şükela:  tümü | bugün
  • verimlilik açısından, herkesin hayrına olacagı kesin olan, fakat, hak, hukuk, adalet, etik gibi kavramlar olmaksızın, kücük ülkelerin canını okuyacagına inandıgım kavram. (bkz: cus)
  • serbest ticaretten kastedilen cogunlukla ulkeler arasi mal (meta, commodity) ve hizmet ticaretidir. tabii bunun yaninda sermayenin ve emegin serbest dolasimini ve ticaretini es gecmemek gerekiyor. sermaye gunumuzde istedigi kadar serbest hareket edebilirken, emegin uluslararasi dolasiminin kisitli kalmasi gercek anlamda bir kuresellesmenin gerceklestigini iddia etmeyi zorlastiriyor ve bu ayrim kuresel kapitalizmin asil yumusak karnini olusturuyor. mahfi egilmez de "sermaye ve emeğin dolaşımı" baslikli yazisinda bu noktaya temas etmis:

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=143541
  • kuresel serbest ticarete en buyuk darbeyi vurmus korumaci yasalardan biri 17 haziran 1930'da yururluge girmis "smoot-hawley tariff act"tir. ilk basta abd tarim sektorunun cikarlarini korumayi hedefleyen bu yasanin getirdigi gumruk tarifesi artislari, pek cok ulkenin birbirlerine misilleme yapmasina sebep olmustur. 1929-1934 yillari arasinda uluslararasi ticaret hacmi %66 oraninda daralmistir.[1] dar goruslu, uluscu, kisa vadeci, korumaci ticaret politikalari, ulusal ve yerel cikarlari korumaktan cok su ise yaramislardir: "komsunu fakirlestir" (bkz: beggar thy neighbour)

    gelismekte olan ulkelere serbest ticareti en cok ogutleyen gelismis ulkelerin (avrupa birligi, abd, japonya) kendi tarim sektorlerini hala korumaya devam etmeleri, yerli biyoyakit uretimlerini subvanse etmeleri hic samimi degildir, serbest ticaretin yayginlasmasindaki en onemli engellerdendir. karsilikli korumaci misillemeler, ulke ekonomilerini mahkumlarin ikilemi dengesine benzeyen, kuresel acidan suboptimal bir dengeye oturturlar. korumaci ticaret politikalarinin cazibesi, ozellikle ekonomik durgunluk ve buhran zamanlarinda artar. abd'nin kendi otomobil sektorunu korumacilikla daha ne kadar sure yasatabilecegi cok suphe goturur.

    [1] http://future.state.gov/…timeline/smoot_tariff.html
    [2] "the battle of smoot-hawley, 18 aralik 2008, the economist": http://www.economist.com/…ory.cfm?story_id=12798595
  • dunya ticaretinin serbestlesmesi hakkinda bazi bilgiler [1]: 1986'da %26 duzeyinde olan gumruk vergilerinin dunya ortalamasi 2007'de %8.8'e dusmustur. 1990-2006 arasinda kuresel ticaret hacmi, dunya ekonomisinden iki kat daha hizli buyumus; gelismekte olan ulkeler, kuresel ihracat hacmindeki paylarini 2000-2007 arasinda iki katina cikarmislardir (2007'deki paylari %37).

    abd'de korumacı (ithal ikameci) ticaret politikalari gutmus hukumetler arasinda guya serbest ticaretci olan george w. bush yonetimi de vardir.[2] enerji bagimsizligini artirmak amaciyla misirdan etanol yakiti uretimini subvanse eden abd kimlere karsi korunmustur? daha verimli ve cevreye daha az zararli bir sekilde seker kamisindan etanol ureten brezilyali ureticilere karsi. kimler kayrilmistir? abd'nin yerli misir ureticileri, bu ise yatirim yapmis enerji ve besin sirketleri. bu subvansiyon politikalarinin misir ve diger tahil fiyatlarina olan etkisini ve 2007-2008 de yasanmis kuresel besin krizini de hatirlatayim. kendi milli cikarlarini korumak, kendi kendine yetmek icin tahil ve besin ihracatina gumruk vergilerini yukselten, kotalar koyan, fiyat kontrollerini devreye sokan ulkelerin kuresel bazda besin krizini nasil daha da kotulestirdikleri asikardi (bkz: beggar thy neighbour). bagimsizlikmis, kendi kendine yetmekmis, decouplingmis, hadi oradan.

