenle de hep şüphe ediyorum seni seviyorumlardan.
  • karsindakine iskence cektirmektir. hele ki o sizi seviyorsa hem de kendinden fazla. tabi soyleyememe nedeni onemlidir. eger bir beceriksizlikse karin agrisi gibi kivrandirir karsisindakini eger sevmiyorsa...
  • eksiklik mi değil mi karar veremediğim şey: aslında düşününce pek de değişen bir şey olmuyor benim açımdan, sadece "neden hiç seni seviyorum demiyorsun bana nikolay", ""yoksa beni sevmiyor musun nikolay", "pazar günü seni kilisede göremedim nikolay" gibi can sıkıcı sorulardan kurtulurdum.

    ilk insanlar bunu, kafaya odunla vurup kadını sırtlayarak çözmüşler mesela. dil bir araçtır ama alternatifsiz bir araç değildir. di mi nikolay? evet abi.

    sonuç olarak kişi için eksiklik olmayabilir ama ilişki açısından kesinlikle eksikliktir.
  • bazen çok istesende söyleyemiyorsun (bkz: ikilem)
  • o cümlenin karşılığını veremem korkusundan kaynaklıdır. patır patır seni seviyorum diyenlere şaşıyorum. sevgi kelebeği de değil bunlar. bildiğin ayran gönüllü. yarın bir gün o cümleye hiç yakışmayacak şekilde davranabilecek insanlar bunlar. babadan oğula nesil bunlar.

    ya da o cümlenin karşılığında kötü bir sonuçla karşılaşma olasılığı yüzündendir. kalbi kıymetlidir*, kırılmasından korkuyordur belki*. kötü sonuca, ihanete büyüklerin aklı ereceğinden onlara diyemiyorumşapşal şapşal oyun oynayan çocuklara, ayağımın altında dolanan kediye, elimdeki yemeği görünce önümde zıplayan köpeğe diyebiliyorum sadece. ki onlara bile bağıra bağıra, abucubucubucu diyerek söyleyemiyorum. kulaklarına fısıldıyorum.

    sadece bir kadına değil, ''seni çok seviyorum göt, kıyak adamsın'' diyen bir erkeğe de diyemiyorum bunu ben. sarhoşken bile diyemiyorum. ''sen de çok götsün, bi o kadar da kıyak adamsın'' diyebiliyorum sadece.

    bazen dilimin ucuna geliyor. böyle karşımda otururken boynuna sarılıp diyesim geliyor. böyle önümden yürürken sırtına atlayasım geliyor ama beni tutan şeyler var işte. demesi çok kolay aslında. 1 kelimeyle bile söylenebiliyor: seviyom

    içime atıyorum, hiç iyi bi şey değil aslında. içime atıyom, dünyadaki bütün büyük hastalıkların ana sebebi bu. atmamam lazım.