şükela:  tümü | bugün
  • 29 eylül 1995'de istanbul maslak'ta il jandarma alay komutanlığı nizamiyesi önünde gece nöbeti tutarken dhkp-c üyesi mustafa duyar ve ismail akkol isimli katiller tarafından şehit edilen iki jandarma erinden biri. diğeri ise (bkz: tarkan yağcı)

    katillerinden mustafa duyar'ın ifadesinden:

    "zifiri karanlık bir geceydi. nizamiyenin önünden şüphe uyandırmadan geçiyorduk. nöbetçi olan iki asker bize dikkat bile etmedi. askerleri çapraz ateşe aldık. ikisi de vurulup yere düştü. biz yaya olarak kaçtık. arkamızdan bir süre sonra silah sesleri gelmeye başladı. bir askerin ölmeyip yaralandığını anladık. bizi kovalamaya çalışıyordu. geri dönüp tekrar ateş ettik ve onu öldürdük. sonra da karanlıktan yararlanıp kayıplara karıştık."

    http://arsiv.sabah.com.tr/1997/01/07/f01.html

    kendisini şehit eden terör örgütünün lideri (bkz: dursun karataş) bugünlerde ölümünün ardından "halkımızın başı sağ olsun", "dayı'mızı kaybettik" vs. gibi aptalca sözlerle, ağıtlarla anılırken onun ismini bugün çok az kişi hatırlıyor.
  • ergenekon soruşturması kapsamında göz altına alınan ve bunun üzerine sahip olduğu devlet övünç madalyası'nı cumhurbaşkanlığına iade eden aynı apartmanda mesleğimizi icra ettiğimiz meslektaşım.

    http://www.hurriyet.com.tr/…em/11812889.asp?gid=229
    http://www.ankarabarosu.org.tr/…ha.aspx?sicil=14953

    önceki gün giriş katındaki bürosu basılarak arandı, arama epey uzun sürdü; oradan alınıp istanbul'a götürülmüş sorgu için; umarım tutuklanmadan mesleğinin başına bürosuna geri döner.

    bugün artık avukatlık mesleği daha bir tehlikeli hale geldi; avukatlara borçlular vb. tarafından yöneltilen saldırıların her geçen gün arttığı yetmediği gibi bir de şimdi bu durumlarla karşı karşıyayız; birileri diyor ki "bizim karşı olduklarımızı savunursan, seni de onlardan kabul eder, canını yakarız"

    gün daha da sağlam durma zamanı.

    bana düşen ise neyle uğraşmak; hey allahım.
  • kendisine yapılan ayıptır, terbiyesizliktir, vefasızlıktır, hainliktir, kadir kıymet bilmezliktir, abesle iştigaldir. kendisinden özür dilenip madalyası iade edilmelidir. gerçi kime göre neye göre kadir kıymet tartışılır. birileri manda kucağına oturup, 4 karıları peşlerinde, cepleri dolar dolu, gemicikleri limanda, darıları ambarda çember sakallarını sıvazlaya sıvazlaya dolaşıyor olsalardı çok mutlu olacaklardı. daha makbule geçecekti yapılan ya da yapılmayanlar ! yakında ordunun atatürkçü, laik, kahraman her ferdi bu muameleye maruz kalacak. soruşturmadan geçmeyen atatürkçü kalmayacak. asakir-i mansure-i muhammediye'yi tekrar kurup rahata erecekler. o zamanki misyonu ile şimdiki farklı olacaktır muhtemelen ama ismen uydu *
  • "1985 yılında binlerce kara harp okulu subayı gibi gerekirse vatan uğrunda canımı feda etmeye yemin ederek askerlik mesleğine adım attım.

    askerlik hayatım boyunca yeminime sadık kaldım. 1993-1994 tarihleri arasında şırnak ili silopi ilçesi çalışkan köyü bölgesinde konuşlu eren bölüğünde bölük komutanı olarak görev yaptım.

    bu görevim esnasında 13 ekim 1994 tarihinde kuzey irak sınırında icra edilen operasyon sırasında bubi tuzağına basmak suretiyle ağır yaralandım. iki hafta komada kaldım. iki yıl tedavi gördüm. bir gözümü ve bazı iç organlarımı tamamen kaybettim. bu nedenle devletim tarafından şahsıma devlet övünç madalyası verilmiştir. 3 haziran 2009'da istanbul özel yetkili 11'inci ağır ceza mahkemesi tarafından hakkımda terör örgütü üyeliği iddiası ile yakalama kararı verilmiştir.

    bir insan, hem devletinin övüncüne mazhar olmuş bir kahraman, hem de terör örgütü üyesi olamaz. yaptığım hizmet, feda ettiğim gençliğim ve sağlığım. devletime helaldir. ancak bu çelişkinin giderilmesi maksadıyla sayın cumhurbaşkanlığı'nca tarafıma verilen devlet övünç madalyasını makamınıza iade etmek zorunluluğu doğmuştur."

