şükela:  tümü | bugün
  • edebiyat aleminin yakından bildiği, bir çok edebiyat dergisinde boy gösteren şair kişilik. fazlasıyla munis bir kişiliğe sahip olduğundan şüphelenmekteyim. herkeslerin sevdiği bir şair olduğundan şüphelenmekteyim. kendisi ayrıca istanbul şiir zirvesinde gözükecek şairler arasındadır. şair eşi * ile birlikte zirvemize konuk olarak katılacaklardır.
  • otel hayret

    bir çarşaf genişliğinde hayatım
    savaştan söz açarken bütün eşyalar
    eve dönmedim, hayrette kaldım
    insan, kendine benzeyen şeylerden kaçar
    suya koşan balıkçılar, yağmurdan
    okunmaz olur yüzleri
    bunu yalnız körler,
    içerden görenler bilir
    nişan yüzükleri, ıslak anneler
    kışlaya doğru yuvarlanırken
    gökyüzünün de aklı var elbet
    aklından geçirdiği kuşlar
    bıçak satan bir kadının
    oturduğu gazetenin üstünde...

    günler, kendine sarılmış palaska
    savaştan söz ediyor bütün eşyalar
    birbirine girmiş lehçeler,
    çaydanlıkta kaynayan su
    evleri batkın nice kara kardeş
    gökyüzünü de aklı var elbet
    yemin törenleri dışında
    çarşı izninde oluyor güneş
  • sırtını yıkayamayanlar için banyo müziği

    nasıl yoksuldun, nasıl annesiz
    yanağına baksın diye
    ayna tuttuk sana biz

    nasıl sessizdin, nasıl nefessiz
    ruhun acıkır diye
    şarkı çaldık sana biz

    öyle susuzdun, öyle yeşilsiz
    ayağını öpsün diye
    ırmak olduk sana biz

    öyle yersizdin, öyle ötesiz
    kalbin soğumuş diye
    ağıt yaktık sana biz
  • kişiliğinden maada düzgün düşünme biçimiyle de takdirimi toplamış şair/yazar. konuşurken; samimiyeti ve sahip olduğu birikimi üzerine olumlu yönde düşünmeme sebep olmuştur kendisi. *
  • 1972-rize doğumlu. edebiyat bölümü mezunu. dar zaman rivayetleri ve magmada kıs mevidimi adlı iki şiir kitabı var; yakın zaman içerisinde ithaki yayınlarından, edebiyat üzerine denemeleri yayımlanacak. beklemekteyiz.
    1998'de "bıldır" adlı bir şiir yıllığı hazırladı.
    yasakmeyve, varlık, edebiyat ve eleştiri başta olmak üzere pek çok dergide şiir ve yazıları yayınlanmakta.

    "zaman bensiz yapamaz
    elimdeki kadehi düşüren
    sesin benden çıkarsa
    toplan gidiyoruz, yerimiz dar
    dönersek bir gün denizlenerek
    kalbimde uyuyan hançer üzre
    naftalin ve mermer beklesin"
  • hamam deresi mevkiindeki kötü ve parasız günlerde eski daktilosunun sesini yan odadan odama doğru savuran ve "gecede göz tutanakları" diye beni bir vakit anmış bir insan, bir şair, bir karmaşa, bir telaş, bir unutuşun paslı yazı...
  • genç şairler üzerine yoğunlaşan yazıları farklı tartışma alanları oluşturdu. taşra konusunda hassas olduğu söyleniyor. ayrıca çeşitli dergilerde duyrusuna rastladığım, 1960 sonrası doğumlulardan oluşan bir şiir yıllığı hazırlığıyla meşgul. merakla bekliyoruz.
  • 1972 yılında rize’de doğdu. rize lisesi’nden mezun oldu. bir süre, botanik ve toprak bilgisi okudu. dumlupınar üniversitesi türk dili ve edebiyatı bölümü’nden mezun oldu. özel bir televizyon kanalında program yapımcılığının yanında kültür sanat danışmanlığı da yaptı. şiir, deneme ve eleştirileriyle pek çok dergide yer aldı.

