şükela:  tümü | bugün
  • herkes sallamış kendisine, fırsat bu fırsat ben de bir tekme vurayım dedim. aslında severek de okurum zaman zaman, hatta newyork'dan bahsettiği kitabı almış ve çok beğenmiştim. "bu adamla tanışmalıyım ben ya" bile demiştim.

    ama bugünkü yazısını okuduğumda bir tuhaf oldum, pek yakıştıramadım. kendisi gerçeklerin arayışında olduğunu yazmış...

    o zaman, yalnızca "kemalist entellektüel grubun" bir parçası olmamak kaygısıyla ya da başka bilmediğim kaygılarla akp destekçiliğine soyunup tarikat grisine boyanmış bir kitlenin içindeki akları seçmek için bu kadar çaba harcarken o gerçekleri neden aramak gereğini hissetmiyor diye sormak istedim apansız.

    evet biliyoruz chp kaka, baykal dinazor, elindeki bayraklarla meydanlarda bağıran insanlar "komik ve kitsch" ve hatta grotesk, atatürkçülük modası geçmiş bir akım, cumhuriyet rejimine yönelik tehditler kara-kuru bir gazetenin başlattığı gereksiz paranoyanın ta kendisi. evet bu ülkenin tek gerçeği türban, üsküdar'daki muhafazakar abiler, akp'nin düzelttiği (?) ekonomi ve iktidardaki partinin çağdaş düşüncelerle donanmış yapısı...

    hayır, bundan on sene sonra birisi çıkıp artık taksim'de içki içemeyeceksiniz kardeşim dediğinde benim gidebileceğim bir new york'um, etrafı yüksek duvarlarla çevrili sitede, elimde soğutulmuş iyi kalite beyaz bir bardak şarapla oturup güneşleneceğim bakımlı bahçeli bir evim yok. kendisi genel yayın yönetmeni olarak artık sınıf atlamış olduğundan sokaklarla ilgilenmiyor olabilir ama sevgilimin elini tuttuğumda kötü kötü bakan insanlar var. ben bugüne bugün başı kapalı diye hiç bir kadına farklı davranmış bile değilken, beşiktaş'ın ortasında kafasında sarık, üzerinde cüppe üç adam kız arkadaşıma haziran sıcağında şort giyiyor diye (dikkatinizi çekerim, beşiktaş'dan bahsediyorum) "kaltak" dediğinde kavga ederken ve ne polis ne de korkulu gözlerle bize bakan kalabalıktan bir kişi yardıma gelmezken, kusura bakmasın ben kendisi kadar sempati ile bakamıyorum ankaradaki muhafazakar ve pek duygulu gülümseyen arkadaşlarımızın bizi sürükledikleri yere.

    ve evet, o mayıs sıcağında, annem o mitingdeydi benim, altmış yaşında gururla taşıdı bayrağını. bundan on sene önce inkılap tarihi dersi verdiği lisede, laiklik konusunun işleneceği gün türban takıp gelen ve yönetmeliklere aykırı olmasına rağmen, derste çıkarmayan kızı disipline vermek yerine iki saat konuşan ve "sonuçta demokratik bir tepki bu, görüşünü bu şekilde ifade ediyor, saygı duydum bir yandan" diyen annem.

    sayın turgut, sincan'da üzerimde yedek subay kıyafetleri, fırından aldığım iki ekmekle arkadaşımın evine giderken "kemalin p.çleri, on sene sonra o apoletlerinizi sökeceğiz" diye bağırarak kaçan insanlar anımsıyorum ben gerçeklerden bahsetmek istediğimde. isterseniz sizin hesabınızla sayalım, onlardan kaç tane var...

    serdar abi, gerçeklerle ilgilenmek isteyip, bu güzel mayıs ayının bu güzel salı gününde, kaç tane sattığını bilmediğim gazetenizin genel yayın yönetmeni sıfatıyla kaleme aldığınız yazınızda, mitingdeki gerçek sayıyı ortaya çıkartma çabanıza kusura bakmayın bir yerimizle gülüyoruz. evet, ülkemizde sorunlar gerçekten cumhuriyet mitinglerine katılan insan sayısının abartılmasıyla başlıyor, geri kalan herşeyi aştık...

    sen de mi brütüs diyerek bu entry'imi bitirmek istiyorum.