    http://www.acikistihbarat.com/…erler.asp?haber=8126
  • uydurma akp ve gülen'i bitirme planı ofisinde bulunmuş kahraman. tansu çiller seviyesine inecek dangalaklar için söyüyorum,

    bu ülke için gözünü ve bacağını kaybetmiş bir kahramandır. (bkz: #16709379)

    (bkz: kutusunda egm yazısı ve damgası bulunan mühimmat)
  • ankara'da görev yapan, alanında oldukça başarılı, güleryüzlü, ilgili bir estetik plastik cerrahtır. mithatpaşa caddesinde muayenehanesi vardır. ayrıca gata'da da görev yapmakta olup, yanıklar konusunda ayrı bir uzmanlığı bulunmaktadır.
  • fenerbahçe'ye transfer oldu.

    o olmamış, sezer öztürk olmuş. neyse önemli değil, benim gönlümden serdar geçiyordu. -futbolla ilgilenmediğimi de bir kez daha ifade etmiş oldum-
  • 90'larda güneydoğu topraklarına bir gözü dahil bazı organlarını bırakan günümüzün ergenekon tutuklusu, silivri toplama kampı mahpusu. zamanında o kadar büyük bir suç işlemiş ki artık adamın nefes alması bile yasak neredeyse...

    "hakkında açılan bir soruşturma nedeniyle silivri cumhuriyet savcılığı’na ifade vermeye giden ergenekon davası sanığı avukat gazi serdar öztürk’e, ablasının cep telefonundan küçük yeğeninin görüntülerinin göstermesi bir başka soruşturmaya neden oldu. öztürk’ü adliyeye getiren jandarmalar erhan gönülbağı ve mehmet ali yaşar’a, görüntülerin gösterilmesine izin verdiği için silivri cumhuriyet savcısı burhanettin öztürk, “görevi ihmal suçlamasıyla” soruşturma açtı.

    yeğeninin fotoğraflari

    15 şubat 2012 tarihinde silivri cumhuriyet savcılığı’na ifade vermeye gelen öztürk, müracaat odasında avukatı, zabıt katibi, iki jandarma görevlisi ile yalnız kaldı. bu sırada kendisini görmek isteyen ablası da kardeşini görmek için odaya girdi. ablası öztürk’e tutuklu bulunduğu için göremediği yeğeninin görüntülerini gösterdi. bu olayı öğrenen silivri cumhuriyet başsavcısı burhanettin öztürk soruşturma açtı.

    zabıt katibi selma ulutaş’ın ifadesini alan savcı öztürk’e ulutaş şunları söyledi: “bayan odaya girdiğinde serdar öztürk gelen bayanın elini öptü. aralarındaki samimiyet bana eşi olduğunu düşündürdü ancak eşi olup olmadığını bilmiyorum. hatta bu bayan serdar öztürk’e “cezaevine görüş için gittiğimde infaz koruma memurları çok daha genç durduğumu, yaşımı göstermediğimi söylüyorlar” şeklinde konuştu. sonra bu bayan serdar öztürk’e sesli bir video izletti ve ben bu videonun seslerini duydum. kesinlikle video olduğunu düşünüyorum. videodan çocuk sesleri geliyordu. hatta bayan “sen gideli böyle büyüdü” şeklinde kelimeler kullandı.”

    savcı öztürk, jandarma görevlilerinin de ifadelerini aldı. jandarma görevlisi mehmet ali yaşar, savcı öztürk’e “bayan cep telefonunu çıkararak çocuğunun bir adet fotoğrafını gösterdi. ben de fotoğrafı gördüm. serdar öztürk’ün yanında avukatı demet reçber ve bu bayan vardı. bunun dışında kesinlikle herhangi başka bir video izlenmedi” dedi.

    jandarma görevlisi erhan gönülbağı ise verdiği ifadede “bayan cep telefonunu çıkararak çocuğunun görüntülerinin olduğu fotoğrafları gösterdi. ben de bu fotoğrafları gördüm. serdar öztürk’ün yanında avukatı demet reçber vardı. bunun dışında kesinlikle herhangi bir video izlenmedi” dedi.

    iddianame hazirlandi

    cezaevinde görüş olduğu saatlerde savcılığa götürülen serdar öztürk’ün ablasının, cezaevinde göremediği kardeşinin yanına, silivri adliyesi’ne gelmesiyle başlayan bu hikaye iddianameye dönüştü. savcı burhanettin öztürk, iki jandarma görevlisi gönülbağı ve yaşar hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla iddianame hazırlandı.

    silivri 2. sulh ceza mahkemesine gönderilen iddianame kabul edildi. 20 aralık 2012 tarihinde ilk duruşmanın yapılmasına karar verildi.