    şiir kitapları: dar zaman rivayetleri (1996), bıldır (1998, şiir yıllığı), magmada kış mevsimi (2003)

    aşağı bir kaç şiirini aktarıyorum.
    kaynak: http://www.mevsimsiz.com/…asp?id=169&detay=eserleri

    "selika"

    kayalıklarda dinlenen bir şarkıydık
    yoksul adamlar bilirdi yüzümüzü
    gittin niyetsiz bir şafakla söyleştin
    ıslak pervazlarda gülüşün kaldı
    yağmurdan önce saçların
    ateşte kızarmış güllerin vardı

    sen susadıkça bir ceylan ölürdü apansız
    dilek ağaçları sökülürdü yamaçlardan
    kıyısında dinlendiğimiz zerdali
    saraçlar çarşısında yakalanırdı
    ruhunun ritmini sunarken kayışlara
    ben boğulurdum sen susadıkça

    gözlerin ertelenmiş bir bahardı
    rıhtımsız gemilerin süslendiği
    sarı divanlarda yasaklar
    açılmamış nevresimler ve muskaların vardı
    durmadan yağmalanan bir şeydi akşamlar

    kayalıklarda dinlenen bir şarkıydık
    yoksul adamlar bilirdi yüzümüzü
    usulca dağlara çektiler bizi
    bilmediler / bilmesinler
    hangi gülün kokusundan zehirlendiğimizi

    kime yenilmeliyim söylemiyor toprak
    papatyaların kehanetinden yorgunum
    yorgunum yüzüme defnedilen mahşerden
    niyedir bilmiyorum ama
    geceyarısı şeytan deresine vuran
    ayışığına teslim ediyorum seni
    ilk defa kendimi yenmekten dönüyorum
    kendime gelirken senden gidiyorum
    yüzün silinmiyor akşamlarımdan
    ellerimde ayrılıkların esmerliği varken
    sen de git selika git
    kendini de götür giderken

    yağmur kabartmaları
    yağmur biraz daha ileri giderse
    eski halin seni sorar içimde
    durmadan bir şeyler kırılır...
    bir yaprak düşerken beni götürür
    saçakta dağınık güller, gölgende
    geriye doğru koşan atlar...

    yağmur biraz daha ileri giderse
    geçmişi şikayet eder annelere
    kızların dudakları kesilir
    zarflara yaslanmaktan...
    korku'nun ortasında 'r' gibi
    titrer kiremitler...
    vitrinlere
    çarpıp dökülür esnaf
    bir kadın -eskidikçe daha kadın-
    dalların arasında unutulur

    adam biraz daha ileri giderse, terler...
    parmağındaki yüzüğün içinden geçer
    bir taş düşürür sesinin üstüne
    bağrını çağıran yokuşa bakar,
    orada su gibi çıplaktır söz
    çocukların söyleyemedikleri
    annelerin gözlerinden akar

    yağmur adamın içinden geçerse
    sol yanında zıplayan kurbağa
    içindeki göle çekilir birden
    kendini şikayet eden yağmur altında
    ilk defa ölü çıkar evden
    ev ölünün ardından çıkıp giderken
    yağmur...

    ----------

    "topal ve terazi"

    ben bu sesten alındım
    bir şey düştü üstümden
    eğilip alınacak gibi değil
    tüy gibi döndüm kesildiğim kapıya
    sussam uzayıp gider papatyalar ve
    banyoda çatlayan fayans sesi...
    bütün camlar birer yanaşmadır
    acısını gözlerinden ayırmayanlara
    gömleğin sökülür diye
    eğilmedim sokağa
    taşarsam alt kattaki delirebilir

    ...bu aralıkta çok alındım-
    kar gibi indim sevdiğim kapılara
    halk otobüsünde topal bir adamdım
    yürüyüp geçtim eksilen yerlerimden
    ben bu sesten alındım
    bir şey düştü üstümden
    eğilip alınacak gibi değil

