şükela:  tümü | bugün
  • bakırköy belediye tiyatrolarının yeni sezon oyunlarından biri olan seni seviyorum türkiye, ilk gösterimini 21. istanbul tiyatro festivali kapsamında gerçekleştirecek. oyuncu kadrosunda alican yücesoy, defne şener günay, irem sultan cengiz, emre koç ve damla karaelmas gökhan'ın bulunduğu oyunun yönetmeni ise yelda baskın.

    http://tiyatro.iksv.org/tr/program/499
  • umarım sadece festival ile sınırlı kalmaz da tekrar izleme şansına sahip olabilirim. festival öncesi gideceğim oyunları seçerken alican yücesoy'un içinde olduğu bir oyunun hayli iyi niyetli bi çaba olacağından emindim, şahsen yanılmadığımı düşünüyorum.

    not: 16 kasım itibari prömiyerini yaptı biraz izlendikten sonra oyun ile iligli daha detaylı düşüncelerimi yazmak isterim...
  • 16 kasım 2017 tarihinde prömiyerini yapmış oyun , bence çok başarılı bir oyundu . oyun hem senaryo olarak hem de oyunculuk olarak gayet başarılıydı . ne anlatıyor derseniz , aslında anlattığı şey tamamen sizin içinizde yaşadığınız hayatın sosyolojisi . aslında anlattıklarının büyük bir kısmını hepimiz biliyoruz ya da onları zaten farkındayız fakat bu oyun sayesinde , olayların gelişme sürecine de tanıklık yapmış bulunuyorsunuz .
    ayrıca oyundaki ani sahne geçişleri hem sizi oyunda tutuyor hemde size sıkılacak bir süre bıraktırmıyor . bence başarılı bir oyun gidin derim. son olarak bu oyunu oynamanın iyi bir kondisyon gerektirdiğini düşünüyorum . bu oyunu çıkarmak için sıkı bir çalışma gereklidir bence bu yüzden kendilerini tebrik ediyorum .
  • bugüne kadar izlediğim en iyi oyun. hiçbir oyun için bu cümleyi kullanacağımı tahmin etmezdim, lakin öyle. ceren ercan, türkiye tiyatro tarihine geçecek bir metin yazmış, yelda baskın yönetmiş, harika oyuncular oynamış; oyuncular açısından epey zorlayıcı, sağlam bir efor gerektiriyor.
    lakin benim bu oyunla ilgili söyleyeceklerim bu kadar yavan değil, ancak nasıl anlatacağımı, nasıl tarif edeceğimi gerçekten bilemiyorum. öncelikle şunu söyleyebilirim, siyasal söylemde yenilik işe buna denir. seyirci olarak kendimize mi bu kadar güldük, beceriksizliğimize mi, pasifliğimize mi, sivriliğimize mi, neye güldük... neye ağladık mesela, hıçkıra hıçkıra her seyircinin farklı bir noktada neydi ağlamasının sebebi... seyircinin bir türlü o koltuğa oturamamasının, o kıpırdanmanın nedeni, bu ülkeyi çok çok çok sevmemiz belki de...
  • 21. istanbul tiyatro festivali kapsamında 16 kasım'da bbt'de izlediğimiz oyun. daha önce gülünç karanlık'ta izleme fırsatı yakaladığımız alican yücesoy'un önce çıkan performansı olsa dahi; damla karaelmas, defne şener günay, emre koç ve irem sultan cengiz'in performansları da çok çok iyiydi. oyun baştan sona izleyiciyi içine alan, her anını takip etme isteği uyandıran bir hızda ilerledi. bunda bbt'nin yüksek sahne kullanımından kaçınarak izleyenle oyuncu arasındaki fiziksel sınır ayrımını belirgin tutmamasının da etkisi olduğu görüşündeyim. türkiye ve dünyada yaşanan siyasi ve insani abuklukları gözümüze sokmadan farklı karakter ve kişilikler üzerinden eleştirmesi çok güzeldi. festivali takip etmek üzere salonda bulunan yabancı konukların oyunu üst yazı çevirilerinden takip edişlerini izlemek, jest mimiklerini göz ucuyla olsa dahi takip etmek ayrıca keyif verdi.* avrupa'nın yaşanan mülteci akınına karşın politik umursamazlığı ve oyunun bu kısmına gelindiğinde yabancı konukların yüzlerindeki ifadeler salonun içerisine oldukça tuhaf bir enerji bıraktı. gergin, tuhaf anlardı. izleyenler arasında yerini alarak oyunu takip eden erol ozan ayhan'ın oyun akışı sırasında birkaç yerde izleyenleri adeta komedi dizilerindeki espri anında *burada gülünecek* gülme efekti gibi yönlendirici müthiş kahkaları da ayrıca güzel detaydı. *
  • sadece bir köprünün ayrıdığı ataköy-şirinevler metrosunda inip,geniş sokakları ve görece sessiz-sakinliğiyle bir avrupa kentindeymiş hissi uyandıran sokaklardan yürürken oyuna,köprünün taraflarıyla ilgili düşüncelerimi anlatıyordum bir yandan yanımdakilere ve biliyordum bu oyunu çok seveceğimi o anlarda bile
    çünkü seni seviyorum türkiye!
    japon senryuları gibiydi bence oyun; insana,durumlara,olaylara,etrafımızda,çevremizde,yanıbaşımızda,içimizde olanlara dair bu kadar çok şey anlatabilen,bunu mizah ve hicivle harmanlayıp,bu kadar yalın ve sade ortaya koyabilen...
    taksim'den moda'ya,fassbinder'den çelik'e,arizona'dan güney kıyılarına,kemancı'dan,özgür kız reklamına,her biri bizden karakterlerine,zekice, detay detay işlenmiş,herkese bir çok yerden dokunan,gözlem ve sosyolojik analizi mükemmel bir metni vardı oyunun kesinlikle.
    dekor,oyunun çok katmanlılığına eşlik eder nitelikteydi,reji,dramaturji,oyuncular ve performansları harikaydı.
    özetle ''seni seviyorum türkiye'' harika bir ekipten harika bir oyun olmuş,tebrikler!
  • göndermesi bol güzel bir oyun tebrik ederim.
  • ilk gösterimi 21. istanbul tiyatro festivali’nde gerçekleşen, tek perde ve yaklaşık 90 dakikalık bakırköy belediye tiyatroları oyunu.