    (siyasi içerikli bu entry'im, penis içerikli bu #10178567 entry'imden daha çok beğenilmiş serdar abi... kader mi dersin?)
  • yasi genc olanlar bilmezler bu adam zamaninda bir makalede 25 kez penis yazmaya calisir ve karisi rana yi oldurme planlarini anlatirdi sadece. simdi parasini veriyorlar akp yazisi yaziyor. parasini versem butun gun beni yazar. oyle de bir adam iste.
  • "acele geri dönmem gerekiyor ama kasiyer kadın zenci ve tabii ki saymasını bilmiyor. 15 dolarlık hesap için 20 dolar verdik üste ne vereceğini bilemiyor."

    bir, zenci olmanin konuyla alakasi nedir kardesim? iki, dandik bir selahattin duman taklidi olacagim diye boyle abartilmaz; yillardir para ustu sayamayan amerikalilarla ugrasiyor, sirf bu yuzden meksikali kacak kasiyerlere sempati besliyorum ama 20'nin ustune 5 veremeyecek kadar angut bir insan da yok, hele havaalani gibi bir yerde.

    tanim: boyle bir yaziyi burada yazsa o stratejik "tabii ki"leri yuzunden burnundan kan getirilecek yazar.

    (bkz: hepimiz zenciyiz)
  • iktidar partisine methiyeler düzen köşe yazarıdır.

    29 ekim 2011 tarihli habertürk yazısında,

    "akp iktidara gelmeden birkaç yıl öncesinde cumhuriyet rejimi çökmek üzereydi. arap baharı'nda yaşananlar az daha türkiye'de de yaşanacaktı. bıçağın kemiğe dayandığını hisseden çoğunluk, kendisinin mahrum kılındığı yaşam stilini ve inanca göre yaşama özgürlüğünü artık istiyordu....
    ...akp iktidara büyük umutlar vererek gelmeseydi, cumhuriyet rejimi tehlikeye düşecekti."

    demiş, diyebilmiştir. demek amerika'dan böyle görünüyor. seviyeyi öyle yukarılara çıkarmıştır ki diğerlerinin bunu geçmesi için bir hayli uğraşması gerekecek.

    http://www.haberturk.com/…iyetin-en-inancli-bayrami
  • 3 nisan 2009 cuma http://aksam.medyator.com/…zar/4293/aksam/yazi.html

    29 ekim 2011 cumartesi http://www.haberturk.com/…iyetin-en-inancli-bayrami

    nereden nereye. hayat işte.
  • tam bir sefa pezevengidir. rahatını ve refahını sürdürmek için ne gerekiyorsa yapar. herhangi bir görüşü, bilgisi ya da becerisi yoktur. ingilizce bilen yurtdışı görmüş kenter bir ailenin çocuğu olmanın tüm imkanlarını kullanmıştır. yazıları her zaman bir yerlerden araktır. en orijinal yazıları 15-20 sene önce penisle, sado-mazo ilişkilerle veya karısı rana'yı sinirlendirdiği olaylarla ilgili olanlarıydı. sırf uzun zamandır piyasada köşe yazarı olarak bilindiği için hala kendisine köşe veriliyor. bir de neymiş washington'dan bildiriyormuş. çok çok haftasonu gezisine falan gitmişir washington'a. görüştüm dediği washington'daki ulusal güvenlik camiasının içindeki tecrübeli isimler falan da komple yalan. amerikan gazetelerinde okuduğu ulusal güvenlik analizlerini kendisi direk görüşmüş gibi kaleme alır. boş beleş bir adamdır. 20 sene önce de öyleydi ama en azından kendini o zamanlar bu kadar ciddiye almıyordu. kendisine köşe verenler de en az onun kadar soysuz olduğu için bu günlere kadar gelebildi. okumaya bile değmez.
  • 29 ekim 2011 tarihli yazısı ile hem kendini hem de rakiplerini aşmıştır. "padişahım çok yaşa"cılar arasında adeta bir çığır açmıştır. yiğit bulut'un bu rekabetten hoşnut olmadığını ve en kısa sürede efsane bir yazıyla karşılık vereceğini düşünüyorum.

    bir yandan da gün olup devran dönünce bu arkadaşların neler yazacağını düşünüyorum, fakat o dönüşü açıklayabilecek bir açı bulamadım, 180 demek bile yetersiz olacak eminim. tıpkı daha önce yaptıkları gibi...
  • karl kraus'dan yola çıkarak, doğru yere düşen sarhoş.
    kraus, "her zaman doğru yere düşen sarhoşa güvenmem" der. mesela rojin'le yaptığın "espri" ayarında bir espriyi patronun karamehmet'in kızıyla yap; başbakanın karısıyla, ne bileyim bir akrabasıyla falan yap... "mizahçı" olduğunu yutmasak bile, hiç değilse sarhoşluğunu, deliliğini samimi bulalım.
  • ne fikirlerini ne hayata bakışını ne yazılarını ne gazeteciliğini beğendim. ve fakat türkiye basınında gelmiş geçmiş en beyefendi, en eğitimli ve en 'insan' genel yayın yönetmeni olduğuna kefilim (neredeyse hepsiyle çalışmış biri olarak)