    ----------

    "su masalı"

    aldatılmış bir kumsaldır zaman
    parmaklarımı sayıp döktüğüm.
    herkes ölecek yaştadır orada
    toprağı ayaklandıran bir yağmur altında
    dağlara doğru süpürülmüş barakalar
    ve hüzün,
    en eski kavuştağımız,
    kendi hâlinde bir dağ

    aldatılmış bir kumsaldır zaman
    sesimi yanağına düşürdüğüm.
    herkes ağlayacak yaştadır orda
    işlek çarşılardan kovulmuş
    terazilerin bir kefesinde gözyaşı
    diğer kefesinde kum
    ve şehir ve leheb
    ve yenilginin kokusu
    kendi hâlinde bir sis

    aldatılmış bir kumsaldır zaman
    kalbimi çevirip okuduğum.
    herkes boğulacak yaştadır orda
    herkesin koynunda ıslak bir dal
    ve aşk:
    parlak dalgaların gelip vurduğu
    kendi hâlinde bir sandal

    ----------

    "uykulu sandal"

    ateşin gözünü gördüm...
    yüzümde çiviler vardı, soğuktu
    kalın ciltli bir kitap gibi kara
    dağlara baktım
    ağır kanatlı bir şeyler kalktı
    yüzümden... kırlara sürtünüp gelmiş
    taşları ağlatır bozlak, akşamdır
    kimin kadehli kimin ağzında bellisiz
    sesleri ve yüzleri emerek büyür masalar

    her şey kana muhtaç
    güneş devrilirken sulara, uykusuz sandal
    kan yüzlü... beklemek kadar güzel şey yok
    güneş batarken dağlar kan yüklü
    gidilmemiş parklar, varılmamış dudaklar
    her şey beklemek yüklü
    bir köpek sesi gibi ılık, siyah
    bir köpek sesi gibi kıstırılmış ve sıcak
    ateşin gözünü gördüm...
    birazdan kan çıkacak.

    kaşgar
    4-2003

    ----------

    "kumaş kesen kız"

    salı günleri kadifeler giyiniyor
    yeri kolayca bulunsun diye
    ve inanıyor yaşadığına
    elleri kedisinin üzerinde
    puşkin okuyor perşembeleri

    dışarda yağmur var
    umrunda mı?
    saçlarıyla konuşmuyor hafta sonları
    elinden tutuyor sanki makas
    parmağını gösterse
    bütün kumaşlar açılacak...

    her zaman kumaş kesmiyor bu kız
    bir şiirin sonuna doğru
    söz kestiği de oluyor

    ----------

    "yalınayak"

    denize uyup gidince erkekler
    her kadın bir dağ buldu kendine
    dağlara açıldı kadınlar.
    kim konuşabilir kendi yüreğiyle
    çıplak ayaklarla yere basmadan
    susmayı ve beklemeyi öğrenmeden
    bir öğrenmek buldu kendine kadınlar.

    suyun su ile acının acıyla kapanışı
    dağlanmış bir denizi görmeye indiler
    küfürle tuzla salınan karadeniz
    yalağuz bir yataktı
    bir yatak buldu kendine kadınlar

    yokluğa ve yollara inat
    peştemallere sarılı sekiz kadın
    çıplak ayaklarla şehre varınca
    tatoğlu çeşmesi’nin başında durup
    ayaklarını suya verdi...
    sepetlerinden çıkardıkları beyaz
    yün çorapları giyip üzerine çarıklarını
    geçirdiler.yollara ve yokluğa inat
    kadınlar pazarına doğru gittiler
    bir pazar buldu kendine kadınlar

    biraz tereyağı biraz kara lahana indirip
    tuz ve gazyağı aldı, peştemallere sarılı
    kırmızılı sekiz kadın aynı çeşmenin başında
    çarıklarını ve çoraplarını çıkarıp
    sepetlerine yerleştirdi.
    bir kez olsun şikayet etmediler
    oğulları ve kocaları ölene dek sustular
    dağlar ve arkası görünmeyen ağrılar
    onlarındı, kapının arkasında beklemekten
    sapı çiçeklenmiş baltalar onlarındı...
    sekiz kadın dağlara doğru kayboldu
    bir kaybolmak buldu kendine kadınlar