    beyoğlu’nda bir çamaşırhanede bir araya gelen ve günlük hayatta tanışıklıkları olan ya da birbirlerini “gerçekten” tanıdıklarını sanan 5 kişinin üzerinden bize bizi anlatan bir oyun. düşününce türkiye’yi sembolize etmek için her renk/beden/model/marka çamaşırın bir araya geldiği bir çamaşırhane çok iyi seçim olmuş. 5 kişi birbirleri ve kendileri ile yüzleşirken izleyiciyi de kısa bir zaman tüneline sokarak günümüz türkiye’sinde hızlı bir yolculuk yaptırıyorlar. 90’larımız, 2000’lerimiz, yırtmaya çalışmalarımız, siyasetimiz, çareyi başka ülkelerde arayışlarımız, “gezi”lerimiz, gaza gelişlerimiz, arap turist alerjimiz, ohallerimiz, cepheleşmelerimiz ve tribünleşmelerimizle rahatsız edecek kadar “biz” bir oyun. bunu da unutmamışlar ya da aynı benim vereceğim tepkiyi verdiler yav dedirten yerleri o kadar çok ki. yazar ceren ercan gerçekten toplumumuzun son yıllarını iyi gözlemlemiş. ince görüp sağlam kahkaha attıracak anlarda da ağız tadıyla gülemedik zira ağlanacak halimize gülmek gibi bir şey. pride bölümü ayrıca boğaz düğümlüyor.

    alican yücesoy’un performansında hayvan çiftliği’ndeki vücut dilini anımsatan yanlar var. o üst üste giyindikçe biz bunaldık. salonun sıcaklığı kadar yaşarken üst üste giydiğimiz kimliklerimizi hatırlattığı için olsa gerek. defne şener günay, damla karaelmas ve irem sultan cengiz özellikle sizli/bizli bölümlerdeki alttan ilerleyen gerilimi iyi yansıttılar. bir an aklıma zengin mutfağı düşmedi değil. karşılıklı paslaşmaları da başarılı. emre koç’a ayrıca dikkat derim.

    her zaman ekibinin çalışkanlığını takdir edip severek kayırdığım bakırköy belediye tiyatroları’nın, alican yücesoy genel sanat yönetmenliğine geçtiğinden beri önemli klasiklerin yanında çağdaş eserlere de ağırlık vererek çok sesli bir dil benimsemesi dikkatimi çekiyor. ve kesinlikle daha prostest bir havaya büründüler. ki tiyatro da protest bir sanat olduğuna göre eşittir bu insanlar bu işin hakkını veriyor. (düz adam sami mode) seni seviyorum türkiye de hakkı verilmiş oyunlardan. ve evet taksim çok bozuldu!
  • uyduruk milliyetçi bir oyun sanmama rağmen arkadaşımın ısrarıyla gittim.

    muhteşemdi. her parçası, her detayı muhteşemdi.
  • doğrudan mesajlar ile dolu değişik bir oyundu. oyuncu performanslarına denecek hiç bir şey yok. fakat söylemek istediğini çok doğrudan söylüyor. bir çamaşırhaneyi mekan olarak seçen oyunun interaktif bölümü en çarpıcı bölümüydü. tek perde 90 dakika olması doğru tercih. sözlükteki diğer yorumların aksine ben en zayıf noktasını ceren ercan'ın kalemi olarak gördüm. metin mesajlarını direkt vermesine rağmen sembolik rejisi oyunu tutarsızlaştırmış.