    kendisiyle çalıştığım zamanlarda ona hep asık suratlı, ketum, mesafeli davrandım, biliyorum. ve fakat, çalışanlarına (güzel ve kadın olanlarına) sarkmayan, yavşakça davranmayan gördüğüm tek yayın yönetmeniydi kendisi.
    gazetecilere "ne diyon amına koduum" diye hitap etmez, "siz" gibi hitapları yeğlerdi. yine diğerlerinin aksine (ki siz hepsini tanıyorsunuz) günde 3 öğün bağırmazdı. sesini yükselttiğini 3 yıl içinde sanırım bir ya da iki kez duydum.
    ve yine diğerlerinin aksine, karşısındakinin konuştuğunu anlar ve mantıklı (ve çoğu zaman esprili) bir cevap verebilirdi. hatta, söylediğini bir kerede anlama gibi gazetecilerde pek bulunmayan bir özelliğe sahipti.
    ha bir de iyi bir adamdı, "bugün kime ne ibnelik etsem" diye dolaşmazdı ortalıkta, onun yerine odasına çekilip kitap okurdu.
  • serdar turgut’a terörist olma rehberi

    serdar turgut pişmanmış ‘terörist’ olmadığına. valla pişmansa, ‘zararın neresinden dönsen kar’dır derdim kendisine ama o zaten bir tür terörist. tırnaksız: terörist. ne yapsın, bir türlü saygınlık sağlayamayınca işi pişkinliğe vurmuş. ismini ortalıkta dolaştırarak paraya tedavül etmeye çalışıyor. o zaten gazetelerin ‘promosyon’ eşyası gibidir. ha tabağa çanağa kızmışsınız ha serdar turgut’a.

    şu duyduğu pişmanlığa gelince…

    “terörist” olması zor be turgut. sana bir terörist olma rehberi de ben önereyim:

    önce çocukluğun, kurşun ve bomba sesleri arasında geçecek. uykundan ikide bir evi basan görevliler tarafından uyandırılacaksı n. babana küfredilecek. annene hakaret edilecek. kardeşin itilip kakılacak. ablan taciz edilecek. sen tokadı yiyeceksin, mesela ağladığın için. baban bir gün eve gelmeyecek. ya da eve gelen beyaz renolu adamlarla askerler alıp götürecek. sonra cesedini bile bulamayacaksı n. sonra babanı aramaya kalktığında, aynı şiddet sana yönelecek. ikide bir gözaltına alınıp sorgulanacaksı n. bölgedeki her çatışma sonrası misilleme olarak, köyün gençleri kurşuna dizilecek. ya da götürülüp bir daha görünmeyecek. sonra büyüyeceksin, belki evleneceksin. şikayet ettiğin karından seni kurtaracaklar mesela. ya da onu senden.

    birgün gelip topladıkları gençler arasında sen de olacaksın. önce gözaltında sorgulanacaksı n. ben diyeyim 40 gün sen de 90 gün. herkesin gözü önünde çırılçıplak soyulacaksın ama senin ellerin, gözlerin bağlı olacak. o çok öğündüğün erkekliğinle dalga geçilecek. erkekliğine ve parmaklarına elektrik verilecek. belkii hayat boyu fantezilerinde bile kimseyi dağa kaldıramayacaksı n. filistin askısına asılacaksın. kolların ve boynun ömür boyu arızalı kalacak. tabi başına kan gitmeyecek, düşünemeyeceksin bile. ama o sorun olmaz. zaten senin sorunun başka yerinle.

    arada bir su verilecek, arada bir de kuru bir ekmek. suçlamaları kabul edersen önünde iki seçenek olacak. ya itirafçı olup, babanı öldürenlerle birlikte olacaksın. ya cezaevini boylayacaksın. senin için mümkün değil ama diyelim itirafçı olmayı reddettin, gideceğin yer de daha beterlerini yaşayacaksın. alt katlarında tuvaletleri tıkayıp lağıma dönüştürdükleri bir cezaevinde hücreye tıkılacaksın. her gün tekmil verip ant içeceksin. bak bu kısmı hoşuna bile gider: doya doya, günde üç posta ‘ne mutlu türküm diyene” diye bağırır, ağzına tıkılmış bokla istiklal marşı söylersin.

    sonraaa, gece yarısı koğuşun basılıp kalaslarla sıra dayağına çekileceksin. itiraz edemezsin ya, hani edecek gibi olursan vay haline. bunla da bitmeyecek. grup grup çıkartıp, her tür işkence yöntemi üzerinizde denenecek. artık bu arada makatına cop mu sokulur, yangın söndürme aletinden gaz mı artık şansına kalmış. annen mesela o bahsettiğin çöreklerden getirecek ama sen yiyemeyeceksin. çörek bir yana su bile bulamayacaksın. tam bitlerini kırarken düşünmeye başlayacaksın, suçum ne, demeye. birden fark edeceksin ki aradığın fırsat önüne gelmiş!

    işte o zaman terörist olmaya hazırsın demektir. eğer buralardan sağ çıkmayı becerirsen valla senden bile ‘terörist’ olur

    inci hekimoğlu