    [1] "barriers to entry, 18 aralik 2008, the economist": http://www.economist.com/…ory.cfm?story_id=12818719

    [2] george w. bush baskanliginin ilk yillarinda ithal celik urunlerine uygulanan gumruk tarifeleri de arttirilmisti.
    http://www.marketwatch.com/…4b14-aa1c-de353001e35c}

    serbest ticaret ve karsilastimali ustunluk teorisi hakkinda bazi paul krugman yazilari:
    http://www.pkarchive.org/trade/ricardo.html
    http://www.slate.com/id/1926/ ("a raspberry for free trade, 21 kasim 1997, slate")

    (bkz: doha gorusmeleri)
  • gelişmiş batı tarafından üçüncü dünya'ya zorla dikte edilip, kendi içlerinde uygulamadıklarına dair kritiği oldukça popüler. kuzey amerika serbest ticaret bölgesi ve gümrük birliği gibi oluşumların dahil ülkeler arasında koruma, kota, bürokrasiyi ortadan kaldırırken dış ülkelere karşı bir izolasyona girdiği haklı olarak belirtiliyor.
    serbest ticaretin en ufak istikrarsızlıkta büyük devletler tarafından kısıtlanması ve denetim altına sokulması klasik iktisatçıların iyimser kehanetlerindeki yaygın refah ve kalkınmaya ulaşımı hayal kılıyor. serbest ticaretin gelişmekte olan ülkelerde istenilen sonucu vermemesinin nedeni olgunun kendisi değil hala devlet tekelinde olmasıdır. devasa girişimler uluslararası mal ve hizmet değiş tokuşu yaparken seçici geçirken devlet gümrüğünü atlatmak zorunda. istikrar döneminde anavatan'ın ticaret hukuku ve sınırlandırmaları önem arzetmezmiş gibi görülüp sadece ticaret yapılacak fakir evsahibinin ortamından dem vurulurken işler tersine dönünce hemen tedbirler alınmaya başlıyor.
    devlet 19.yy'da uluslararası ticareti kendi kurduğu şirketler üzerinden yürüttü, 20.yy'da bir kısmı elini ticaret yapmaktan çekti ve sadece sınır giriş çıkışı ile vergilendirmeye yoğunlaştı, fakat yeni dönem bunun da modasının geçtiğini gösteriyor. uluslararası serbest ticaret sürekli büyük devletler tarafından manipüle edilmekte ve devletin karar kılıcılığı, rekabeti kökünden ortadan kaldırmakta.
    devletçiliğin modası ise hiç geçmedi, sadece şekil değiştirdi ve bu yeni hali kesinlikle bireyciliğin ve serbestliğin nihai noktası değil. böyle olduğunu söyleyen sol ve sağ birçok ikiyüzlü var. ''abd çok devletçi'' diyenlerle dalga geçerken, bizzat hükümetlerin neden olduğu birçok pisliği ee serbest ticaret, kapitalizm felan hepsi iğrenç; korumacı, denetleyici ve ulusalcı ticaret politikasıyla hepsinin üstesinden gelinir demekteler. zaten her devlet istisnasız bunu uygulamakta fakat devletin s.çtığı pislik yine devletin pisliğiyle temizlenmiyor.
    serbest ticaretin önündeki tehlike artık devletin gümrük vergisi, bürokrasisi, izinleri vs. değil (duruma göre bunların nasıl inip çıktığı tecrübe ediliyor) icraat aygıtı olarak varlığıdır.
  • engellendiğinde büyük felaketlere neden olabilir. hayır, teorik olarak marksistler aksini iddia edebilir de, hun yabgusu lao-shang bu yüzden çin imparatoru wen-ti'nin sarayını yaktı, çin'i dört yıl boyunca yağmaladı ve neticede vergiye bağladı. çok uğraşmamak lazım demek ki.

    acaba bu durum biraz anakronizmle birlikte lao-shang'ı kapitalist-emperyalist güç odağı yapar mı?
  • birinci aşama, özelleştirmedir: gerekirse görevlilere bol "komisyon" verilerek kamu işletmelerinin yabancılara ya da yerli ortaklarına satılması.

    ikincisi, sermaye piyasasının liberalleştirilmesi: lafta, sermaye giriş çıkışını serbest bırakıp dış yatırım çekmek için; ama gerçekte, en küçük sıkıntı belirtisiyle birlikte sıcak paranın dışa kaçışına olanak vermek üzere.