    böyle suç olmaz

    yaşananlar üzerine serdar öztürk hem katip selma ulutaş hem savcı burhanettin öztürk hakkında suç duyurusunda bulundu. öztürk dilekçesinde yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “15.2.2012 tarihinde silivri cbs.lığında ifadem c. savcısı b. ö. tarafından alındı. bu esnada, şüpheli selma ulutaş adlı kadınında zabıt katibeliği yaptığı anlaşılmaktadır. ifademin tamamlanmasını müteakip, çantamı toplarken, ablam rüya öztürk yildirim, görevlilerden izin alarak, o günlerde babamın vefatı sonrasında mersin'deki arazilerimizi almak isteyenlerle ilgili ve benim mirastan kalan arazileri satıp satmayacağımı sormak için içeri girmiştir. bu gayet insani bir durumdur ve yasa dışı bir yönü de bulunmamaktadır. jandarmanın görevi, tutuklu ve hükümlülerin sevk esnasında kaçma ve kaçırılmalarını önlemek ve güvenliklerini sağlamaktır. güvenliğe aykırı bir durum yok ise, kaçma ve kaçırılma tehlikesi görülmüyor ise tutukluların 3ncü kişilerle teması suç teşkil etmez. kaldı ki, sorgu tamamlandıktan sonra c. savcısı b.ö. gelip benim elimi sıkmıştır. aynı şekilde istanbul adli yargı komisyon başkanı sabri beye de ifade için gittiğimde soruşturma gizli olduğu için içeriye (15.3.2012) jandarma personeli dahi alınmamış, bu esnada hem sayın komisyon başkanı, hem de sekreteri hanım efendi hem ifadeden önce hem de ifadeden sonra benim elimi sıkmışlardır. yani tutukluların 3ncü kişilerle teması güvenliğe aykırı bir durum yok ise, suç değildir, örneğin, gerek mehmet haberal gerekse dursun çiçek albay yakınlarının vefatı için şevkleri yapıldığında, gittikleri yerlerde jandarma koruması altında 3ncü kişilerle temas etmişlerdir. sevk esnasında, güvenliğe aykırı bir durum yok ise, 3ncü kişilerle temas suç değildir. bunlar gayet insani durumlardır. suç olarak nitelenmeleri ve tutanak düzenlenmesi oldukça tuhaf ve gayri insani bir haldir. devlet memuru olan ablamın da beni kaçırma tehlikesinin olmadığı açıktır. ayrıca bu olay 5275 sayılı kanunun 83’ncü maddesi bağlamında bir ziyaret filanda değildir. daha sonra, zabıt katibesi olan şüpheli selma ulutaş adlı kadının ifade tutanağında hatalar yaptığının anlaşılması üzerine, hatalı bölümleri çizdik ve bu ifade tutanağı düzeltilmesi için şüpheli selma ulutaş tarafından o esnada odadan ayrılmış olan c. savcısı b.ö. ye götürülmüştür. ifade tutanağı üzeride düzeltme işlemi yapıldığı "log file" lardaki word/uyap dokümanına ait veri bilgilerinden tespit edilebilir. bu düzeltme işlemi beş dakika kadar sürmüştür. bu sürede bizde ablamda arazileri satıp satmayacağımızı görüştük. yani ablamla görüşmenin beş dakika kadar sürmesi jandarma görevlilerinin bizi özel olarak görüştürme gayretinden değil, şüpheli zabıt katibesi selma ulutaş'ın, ifade tutanağında hata yapmış olmasındandır. yoksa ifade biter bitmez jandarma personeli bizi bekletmeden savcılık odasından alarak aşağıda tutuklular için ayrılmış mahsus yere indirmektedir. en son tutanakların düzeltilmiş halini inceleyip imzaladıktan sonra görüşmemizin sonunda ablam benim bir tane olan yeğenimi ne kadar özlediğimi bildiği için gayet insani bir refleksle uzaktan cep telefonuna kayıtlı olan yeğenimin doğum günü fotoğrafını gösterdi. ancak benim bir gözüm hiç görmemektedir. diğerinde ise, kornea yoktur ve gözün içindeki küçük şarapnel parçaları nedeni ile görme zorluğum bulunmaktadır. bu göz kusurlarım nedeni ile yeğenimin resmini bile görememişken, video filan izlediğimin iddia edilerek tutanak düzenlenmesi hatalı, ancak gayet anlamlıdır. televizyonlarda günlerce yayınlandığı ve köşe yazılarına konu olduğu için herkes hatırlayacaktır. beşiktaş' ta ki istanbul adliyesinden çıkartılan ve jandarma görevlileri arasında götürülen bir tutuklunun çocuğunun, babasına ağlayarak ve bağırarak koşup sarılmak istemesini jandarma görevlilerinin önce engellemesi sonra izin vermesi eleştiri konusu olmuştu. ancak eleştirilen çocuğun babasına sarılmasına izin verilmemesi kısmıydı. şimdi bu tutanağı düzenleyen silivri adliyesi zabıt katibesi olduğu anlaşılan şüpheli selma ulutaş adlı kadın, herhalde o olaya tanık olduğunda da, jandarma görevlileri için "çocuğun babasına sarılmasına izin verdiler yasal gereğini yapın diye tutanak düzenlerdi. çünkü iki olay arasında özünde hiç bir fark yoktur.”

    silivri cumhuriyet savcısı burhanettin öztürk’ün açtığı davanın sonucu merakla bekleniyor. http://www.odatv.com/…ik-cigrindan-cikti-0907121200
    edit: link