şükela:  tümü | bugün
  • selvi boylum al yazmalım filminden bir replik.
  • bazen söylemeye takatin olmadığından, söyleyince cevap olarak bir "?" almaktan korktuğundan, söylersen dünyanın sonu olduğunu sandığından bir türlü senden dökülemeyen cümledir.."sence" gözlerinin önündeyken bunca delil, fazladan bir cümle kurmaya gerek yoktur.."o"na göre de ortada somut bir şey yoktur..ve bence ortada böyle dolanıp durmanın bir anlamı yoktur..
  • bir kadından duyulduğunda, erkek olan adamı o kadına meftun edecek cümlelerden.

    canı kim cananı için sevse cananın sever
    canı için kim ki cananın sever, canın sever*

    muhteşem beytinin, ilk mısraıdır bu.
  • cümleyi kursan da anlaşılamayandır...
    ya işine gelmezlikten, ya saçma sapan kadınsı oyunlardan*/imalardan sanılmasından...
  • -durursam bir daha kurtulamam.

    kendini tutması gerektiğinde tutabilen bir adam olsaydım, bu halde olmazdım. sabırsız ve bir nebze şımarık bir adamımdır. içimden geldiği gibi yapıp yıkmayı severim, yapamadığımda da uğraşmak için üstüne düşmeyecek kadar da tembelim. duramam, durmam gerektiğini bildiğim, zamanın geçmesine inandığım her koşulda, ben o zamanı geçiremem, söylerim, yaparım. bu yüzden boka buladığım her işin sonunda da pişkin pişkin böylesi hayırlıymış derim. gördüğünüz üzre kendime kızgınım. durmayı öğrenemedim, ders çıkarabileceğim hatta çıkardığım tonlarca örneğini gördüm. bir sürü pot kırdım, bir sürü işi berbat ettim. karıştırdım.

    duramamak, söylemek, ona sevgiden, mutluluktan, yanında olmaktan hemencecik bahsetmekte büyük hatamdı, duramadım.

    -ziyanı yok gülüşü yeter bize.

    bazen bazı insanlar, bizlere güldüğünde, başka insanların güldüğü gibi gülmediğini farkederiz. ağlamak kadar garip bir hissiyatı var gülmenin. birlikte gülebildiğin insanlar, birlikte ağlayabildiklerden bu yüzden her zaman daha önemlidir. hayatında zaten her şeyi paylaştığın adamlardır, mutlu ederler, mutlu edersin. bir insanın başka insana karşı paylaaşabileceği daha büyük ne olabilir ki? mutluluk, mutluluk vaadi, yanında mutlu olabiliyorum demenin büyüsü bence aşktan daha kutsal bir his.

    bu yüzden yanımda mutlu olabilirsin dedim.

    -yüreğim kaydıysa günah mı?

    ilişklilere karşı korkağımdır. yani şöyle diyelim, dönüşümle devam eden evreli bir süreç olduklarını düşünürüm. her tanışmanın bu yüzden bir zaman sonlanacak bir ilişki başlattığına inanmam. evreler vardır, dönüşümler. arkadaş, sevgili, aileden biri, eski sevgili… nasıl bir değişime uğrarsa uğrasın, ilişkilerin her biri, insanı olgunlaştıran süreçler yaşatır. aşkı, sevgiyi, dostluğu ya da düşmanlığı bugün tanımlayabiliyorsak eğer, tanışma sürecinden sonra gelen o dinamik evrelerden yararlanırız. bu yüzden ilişkilere karşı korkağımdır. ne olacağı belli olmaz. istatistiklere inanmam. ilişkiler üzerine söylenen basmakalıp laflardan nefret ederim. her insan farklıdır, her zaman farklıdır, bu yüzden korkağımdır. attığım her adımı kendi adıma ben de sağlam basamam. geleceği göremem, geleceğin görülebileceğine inanmam. çıkarımların hiç bir konuda insanlar üzerinde tesadüfler dışında başarılı olacağını sanmam. bazen sırf korkaklığımdan işte, aşık oluverdim sanırım, bazen acabalarım yüzünden düşman kesilirim, kestiremediğim içindir sırf, beni arkadaş olarak görenlere açılırım. adımlarımdan emin değilimdir pek ilişkiler konusunda. anladığım kadarıyla da adımlarından emin olamayan insanlar, arkadaş olarak daha çok tercih ediliyorlar.

    ama evreler yüzünden seni beklerim dedim.

