şükela:  tümü | bugün
  • 1974 yapımı, kadir inanır ve perihan savaş'ın başrollerini paylaştığı türk filmi.
    ali şen, nubar terziyan, turgut özatay diğer rollerde. perihan savaş kabadayı kadir inanır'ın desteği ile assolist oluyor.
  • dört dörtlük bir barbaros erköse belgeseli. bertan başaran çekmiş. çalışılmış bir belgesel olmuş, hepsinin ellerine sağlık. parçalarına ayırıp her yönüyle ele almışlar. veya köklere inilmiş de denilebilir. enstrümanın, coğrafya ve tarih bağlamlarında ortaya çıkan varyasyonun akışın içine barbaros erköse konmuş. sanat-kaynak ilişkisi çok zor bir konu olduğu için bu konuda yaptıkları denemeleri takdir ettim.

    müthiş bir insan barbaros erköse. yaptığı müzik de harika. cazname albümü nasıl bir seçki nasıl bir rengarenklik anlat anlat durulmaz. başından sonuna gittiği duygular hani mekanlar hepimizin/kimimizin dünyası aslında. onu bize veriyor.

    belgeselde en çok sevdiğim şey de müzik yaptığı mekanların çeşitliliğinin gösterilmesi. jazz bardan, yemek salonuna, evdeki sofradan sokaklara metrolara her yerde çalar, her an çalabilir/yazabilir.

    hindistan'da new york'ta, tunus'ta, başka ülkelerde beraber çaldığı insanların mekanına gidiyoruz, o "toprağın" sunduklarına kulak veriyoruz, aynı zamanda o şehirlerden müziği temsile kalkmayan ama yaşam koşullarını biraz olsun sunan panaroma görseller eşlik ediyor. dolayısıyla geniş bir altyapısı var belgeselin.

    ancak bu çokluk (kimlik, ülke...) ister istemez diyalektik dönüş ile belgeseldeki röportajlarda zaman zaman bir sınır ötesi paydaşlık söylemine varmış, fakat bence burda müzik var olan bir birliğin veya paydaşlığın üstüne inşa edilen, onun sayesinde var olan bir yaratı değil, böyle a priori bir zemin yok bence. çalkantının içinde bulunan keşfedilen melodiler, müziğin kendisi bu iletişimi mümkün kılan bişey. hatta buna da iletişim denmez çok transfer değildir yaşanan. henüz ifade edilmemiş aranan bir şekli bulup sunar müzik ve o anda beraber yaşanan bir olay olur.

    giora feidmananouar brahem'i ilhan erşahin'i erköse'yi anlatırken görmek çok değerliydi. o beraberlik duygusu. dört bi yana dağılmış ama "aynı" tarihteki/çağdaki insan "göç"ünün izini tınısını buluyorlar ve ona cevap veriyorlar. erol günaydın'la rakı sofrasında barbaros erköse'nin tüm belgesel kıvranılan, hazırlanılan ama bir türlü tam ifade edilemeyen müzik sanatının doğasını spikerlerin mesleği üzerinden yorumlayışı ise tüm belgesel boyunca beklenen melodi gibiydi. (günaydın'ın duygularımız kayboluyor derken bahsettiği şey, onları yakalıyor demesi. kaybolurken yakalanan havadaki esintiler, tekrar dünyaya yollanan.)

    tüm bunların arkasında çalan o yeni bir seviyeye taşınmış havalar. taksim. atlantik taksim. "böyle geldik, böyle gidiyoruz"
    son , derken, iki üç dört