şükela:  tümü | bugün
  • kan donduran ve yutkunmaya sebep olan bir anne tehdit cümlesi.

    genelde misafirlikte zıvanadan çıkınca son aşamada söylenir.

    ilk aşama: kaşla gözle işaretler
    ikinci aşama: sözlü uyarı
    üçüncü aşama: uslu durmazsan eve gidiyoruz tehditi
    dördüncü ve son aşama: seninle evde görüşücez...

    içinde çok derin anlamlar barındırır.
    net bir söylemi olmadığı için daha etkilidir.
    başına gelecekleri tahmin etmek için hayal gücünü kullanırsın.
  • eve gidince ebeveynin keyfine bağlı olarak değişen tutum.

    sinir küpüyse;

    - ulan ben demedim mi sana milletin yanında beni çığırımdan çıkarma diye şerefsiz,

    mutluysa;

    - yavrum. neden böyle yapıyorsun? insanlar yaramaz olduğunu düşünecek. ailesi bu çocuğa terbiye verememiş mi diyecek.
  • babadan duyulduğunda anında üçbuçuk attıran bir söz öbeğidir.

    klasik, sokaktan eve gelmeyen bir çocuktum eskiden. akşama kadar sokakta takılır, maç yapar, gezer, internet cafede veya playstation cafede vakit geçirirdim (gta, fifa 2005, tekken her daim favori üçlüm olmuştur, neyse geçelim.) ve evdekileri çıldırtırdım. annemi bir nebze de olsa atlatabiliyordum, sözlerine pek kulak asmıyordum ama babam başkaydı. aslında dışarıya karşı hep çocuk ruhlu bir adam olsa da nedendir bilinmez bize karşı çok ciddileşirdi babam. benimle de hiç kafası uyuşmazdı. kafa uyuşmazlığı hadi neyse de, hiç "babalık" yapmaması asıl beni üzen noktadır aslında. halen de öyle. hiçbir konuda beni bir şeye yönlendirmedi, hiçbir şey için fikrimi sormadı, kritik anlarda hiç yanımda olmadı. bana köstek de olmadı elbette. ama nötrdü hep. müdahil olmuyordu hiçbir şeye. hani başım sıkıştığında "babam gelse de şu işi halletse" diye içimden geçirmemişimdir hiç. arkamda hiçbir zaman öyle bir güç hissedemedim. halen de hissetmiyorum. yani çok şey bekliyor değilim aslında. amerikan filmlerindeki gibi "otur bakalım evlat, derdin ne, dök içini, büyükbaban benimle hep konuşurdu" filan demesini beklemiyorum ama yok abicim ya, kırıntısı dahi yok. varlığıyla yokluğu aynı adamın. hatta varlığı ayrı bir dert. genellikle telaşlı ve sinirli olduğu için bir şekilde çatışmaya sürüklüyor ortamı.

    neyse geçelim. ne diyorduk? sanırım orta bir ya da ikiye gidiyordum, saat akşam 9 olmuş, ben hâlâ internet cafede fifa oynuyorum. derken omzumda bir tık tık sesi hissettim, döndüm bir baktım ki babam! böyle bir öd kopması, telaş görülmemiştir yeryüzünde. hoparlörü kulağımdan nasıl çıkarttım, nasıl ayağa kalktım belli değil. bir yandan da allaam inşallah tokat filan vurmaz, beni burada rezil etmez diye iç geçiriyorum. babam da belki hayatında hiç olmadığı kadar sakin. sessiz sessiz konuşuyor, sanki buraya bana baskın yapmaya gelmiş değil de halim vaktim yerinde mi diye kontrol etmeye gelmiş gibi davranıyor. hani o halimizi biri görse "bak, ne güzel baba oğul kaliteli kaliteli vakit geçiriyorlar" filan diyecek. ama gerçeği bir ben biliyorum. bir de babam.

    cafeden çıktık, her yerimden terler aka aka gidiyoruz eve. babam yolda saydırmaya başladı. baya bağırıyor. meğersem deminki sakinliği ortamdan kaynaklıymış. ben de beni düşünüyor sanmıştım. o kadar sinirliydi ki dedim galiba beni yola yatırıp dövecek. şimdilik sözleriyle döverken, ben fiziksel bir hamlede bulunmasından korkup, "baba vuracaksan evde vur, yolda bir şey yapma" dedim. "tamam, sen dur, seninle evde görüşücez" dedi. oh dedim, en azından sokakta dayak yemekten kurtulduk.

    eve geldik. ben kendimi hazırlamıştım aslında ama beklediğim şey olmadı. babam esti gürledi, hatta bir ara eline bir tane tabure alıp bana fırlatmaya kalkıştı ama tuttu kendini. ben de dayak yemişten beter bir halde odaya gittim, uyudum.

    son olarak şunu belirteyim, o gün de, onun öncesinde de, sonrasında da bana bir fiske vurmadı babam. ama bazen bazı sözleriyle dövmekten beter ettiği doğrudur.