    -çamura saplansam yardıma gelir misin?

    fedakarlıklar yaptım. çok fazla hem de. bazılarının değeri bilindi, bazıları sonra bilindi, bazıları hiç bilinmedi. yine yapardım. reddedilmenin trajedisi burda başlıyor sanırım. elinde vaatlerle kalıvermek, yapayalnız ve asla boş olmadığını bildiğin vaatlerle kalıvermek, suratına bir kez daha gerçekleri vuruyor. insanlar filmlerdeki insanlar değil. insanlar artık mutluluğu seçenler değil. fedakarlıkları, göze aldıklarını umursamıyorlar. onlar neyi vaad ettiğinden çok, kimin vaad ettiğiyle ilgileniyorlar. dünyanın şu an kötü bir yer olmanın da temelinde bu var. sıfatları unuttuk, inançlarımız kalmadı. insanlar için önemli olan imaj, isim, marka. kötü insanlar bu yüzden sayıca arttı. işimize geliyor, imajlara takılmak kolayımıza geliyor. mutluluğumuz için fedakarlıkların her birini göze alan adamlara karşı bile imaj bakıyoruz. biz buraların daha da kötüye gitmesi için zorluyoruz. renkli isimlerin ve reklamların gizlediği firma pislikleri gibi, jöle ve parfümlerle günahlarımızı saklıyoruz. başka insanların mutluluğu için kendini mutluluğunu paylaşmak isteyen kim varsa ezik buluyoruz. arabesk olduğunu düşündüğümüz için kaçtığımız duygularımızdan aslında özümüz ve gerçeğimiz oldukları için kaçtığımızı itiraf edemiyoruz. bizler için her türlü fedakarlığı göze almış insanlara nankörlük yapıyoruz. biz bol sayıda nankör daha sonra kötü insanların neden sayıca fazla olduklarını sorguluyoruz.

    o yüzden kötü insanlardan bahsettim.

    -elini tuttum sıcacıktı, yüreği elimdeymiş gibi.

    temaslar önemli. tesadüfler. tanışmalar, rastlamalar, kulağa takılan hikayeler, görülenler ve denk gelen müzikler. hayatın her dönüm noktasında, oraya gelmemi sağlayan, ya da orada vereceğim kararı almamı sağlayan kim varsa, kimin bir şekilde etkisi olduğuysa, o kimselerin aslında allah’ın bir şekilde hayatıma somut müdahaleleri olduğuna inanırım. ilişkilerin demin bahsettiğim, beni korkuya iten bilinmezliğinde aslında kutsallık olduğunu bu yüzden düşünürüm. hayatımda karşıma çıkan her kimse, bir şekilde iz bırakır. yelkenliysem, onlarda irili ufaklı rüzgarlardır. basit, kişe ama oldukça önemli bir metafordur bu. hayat bizim seçtiğimiz gibi gitmez. karşımıza çıkan insanlar ve onlarla geçirdiğimiz zamana göre şekil alır. alın yazısı denilen her ne ise, bir şekilde tanıştığımız ve oluşturduğumuz çevremiz sayesinde yazılır. ya da yazılmış şeyi yaşamamız için karşımıza onlar çıkarılır.

    ben bu yüzden elini tutmayı çok istedim.

    -elinden tutuversem benimle gelir mi?

    -seninim işte alıp götürsene beni.
  • sıcacık ellerinden tutup bağra basılan ve gözleri, o gözlerinin içinde uzanan uçsuz bucaksız sevdada kaybolunmak istenen, sıcacık yüreği yüreğin üzerine bastırılıp ağırlığı altında aşkının ezilmekten daha güzel bir şey olmayan candan sevilen yürek yarısının buğulanmış gözlerinin yalvarır bakışları altında titreyen dudaklarından döküverdiği, ayrı düşme vakti geldiğinde sevdalıdan ayrı düşmeye dayanamayacak gönlün son bir çırpınışı misali "gel al götür beni" dercesine ve "bırakma ellerimi tut, tut yoksa düşerim sensizliğin içine ve sensizlik bir ölüm benim için" feryatlarının bakışlarından süzülüp kanlı yaşlar ile karışık karlı yüreğin orta yerine bir ateş olup düşmek suretiyle dağlayıveren bedenleri ve ruhları tarihsiz acılara sürükleyen yakarış, yalvarıştır.
  • yok be bir yere götürdükleri yok. çağımızda bunun iki anlamı var.

    -seninim işte alıp götürsene beni.
    (1)-starbucks? mado? nereye gidelim sen seç ben ne bileyim.

    -seninim işte alıp götürsene beni.
    (2)-gel bizim eve gidelim.

    dominant bir şekilde evimin kadını olacaksın uleyn!!ya da kibarca seninle bir ömür yaşlanmak istiyorum necla! cevaplarını aldığınız dönemler geçeli, yeşil çamlar büyüdü hatta balta ile gövdelerinden kesildiği için. bu ot gibi devre alışın. zaten artık ''benimle arkadaşlık eder misiniz?'' demek bile yok. çıkmak fiili günümüzde bu anlamla kullanıldığı için bir espirisi de kalmadı artık. kimse de demiyor ki nereye çıkalım? niçin çıkalım?