    üçüncü aşama, kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi ve temel gereksinim maddeleri fiyatlarının "serbest piyasa"ya göre ayarlanması.

    sonuç, dördüncü aşamadır: sosyal niteliğini yitiren devlette kemer sıkarak patlayacak raddeye gelmiş yarı-aç halk yığınlarının ayaklanması, yağmalar, yakıp yıkmalar sonrası "batan geminin malları" fiyatına başkalarına devredilen sanayi ve ticaret kuruluşları.

    ve tabi ki dünya ticaret örgütü'nün serbest rekabet kurallarıyla!
  • sanayi devriminden sonra gelişmiş ülkelerin lehine gelişen bir sistemdi. bu dönemde teknolojik altyapısı ve sermayesi olmayan gelişmemiş ülkelerde -serbest ticaretin de etkisiyle- yerli üretim bitirildi, ortalık ucuz ve fabrikasyon mallarla doldu. bunun en somut örneğini kapitülasyonlar sonrası osmanlı devleti'nde görmek mümkündür.

    ancak devir değişti, ikinci sanayi devrimi olarak adlandırılan süreçle birlikte teknolojik bilgi birikiminin elde edilmesi oldukça kolay hale geldi. başlarda ünlü batılı üreticilerin teknolojisini taklit ederek üreten çin, kore, tayvan gibi ülkeler bu işi fazlasıyla geliştirip hemen hemen aynı kalitede ve çok daha ucuz maliyetli ürünleri piyasaya sunmaya başladılar.

    artık serbest ticaret az gelişmiş ülkelere değil gelişmiş batılı ülkelere zarar vermeye başladı. avrupa ve amerika, asya pazarından gelen ucuz mallarla doldu taştı. hatta avrupalı üreticiler ucuz işgücünün cazibesiyle yatırımlarını bu ülkelere kaydırarak avrupa'da uzun zamandır var olmayan istihdam sorununu hortlattılar. bu durum milli gelirin her yıl arttığı, belli standartlarda yaşamaya alışkın avrupalı çalışanların gelirlerinde ciddi kayba neden oldu. bunun siyasi sonucu olarak da milliyetçi-ırkçı partiler avrupa'nın önemli ülkelerinde (avusturya, hollanda, macaristan gibi) iktidara geldiler.

    serbest ticaretin asıl sorunu işçilerin de üretilen mal ve hizmetler gibi serbest hareket edememesi. bu nedenle ücretlerde bir denge yakalanamadığından üretim bugün bütünüyle çin gibi ülkelere kayıyor.

    bu durum böyle devam ederse, yaklaşık 50 yıl içinde brezilya, meksika, endonezya, türkiye gibi ülkeler zenginleşmeye devam ederken üretim kaynakları azalan avrupa'yla milli gelir bazındaki açığı hızla eritecekler. geriden gelen ülkelerin hazır teknolojiyi kullanma avantajı ne yazık ki avrupa'yı bitirdi. geçmişte uzun yıllar alan teknolojik sıçrayışlar artık günler içinde dünya'yı dolaşabiliyor.

    şahsi fikrim avrupa ve abd'nin kota koyarak serbest ticaret açıklarını kapamaya çalışmaları onları bitirecek son hamle olur. içlerinde bulundukları durum kaçınılmaz olmakla birlikte avrupalı iktisatçılar çıkış için var güçleriyle hükümetlerine seçenekler sunmak zorundalar.
  • kısıtlayıcı önlemler olmadan uluslarası ticaret yapma amacı güden bir ekonomik politika. her ülkenin üretiminde iyi olduğu* ürünlerin fazlasını başka ülkelere ihraç edip, verimli bir şekilde üretemediği ürünleri* başka ülkelerden almasıdır. örneğin bir arabanın tüm parçalarını kendi ülkenizde üretmeye çalışıp, arabayı kendi ülkenizde birleştirmek pahalı ve verimsizdir. ancak 'serbest' kelimesinin olumlu çağrışımına rağmen bu herkesin kabul ettiği bir görüş değildir. milli güvenlik, ekonomik bağımsızlık, az gelişmiş ülkeler için oluşturacağı olumsuzluklar*, yerel üreticiyi koruma ve dolayısıyla iş imkanı oluşturma gibi antitezler nedeniyle karşı geleni de çoktur.