    ----------

    "gül çetesi"

    altun ve kan
    korkunun suyuna gidilir buradan
    bir tek kediler geçer gözleri nemrut.
    tozlu odalarda kadınlar
    bilekleri beyaz bir ikindi
    ağlamak üzerine dehşet konuşkan
    dünyadan kuyulara bakarlar
    çürüyen kütüklere, değirmen taşlarına,
    sofra bezlerine...
    aradıkları nedir?
    bir düğün fotoğrafı:
    cinayet gibi dolapta saklanan...
    altun ve kan
    içimi dolaşırken dışımı acıtan
    siyah elbiseler içinde
    bir tek gül çetesi var
    öldürürken kan akıtmayan

    ----------

    "iki fotoğraf arası"

    i
    durur yan yana iki ağız
    ses yok, kâğıt yok, kalem yok
    ben yokum diyor masa
    ve bu yoktan kalkıyor toz
    dokunup kapı ziline
    dolaşıyor çocuk odalarını

    ii
    akan mürekkebi tut diye
    mısra sonlarına oturttum seni
    her şeyde tutulacak bir yan var
    bir dağın bir dağı tutuşuna bakma
    bir sesin bir yüzde batışını gör
    nehirleri anlatan mürekkebi tutma

    resimler ırmağa doğru bakan resimler
    beni şehre çarpıp büyüten
    ruhuma sokulmuş bir çalı
    evet öyle gibi resimler
    nerden başlamalı süpürmeye
    sesim varsa yüzünün hatrınadır
    sulara aldanarak yaşamak.

    başka şiir dergisi, sayı:7, 2001

    ----------

    "naftalin"

    sesin benden çıkarsa
    adımı bir sandala verirler
    yaz olunca
    bahçeyi konuşturan sarışın
    beni bağırtan çayırlar
    taşınca çocukların ayaklarından
    yağmur ve pervaz beklesin

    sesin benden çıkarsa
    bakmakla yükümlü olduğum bu dağ
    bakır yüzükler içinde
    masal ve tütün saran parmaklar,
    dokuzyüz elli altı doğumlu amcam
    yüzünde tersane serinliğiyle
    bekar ve uzun boylu beklesin

    zaman bensiz yapamaz
    elimdeki kadehi düşüren
    sesin benden çıkarsa
    toplan gidiyoruz, yerimiz dar
    dönersek bir gün denizlenerek
    kalbimde uyuyan hançer üzre
    naftalin ve mermer beklesin
  • türk şiirinin son dönemde yetiştirdiği en yetenekli şairlerden birisidir. karayel adında tek sayılık bir şiir dergisi de çıkartmıştır kendisi. magmada kış mevsimi adlı ikinci şiir kitabı önemlidir, okunmalıdır. iyi bir dost, iyi bir yürektir. günümüz türk şiiri onunla birlikte mustafa atapay, kadir aydemir, doğan ergül, hüseyin köse, bülent karslıoğlu, onur behramoğlu, kemal varol, metin kaygalak, emel irtem, mustafa atapay gibi genç yeteneklere sahip olduğu için çok şanslıdır. şeref bilsel'in zaman içinde pek çok değerli eser daha vereceği muhtemeldir.
  • cenk gundogdu ile hazirladigi siir defteri adli kitabi gectigimiz gunlerde yayimlandi. kitapta 1960 dogumlu sairlerden baslayarak, 2004 yilinda dergilerde yayimlanan siirlerden bir siir yiligi hazirlanmis. bununla birlikte 2004 yilinda yayimlanmis dergiler kisaca degerlendirilmis ve muhtelif elestirmenlerin siir, sair ve dergi uzerine elestiri ve inceleme yazilari eklenmis. saniyorum su vakte kadar yapilan en iyi siir yilligidir.